Avrupa’da yaşayan Kürdistanlıların, Paris’te katledilen 3 Kürt kadın siyasetçi için yaptıkları etkinlikler devam ediyor. Katliamın gerçekleştirildiği Paris’te Espace Venus Salonu’nda Kürdistanlılar, 22 Şubat günü akşam saatlerinde anma etkinliği çerçevesinde bir araya geldi.

Civaka Azad Paris bileşenlerinin hazırlamış olduğu anma etkinliğinde Sakine Cansız’ın abisi Haydar ve Metin Cansız, Fidan Doğan’ın babası Hasan Doğan, Leyla Şaylemez’in babası Abdulbari Şaylemez ve amcası Abdullah Şaylemez hazır bulundu. Kitlesel bir katılımla gerçekleştirilen anma etkinliği saygı duruşuyla başladı. Ardından üç kadın devrimci için yazılmış şiirler okundu.
40. gün merasimi için Pir Rıza Yağmur Alevi geleneğine, Melle Şevket ise İslam inancına göre dualar okudu. Anma etkinliği Kürt halkının inançlarının kardeşçe ifade edilmesiyle başladı.
Anma etkinliği çerçevesinde her üç devrimci kadının yaşamından karelerin bulunduğu 20 dakikalık bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Ardından sahneye aileler geçti. Hasan Doğan sahneye çağrılırken “Rojbîn Paris’in kızıydı” diye anons ediliyordu. Hasan Doğan “Merhaba, Apo’nun şahinleri. Paris’te bir katliam gerçekleşti. Üç fidan yere düştü. Fransa hükümeti sosyalist bir hükümet. Bir zamanlar hatırlıyorum Rojbîn ve ben kapı kapı dolaşıp sosyalistlere oy istiyorduk. Şimdi anlıyorum ki bu yanlıştı. Sosyalistler şimdi iktidarda sosyalistleri katlediyor. Fransa Cumhurbaşkanı Rojbîn’i tanıyormuş. Onların kanını yerde bırakmaması gerekiyor” dedi.

‘İnsan bir sevdaya gönül verirse’

Ardından sözü Metin Cansız aldı. Cansız, “Sevgili dostlar, Kürdistanlılar, bir şeyi görüyorum. Sizlerin gözlerinden aynı duyguları paylaştığımı gördüm. Onlar sizi çok sevdi. Siz de onları sevmeye devam edin” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Leyla Şaylemez’in babası Abdulbari Şaylemez ise “İnsan bir sevdaya gönül verdiyse o işi çok iyi yapacak. Bu nedenle Leyla’nın adı Ronahî’ydi. Eğer insanın adı Ronahî ise bedel olmayınca olmuyor. Ronahî gerçekten Ronahî oldu” diyerek, Ronahî’nin kaybının mücadelenin bedeli olduğunu vurguladı.
Anmada üç devrimcinin arkadaşları adına da bir konuşma yapıldı.
Konuşmada, “Kürt halkı adalet istiyor. Bu katliamın aydınlanmasını istiyor. Bunun için elinden geleni yapıyor” denildi. Konuşmada, katliam aydınlatılana kadar eylemlerin son bulmayacağı dile getirildi. Ardından 3 kadın devrimcinin mücadelesi ve Özgürlük Mücadelesi içerisindeki yerine dikkat çekildi. Ardından “Eğer vicdan ve ahlakınız varsa bu cinayeti aydınlatırsınız” denilerek ilgili makamlara seslenildi.
Anma etkinliği boyunca sık sık her çarşamba kadın öncülüğünde gerçekleşen eyleme çağrı yapıldı. Etkinliğin yapıldığı salonda çok sayıda çelenk bulunuyordu. Avrupa Kürt Kadın Hareketi, FEYKA, KNK, CDK, Komela Civan ve daha birçok kurum adına çelenk gönderildi. Salon mumlar ve çiçeklerle bezenmişti. Üç devrimciye ait fotoğrafların bulunduğu Espace Venus’te Kürdistanlıların anmaya katılımı yoğundu. Anma etkinliği saat 21:00’de son buldu.

Strasbourg’da anma

Öte yandan 3 Kürt kadını için önceki gün Fransa’nın Strasbourg kentinde 40. gün anması yapıldı. Alsace Mezopotamya Kültür Merkezi’nde (AMKE) yapılan anma etkinliğine katılmaya gelen Doğan ailesi tarafından kapıda karşılandı. Saat 11:00’de başlayan, Fidan Doğan’ın yakınları, arkadaşları ile Fransız dostlarının da hazır bulunduğu anmaya 300’e yakın kişi katıldı.
Anmada Kilisesi papazı Vincent Steyert de katılarak kısa bir konuşma yaptı.
Anmada Alevi Dedesi Muharrem Sahan ise kendisinin yazmış olduğu barış dileklerini içeren bir gulbang okudu. 


SELMA AKKAYA/PARİS




‘Amed’in asi kızı güle güle’


Paris’teki anma sırasında Leyla Şaylemez’in babası Abdulbari Şaylemez ile katliam üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Şaylemez, bu cinayetin Avrupa’nın yüzkarası olduğunu belirtiyordu.

Paris katliamının üzerinden tam 42 gün geçti. Kızınızla birlikte iki Kürt devrimci kadın Paris’in orta yerinde katledildi. Bu katliam ve yapan güçler konusundaki düşünceleriniz?

Paris’in orta yerinde böylesi bir katliamın olması Avrupa’nın yüzkarasıdır.  Paris’in göbeğinde bir katliam yaşanıyor. Avrupa sessiz. Şu ana kadar Kürtler Avrupa’ya sürekli sesini duyurmaya çalışıyordu. Bize işkence yapılıyor. Biz yok sayılıyoruz diyorduk. O Avrupa bizim sesimize Kürtlerin sesine hiç kulak asmıyordu. Ya da sessiz kalıyordu. Şimdi daha iyi anlıyorum o sessizliği. Bu çok açık bir katliama karşı sessiz kalındı. 42 gün geçti. Fransa yetkili ağızları ilk açıklamanın dışında bir şey söylemiyor. Bir açıklama yapılmıyor bize. Oysa düne kadar Türkiye, Fransa’nın demokrasi anlayışını sürekli örnek gösteriyordu. Fransız anayasası demokrasi konusunda örnekti. Eğer Fransa’da demokrasi olduğuna inanmamızı istiyorlarsa bu işin arkasındaki güçleri bulurlar. Önümüze bir isim koyup bununla yeterli düşünmemizi istemesinler. Bu olayın birinci boyutu.
İkincisi ise katledilenler üç devrimci kadındı. Onlar devrim mücadelesi yürüttüler. Onların şahadetini Paris’ten Amed’e oradan Mersin’de gördük. Yüzbinler, onlar için seferber oldu. Mersin’e Leyla’yı ulaştırdığımızda Newroz alanlarının kaç katı kadar kitle toplanmıştı. Bu tabloyu gördüğümde kızım ve diğer iki devrimci kadının amaçlarına ulaştıklarını düşündüm. Onlar bu halkın barış için, demokrasi için, hakları için birleşmesini istiyordu. Onların uğurlanması tam da böyle bir şeyi ifade ediyordu. Onlar başardı diye düşünüyorum. Onların istekleri yerine geldi.

Leyla’nın babasısın. Yoldaşları, arkadaşları onu günlerdir anlatıyor. Leyla’nın babası Leyla için ne diyor?

Genç yaşta birçok şeyi gördü. Öncelikle Kürtler içinde kadının yerinin gerilerde durduğunu farketti. Kadın bizim toplumda arka planda. Onunki buna başkaldırıydı. Leyla’nın altı kardeşi var. Erkek kardeşleri var. O onlar arasında sıyrılıp kendi kadın kimliğiyle mücadele etmeye başladı. İlk mücadelesi kendisiyleydi. Kadının geride olmasına büyük öfke duyuyordu. Kadını değiştirmeye önce kendinden başladı. Mücadelenin gerekli olduğunu gördü. Almanya’ya 9 yaşında geldi. Üniversite düzeyine kadar okudu. Daha sonra mücadele nedeniyle okulunu bıraktı. Okul yıllarında Alman bürokrasisine dair işlemler sırasında polis, belediye ona ‘Nerenin Kürt’üsün’ dediğinde o buna tepki duyuyordu. Hep ‘Nerenin Kürt’ü olarak kalıyoruz’ şeklinde tepkiliydi. Bu aşamada okulu terk etti. Bir yerlerin Kürt’ü olmaya karşı tepkisi onu mücadelenin, kadın kimliğinin daha büyük savunucusu yaptı. Bir baba olarak ciğerimiz yanıyor. Kürtler de kimlik kazanmak istiyor ve bu uğurda bedel ödüyor. Kürtlerin gözyaşları bu kimliği kazanmanın bedelidir. Biz de bu bedeli ödedik. Özgürlüğe giderken bedel ödeyeceğiz.  Ama tıpkı bu süreçte olduğu gibi birlikte, birbirimize daha fazla sarılarak biz bunu aşacağız. Belki daha çok bedel ödeyeceğiz. Ama bu bir kimlik mücadelesi. Kızımın ardından şunu diyebilirim; Amed’in asi kızı istediğini başardın güle güle!