Düğmeye bastılar. F-16 savaş uçakları, ilk grubun bulunduğu noktaya iki bomba attı. İlk gruptan ayrılıp kuzeye doğru ilerleyenlerin üzerine 20 dakika sonra üçüncü bomba, aynı aralıkla ikinci gruba dördüncü bomba… Yer paramparçaydı, gökten ölüm yağıyordu. 34 insan, çocuk, Kürt katledildi. Sömürgeciliğin suç dosyasına, Kürt’ün katliamlar belleğine ‘Roboskî Katliamı’ olarak eklendi.
Roboskî Paramparça 2.BÖLÜM
BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü Uludere Alt Komisyonu’nun katliamı anlamak, açıklamak ve sorumluları ortaya çıkarmak için cevabını bulmaya zorunlu olduğu soruların hiçbirini yanıtlamayı başaramadığını belirtti. Kürkçü, çoğunluk raporunun bir buçuk yılın ardından ulaşabileceği sonuçların en kötüsüne ulaştığını ifade etti. Kürkçü, 34 kez müebbet hapis gerektiren eylemde bir suç görmeyen raporun parmağını uzattığı tek ‘suçlu’nun tarihsel yurtlarını ortadan bölen sınırın iki yakası arasında mal getirip götüren Roboskî köylüleri olduğunu vurguladı.
Kürkçü katliamı bir yana bırakıp kaçakçılıkla mücadeleye yönelik güvenlik tavsiyeleriyle dolu bir sonuç bölümüyle biten ancak katliam sorumlularını adıyla anmayıp onlara yönelik hiçbir yaptırım da öngörmeyen raporun katliam sorumlularını ortaya çıkartmamak, katliamın üzerini örtmek için geciktirildiğine ilişkin kuşkuları doğruladığını da belirtti. Kürkçü, şunları söyledi: ‘’Bu sonuç kabul edilemez. Böyle bir sonuç, insanlıkla, hakikatle, adaletle, hukuk devletiyle, halkın egemenliği ilkesiyle, bağdaştırılamaz. Raporu onaylayanlar, katliama, yaşam hakları ihlal edilenlerin –Roboskî’nin yoksul Kürt köylüleri- değil, ancak harekâtı düzenleyenlerin –devletin tekçi egemenliğinin muhafızları- baktığı yerden bakabiliyorlar. Komisyon çoğunluğunun görme biçimi içinde, devletin âli menfaatleriyle çelişen şeyler gerçek olarak algılanamadı. Bu görememe halinin yarattığı rahatsız edici duruma bir son vermek için komisyon bu raporuyla Roboskî’deki hakikati yok etmeye yöneliyor. Elimizdeki rapor, alt-komisyon marifetiyle bu hakikati yok etme işleminin kaydından başka bir şey değildir ama aynı nedenle bu rapor, milletin çoğunluğu -yani halk- için de yok hükmündedir.”
Müfettiş raporu bile görmedi
Kürkçü’nün muhalefet şerhinden satırbaşları şöyle:
- Komisyon yanıtını araması gereken “Vur emri yetkisi, Genelkurmayda mı, Başbakanda mıydı? Yoksa ikisinde birden mi?” sorusu karşısında aylarca Genelkurmay Başkanlığı’nın kendisini sorumluluk altına sokan belgeleri gönderme(me)sini beklemekle, Başbakan’ın sorumluluğu konusunu ise “şuyuu vukuundan beter” kaygısıyla dilinin ucuna bile getirmekten kaçınarak, vakit geçirdi.
- Rapor, İçişleri Bakanlığı’nca görevlendirilen iki Mülkiye müfettişi ve bir Jandarma Özel Müfettişince kaleme alınan ve Komisyon’un vardığı sonuçların tam tersini işaret eden rapora tek kelime yer vermedi.
- Alt komisyon başkan güdümünde ve çoğunluk, yani AKP eksenli çalıştı. Açıklık, saydamlık, çoğulculuk ilkeleri çalışmanın her aşamasında ağır bir biçimde ihlal edildi. Çalışmalar başından beri hiçbir makul gerekçesi olmayan bir “gizlilik” kumkuması içinde yürütüldü.
- Rapor örtbas etmeyi görev bildiği katliamın katliam olduğunu saklaması olanaksız olduğu için, katliamın kaçınılmazlığına ilişkin olarak Genelkurmay’dan gelen yorumları esas alan bir olay anlatımına başvuruyor. Bu anlatı baştan sona kurgudur.
- Gerçeklerle sınandığı her durumda çöken dayanaksız iddiaların rastgele bitiştirilmesiyle elde edilmiş olan bu kurgu adeta şunun kabulünü talep etmektedir: Katliama Roboskî köylüleri “terör bölgesi”nde “kaçağa giderek” bizzat kendileri neden olmuştur. Bu kurgunun hiçbir unsuru olaylar ve olgularla doğrulanmamaktadır.
Yanlış bilgiler
- Katliamın gerçekleştiği alan ve güzergah PKK’nin yoğun faaliyet gösterdiği ve geçiş yolu olarak kullandığı spesifik alanlar arasında değildir.
- İnsansız hava aracı görüntülerinin kafilenin sivillerden mi yoksa PKK’lilerden mi oluştuğunu ayırt etmeye elvermediği doğru değildir.
- Askerlerin “terörist sivil ayrımının kesin doğrulukla yapılamadığı”na ilişkin alt komisyona oluşan Genelkurmay belgelerindeki değerlendirmeler inandırıcı değil.
- Kafilenin termal kamera görüntülerinin incelenmesinden yük hayvanlarına iki taraflı olarak hemen hemen aynı büyüklükte beyaz nesnelerin yüklenmiş olduğu görülüyor. Gözlemciler bunların silah olmadığını kolayca değerlendirebilir.
İmha etme kastı var
- Kafilenin ne türden bir tehdit teşkil ettiğine dair hiçbir somut değerlendirme yapılmaksızın ve prosedürler gözetilmeksizin ateş altına alındığı; ateş altına alınmasından önce kafilenin uyarılması ve teslime zorlanmasını sağlayacak hiçbir girişimde bulunulmadığı açıktır.
- Daha önce değilse ilk saldırı sırasında ve sonrasında insansız hava aracı görüntülerinden, hedeftekilerin siviller olduğuna dair her türlü belirti ortaya çıkmasına karşın harekat son kişi yok edilinceye kadar sürdürülmüştür.
- Kafiledekiler askeri eğitim almış kişiler olsalar F-16’ların yaklaşması sırasında havadan saldırıya uğramakta olduklarını sezmeleri, dağılarak hedef küçültmeleri gerekirdi. Oysa her dört vuruşta da çoğu çocuk ve genç olan hedefteki insanlar birbirlerine sokularak korunmaya çabalamaktadır. Hava harekatında “imha kastı” olmasa, bu görüntüleri harekat merkezlerinde izleyenlerin hiç değilse ilk vuruş sonrasında durup yeniden bir değerlendirme yapmaları gerekmez miydi?
Raporda şu sorulara cevap alınamadığını vurguladı: Harekâtı hangi otorite düzenledi; İHA görüntülerini kim yorumladı ve son değerlendirme nerede yapıldı; Harekâta ilişkin spesifik istihbarat nereden ve kimden geldi; Spesifik istihbarat yoksa “hududumuza doğru bir hareketin tespit edilmesi üzerine hava kuvvetleri uçakları ile ateş altına alınması gerektiği değerlendirmesi”ni hangi otorite yaptı; Vur emrini kim verdi?
Dosya askeri savcılıkta
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma dosyası hakkında 12 Haziran 2013’te “Taksirle ölüme sebebiyet vermekten” dolayı görevsizlik kararı verdi. Dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma kapsamında bugüne kadar MİT ve Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere birçok kurumdan olayla ilgili bilgi ve belge istedi. Soruşturma kapsamında İnsansız Hava Araçları’nı da inceleyen savcılık, son olarak Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Uludere Alt Komisyonu’nun raporunu da dosyaya almıştı.
Çünkü savcılığa göre ‘kaza’
Roboskî ailelerinin avukatları, yaptıkları basın açıklamasında, soruşturma dosyasının Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’na gönderilmesine tepki göstererek, “Savcılık bu bir kazadır diyor. Uçaktan bomba düşmüş, 34 kişi ölmüş. Bu nedenle dosyayı askeri mahkemeye göndermeye karar verdi” dedi.
Avukatlar, dosyanın 7. Kolordu Komutanlığı veya 2. Hava Kuvvet Komutanlığı Askeri Savcılıkları‘na göndermek yerine Genelkurmay’a gönderilmesini ise generallerin soruşturma kapsamında olmasıyla açıkladı.
Savcılığın kararına itiraz
Roboskîli ailelerin avukatları, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturmada görevsizlik kararı vermesine ve dosyayı askeri savcılığa yollamasına itiraz etti. Avukatlar Reyhan Yalçındağ, Cihan Aydın, Meral Danış Beştaş, Mesut Beştaş, Mehmet Emin Aktar, Tahir Elçi ve Serdar Çelebi Malatya Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na itiraz dilekçesi sundu. 10 sayfalık itiraz dilekçesinde, savcılığın bu kararının hukuksuz ve insan haklarına aykırı olduğu belirtilerek, kararın kaldırılması talebinde bulunuldu. Avukatlar, soruşturmadaki gizlilik kararının da kaldırılmasını istedi. İtiraz dilekçesinde, “Bir yandan ‘örgüt mensubu veya kaçakçı oldukları değerlendirilen’ deyip; sonrasında da savaş uçaklarıyla bombalama yapanların kasıtla değil de taksirle hareket ettiğini söylemek, çok ciddi bir çelişkidir. Savcılığın görevsizlik kararı vererek, Genelkurmay Askeri Savcılığı‘na göndermesi kabul edilebilecek bir durum değildir. Eylemi gerçekleştirenler asker kişi olabilir, ancak sivil insanların dört ayrı bombardımanla öldürülmesi ‘askeri bir hizmet’ olamaz” denildi.
Yeni bilgi ve belgeler
Roboskî İçin Adalet Girişimi her ayın 28. gününde yaptıkları basın açıklamasında Roboskî Katliamı’yla ilgili basına yansıyan yeni belge ve bilgilere dikkat çekti. Katliamın bin 370. gününde yani 45. ayı dolmuşken yapılan açıklamada, gazeteci Kemal Göktaş’ın Cumhuriyet gazetesinde başlayan yazı dizisinde ortaya çıkan yeni bilgi ve belgelere dikkat çekildi:
“Genelkurmay’ın soruşturmayı yürüten makamlara bildiriminde, insansız hava aracı (İHA) görüntüleri izleme yetkisi de olmayan MİT’in ‘Doğruluğu kuvvetle muhtemel’ notlu istihbaratı üzerine katliama sebep olan bombalamayı yaptığı ortaya çıktı.
Roboskî Katliamı dosyasına giren ‘İHA’yı kullanan yüzbaşı ile İHA Filo Komutanı, Sınır Tümen Komutanı, Jandarma Komanda Tugay Komutanı, 2. Ordu İstihbarat Komutanı’na kadar birçok askerin, grubun kaçakçı olduğu yönünde üstlerini uyarmaya çalıştıkları, ancak bombardımana karar verilince kendilerinin bilmediği önemli bir bilginin Genelkurmay’da olduğunu düşündüklerini belirten’ asker ifadelerine ulaşıldı.
İHA’yı kullanan yüzbaşı: Kaçakçıydılar
2. İHA Filo Komutanlığı’nda ‘uçucu’ olarak görev yapan ve katliam günü İHA’yı kontrol eden Yüzbaşı Duran İspir, baştan itibaren görüntülerdeki kişilerin kaçakçı olduğunu değerlendirdiğini söyledi. İspir, 27 Kasım 2013’te askeri savcılığa verdiği ifadede, görüntülerdeki kişilerin yol boyunca İHA alçak irtifada uçtuğundan sesini duymuş olmaları gerekirken düzenlerinde bir değişiklik olmadığını belirterek, “Bu durum klasik terörist harekât tarzıyla uyuşmuyordu. Teröristler İHA sesi duyduklarında ya hareket etmeden beklerler ya da ısılarının algılanmasını engelleyecek yerlere saklanırlar” dedi. Yaklaşan gruba top atışı yapılmasına da “geçmişteki tecrübelerime binaen güvenilir olmadığı, kötü sonuçlar doğurabileceği” gerekçesiyle karşı çıktığını ve bunu Filo Komutanı Binbaşı Şahin’le de paylaştığını söyleyen İspir, “Nihayetinde bizden grubun lazerle işaretlenmesini istendi. İşaretlemeyi yaptım. Uçaklar taarruzlarını gerçekleştirdiler” dedi.
Hedefi işaretleyen subay
Dosyadaki en acı verici ifadelerden bir diğeri de ‘Grubun kaçakçı olduğunu düşünen İHA kullanıcısı subayın, savaş uçakları için hedefi lazerle işaretlemekle görevlendirildiğini’ anlatması oldu.
Yeni ulaşılan ve adaletten kaçırılan bu tanık ve şüpheli ifadeleri de gösteriyor ki, Roboskî Katliamı’nın sorumluları bellidir ve adaletten kaçırılmaktadır.
Türk Genelkurmayı kapattı
Genelkurmay Askeri Savcılığı, takipsizlik kararı verdi. Soruşturmada şüpheli askerler İlhan Bölük, Yıldırım Güvenç, Aygün Eker, Halil Erkek ve Ali Rıza Kuğu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi: “TSK personelinin bahsi geçen TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdiklerini, görevi yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldığından soruşturma konusu bu olay hakkında 353 Sayılı Kanunu’nun 107. maddesi uyarınca şüphelilere ve müdafiler olaydan zarar görenlere ve vekillerine ve Genelkurmay’a tebliğinden itibaren 15 gün içinde askeri veya sivil askeri makamlara veya bizzat askeri savcılığa sözlü veya yazılı müracaatla itiraz etmeleri halinde itiraz incelemesi en yakın Askeri Mahkeme sıfatıyla Hava Kuvvetleri Askeri mahkemesinde yapılmak üzere kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.”
Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın verdiği takipsizlik kararına yapılan itiraz reddedildi.
Aileler Anayasa Mahkemesi’ne gitti
Roboskîli aileler, 18 Temmuz 2014’te, Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın takipsizlik kararına itirazın reddedilmesi üzerine yüzlerce avukatla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı. Başvurucular, Anayasa Mahkemesi’nden Anayasanın “Kişinin Dokunulmazlığı, Maddî ve Manevi Varlığı” başlıklı 17. maddesinin üç fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesini talep etti. Ayrıca en üst düzey yetkililerin başvuruculardan resmi özür dilemesi, takipsizlik ve takipsizliğe itirazın reddi kararının kaldırılması, öldürme olayı nedeniyle sorumluluğu doğabilecek Bakanlar Kurulu’nun, tüm askeri ve mülki yetkililerin yargılanmasının sağlanması için dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi talep edildi. AYM’nin incelemesini duruşmalı yapılmasına karar verilmesi de istendi.
Başvurucular Anayasa Mahkemesi’nden, şu haklarının ihlal edildiğine karar vermesini talep etti:
- Devlet görevlileri tarafından kasten öldürme nedeniyle negatif yükümlülük yönünden Anayasanın 17(1). fıkrasının ihlal edildiği;
- Devlet görevlileri tarafından hukuka aykırı veya mutlaka gerekli olmayan ve orantısız güç kullanma nedeniyle negatif yükümlülük yönünden Anayasanın 17. maddesinin 4. fıkrasının (Meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır) ihlal edildiği;
- Bombalamadan sonra yetkililerin yaralıları kurtarmak için çaba sarf etmemeleri nedeniyle pozitif yükümlülük yönünden Anayasanın 17. maddesinin 1. fıkrasının (Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.) ihlal edildiği;
- Ölüm olayından sonra etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle pozitif yükümlülük yönünden Anayasanın 17. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği;
- Ölüm olayından sonra sağ kalanlara ve ölenlerin yakınlarına yapılan muamele nedeniyle pozitif yükümlülük yönünden Anayasanın 17. maddesinin 3. fıkrasının (Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.) ihlal edildiği.
Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 6216 sayılı kanunun 50. maddesinin uygulanması bakımından da Mahkeme’den bu kararların verilmesini talep etti.
Adalet Bakanlığı da Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru kapsamında görüşlerini sundu. Görüşte, “Bakanlığımız olayın meydana gelmesinde etkili olan ‘kaçınılmaz hata’nın tespitinin yapıldığını belirtmek ister” ifadesi yer aldı.
AYM de reddetti
AYM, mağdur ailelerinin yaptığı başvuruyu 26 Şubat 2016’da reddetti. AYM’nin gerekçeli kararı 23 Mart 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Katledilen 34 kişinin ailelerinden 31 kişinin, “yaşam hakkı ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlali” gerekçesiyle yaptığı bireysel başvuru, müracaattaki eksikliğin süresinde giderilmemesi nedeniyle reddedildi. Gerekçede gecikmeyle ilgili bölüm şöyle açıklandı: “Başvurudaki eksikliğin giderilmesi bildirimiyle başvurucular vekiline, başvuru formunda başvurucuların temel bilgilerine yer verilmediği ve ayrıca başvuru evrakının kabul edilebilirlik kriterlerine uygun bir başvuru olup olmadığının değerlendirilebilmesi için zorunlu başvuru yollarının tüketildiğine dair Askeri Savcılık ve Mahkeme kararları ile başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığının tespiti için kararların öğrenme tarihlerinin başvuru formu ve eklerinde olmadığı bildirilmiş ve eksikliklerin giderilmesi istenilmiştir.
Avukat, 21 Ağustos 2014 tarihli eksiklik giderim evrakında eksikliğin süresinde giderilmemesine yönelik herhangi bir mazeret bildirmemiştir. Eksikleri süresinde tamamlamadığı gibi eksiklik giderimini neden süresinde yapamadığına ilişkin mazeret dilekçesini de yaklaşık bir ay sonra Mahkememize sunmuştur.”
Osman Paksüt şerh düştü
Mahkeme üyesi Osman Paksüt ise karara şerh düştü: “Başvurunun reddine ilişkin karara, sürenin geçirilmiş olmasının ve mazeretin kabulünün aşırı bir şekilcilikle incelenip incelenmediği noktasından tereddüt duyduğumdan katılmamaktayım.”
Tutuklama ama katliamdan değil
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nın takipsizlik kararında adı geçen şüpheliler Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral İlhan Bölük, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Yıldırım Güvenç, 2. Ordu Komutanlığı İstihbarat Başkanı Albay Aygün Eker, 2. Ordu Harekât Kurmay Başkanı Tuğgeneral Halil Erkek ve 2. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu’ydu. Bu kişilerden Yıldırım Güvenç, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Komutanı iken 15 Temmuz’dake devlet içi çatışmanın ardından tutuklandı, Halil Erkek ise 8’inci Mekanize Piyade Tugay Komutanı iken son YAŞ kararıyla emekliye ayrıldı. Ancak katliamla ilgili soruşturma dosyası tekrar açılmadı, askerler Roboskî’yle ilgili sorgulanmadı.
Yarın: Suça uluslararası ortak