- 34. Kürt Kültür Festivali’ni bir kültür buluşması, bir hafıza şöleni, kuşaklar arası bir köprü ve geleceğe bırakılan canlı bir miras olarak görelim.
- 5 Eylül’de Dortmund’da buluşalım. Birlikte dinleyelim, birlikte görelim, birlikte yaşayalım. Bir kültürün geçmişten geleceğe nasıl yürüdüğüne birlikte tanıklık edelim.
AZİZ DEVRAN
Bir halkın kültürü, geçmişten bugüne devredilmiş alışkanlıkların toplamı değildir. Kültür, bir halkın kendisini dünyaya anlatma biçimidir. Kendisini nasıl hatırladığı, çocuklarına ne bıraktığı, acısını hangi dille söylediği, sevincini hangi ezgiyle çoğalttığıdır. Bu nedenle Kürt kültüründen söz ederken birkaç folklorik unsurun yan yana getirilmesi, meselenin özünü anlatmaya yetmez. Bir stranı yalnızca müzik, bir govendi yalnızca dans, geleneksel bir kıyafeti yalnızca renk olarak görmek, bütün bir hafızayı yüzeyde bırakmak olur.
Kürt kültürü, yaşanmışlığın sanata dönüşmüş hâlidir. Dengbêjin sesinde bir coğrafyanın hafızası, govendin ritminde toplumsal birlikteliğin izi, masallarda kuşaktan kuşağa aktarılan dünya tasavvuru, mutfakta gündelik hayatın bilgeliği, kadınların taşıdığı renklerde estetikle kimliğin buluşması vardır. Bütün bunların merkezinde dil durur, çünkü insanın hafızası önce kelimelerde saklanır. Bir kelime bazen bir köyü hatırlatır. Bir şarkı, artık gidilemeyen bir yolu. Bir ninni, çocukluğun hiç yaşlanmayan yüzünü. Bir isim, tarihin bütün ağırlığını… Dil, bu yüzden yalnızca konuşma aracı değildir; bir halkın hafızasının evidir.
Bir kuşaktan diğerine
Dortmund’da gerçekleştirilecek 34. Kürt Kültür Festivali’ni önemli kılan, yalnızca 34. kez düzenleniyor olması değildir. 34 yıl, bir festivalin takvimdeki süresi olmaktan çok daha fazlasıdır. Bir kuşağın diğerine devrettiği bir hafızadır. Dün festivale genç olarak katılanların, bugün çocuklarıyla aynı meydana gelmesidir. Dün sahnede söylenen stranların, bugün başka seslerde yeniden hayat bulmasıdır. Bir zamanlar memleketinden uzakta kültürünü korumaya çalışan insanların, bugün Avrupa’nın farklı kentlerinden çocuklarıyla birlikte aynı buluşmaya gelmesidir. Bu nedenle 34. Kürt Kültür Festivali, geçmişe dönüp bakmanın yanı sıra geleceğe dair bir soruyu da önümüze koyuyor: Bir kültür, kendisini yeni kuşaklara nasıl aktarabilir?
Belki de festivalin en büyük anlamı burada, çünkü diasporada doğan çocuklar artık başka şehirlerin, başka dillerin ve başka kültürel çevrelerin içinde büyüyor. Onların dünyası, anne ve babalarının dünyasından farklı fakat farklılaşmak, kopmak zorunda olmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, kültür geçmişle gelecek arasında yeni bir dil kurabildiği ölçüde yaşayabilir. Bu festival, işte o köprünün kurulabileceği önemli alanlardan biri.
Kurulacak bir kültür dünyası
Bu yıl festival alanında yalnızca sahne olmayacak. Kürt kültürünün farklı damarlarını görünür kılacak bir Kürt pazarı, edebiyatçıların, ressamların ve el sanatları üreticilerinin buluştuğu alanlar, geleneksel kıyafetlerin tanıtıldığı bölümler ve çocukların kendi kültürleriyle temas kurabileceği özel alanlar oluşturulacak. Bunun anlamı küçümsenmemeli, çünkü kültür yalnızca dinlenmez. Kültür görülür, dokunulur, tadılır, okunur, anlatılır ve yaşanır. Bir çocuğun bir kitabı eline alması, bir ressamın eserinin karşısında durması, geleneksel bir kıyafetin hikâyesini öğrenmesi, kendi dilinde bir şarkıyı ilk kez canlı olarak dinlemesi; bazen uzun bir tarih dersinden daha güçlü bir hafıza yaratabilir. Festivalin bu yılki yaklaşımı da tam olarak bu bütünlüğü hedefliyor: Sahne ile meydanı, sanat ile gündelik hayatı, geçmiş ile yeni kuşağı birbirine yaklaştırmak.
Stranların taşıdığı anlam
Kürt müziğini dinleyen biri, yalnızca bir melodiyle karşılaşmaz. Dengbêjlik geleneği bunun en güçlü örneklerinden biridir. Yazının ve kurumsal tarih anlatılarının ulaşamadığı zamanlarda söz, hafızanın taşıyıcısı olmuştur. Aşkların, ayrılıkların, savaşların, göçlerin, kayıpların ve umutların izi stranların içinde bugüne kadar taşınmıştır. Bu nedenle bir stran söylendiğinde geçmiş yeniden konuşmaya başlar.
Festival sahnesinde Kürdistan’ın farklı parçalarından sanatçıların bir araya gelmesi de bu açıdan önemlidir. Farklı sesler, farklı müzikal gelenekler ve farklı coğrafi hafızalar aynı meydanda buluşacak. Chopy’den Mikaîl Aslan ve Cemîl Qoçgirî’ye, Koma Zerdeştê Kal’dan Sîpan Xelat’a, Awaza Botan’dan Zarok Ma’ya kadar uzanan program; Kürt müziğinin tek bir renkten ibaret olmadığını, kendi içinde ne kadar geniş ve zengin bir kültürel evrene sahip olduğunu da gösterecek. Bu çeşitlilik, festivalin en güçlü taraflarından biri. Bir kültürü güçlü kılan, tek sesli olması değil, kendi içindeki farklılıkları aynı hafızanın içinde yaşatabilmesidir.
Govend başladığında
Festival meydanında govend başladığında, insanlar yalnızca dans etmez. Bir ritim etrafında yan yana gelirler. Yaşlı ile genç, kadın ile erkek, farklı şehirlerden ve farklı kuşaklardan insanlar aynı halkaya katılır. Belki de govendin büyüsü buradadır. İnsan kendi adımını atarken başkasının adımına da ihtiyaç duyar. Kültürün toplumsal tarafı burada görünür hâle gelir. Birliktelik, soyut bir kavram olmaktan çıkar; bedensel bir ritme dönüşür. Bu nedenle Dortmund’da kurulacak festival meydanını yalnızca bir konser alanı olarak görmek mümkün değil. Orası aynı zamanda karşılaşmaların meydanı olacak. Farklı kuşakların, farklı şehirlerin, farklı kültürlerin ve farklı hikâyelerin karşılaşması… Üstelik bu yıl festivalin Kürt kültürünün yanı sıra Ortadoğu’nun farklı halklarının kültürlerine de alan açma iradesi, bu karşılaşmayı daha geniş bir zemine taşıyor. Kültürün gerçek gücü de burada ortaya çıkar. Kendi kimliğini yaşarken başkasının kimliğine yabancılaşmamak.
Bir günün ötesinde
Belki de kültür festivallerinin en büyük yanılgısı, kültürü bir güne sığdırabileceğimizi düşünmektir. Oysa bir kültür, bir günde kurulmadığı gibi bir günde korunamaz. Bir festivalin değeri, yalnızca o gün kaç kişinin katıldığıyla ölçülmez. Asıl değer, ertesi gün neyin devam ettiğindedir.
Çocuk, evinde Kürtçe konuşmaya devam ediyorsa; genç bir yazar, kendi dilinde yazmaya başlıyorsa; bir sanatçı, yeni bir eser üretiyorsa; bir aile, kendi hikâyesini çocuklarına anlatıyorsa; bir insan, başka bir kültürün hikâyesini merak etmeye başlıyorsa festival meydandan çıkmış ve hayata karışmış demektir. Bu nedenle 34. Kürt Kültür Festivali’ni yalnızca 5 Eylül’de Dortmund’da yaşanacak bir gün olarak düşünmemek gerekiyor. Bu buluşma, kültürün farklı şehirlerde, farklı ülkelerde ve farklı kuşaklar arasında yeniden dolaşıma girmesi için bir başlangıç olabilir.
Dortmund’a neden gelmeli?
Belki bu sorunun cevabı bir slogan kadar kısa değildir ama birkaç kelimeyle söylenebilir: Hatırlamak, tanımak, buluşmak, çocuklara bir miras bırakmak, sanata tanıklık etmek, farklılıkların içinde ortak bir hayatın mümkün olduğunu görmek, kültürü yalnızca geçmişte kalmış bir miras olarak değil, bugün yaşayan ve yarını kurabilecek bir güç olarak görmek için.
5 Eylül’de Dortmund’da kurulacak meydan, Kürt kültürünün bütün renklerini aynı gökyüzü altında buluşturacak. Stranlar söylenecek. Govendler kurulacak. Çocuklar koşacak. Kadınlar kendi renkleriyle meydana çıkacak. Kitaplar, resimler, el emeği ürünler ve geleneksel kıyafetler aynı kültürel hafızanın farklı yüzlerini anlatacak. Kürdistan’ın farklı parçalarından gelen sanatçılar aynı sahneyi paylaşacak. Binlerce insan, farklı şehirlerden aynı meydana doğru yola çıkacak. Bütün bunların ortasında ise çok daha eski bir şey varlığını sürdürecek: Bir halkın kendisini anlatma hakkı.
Belki bir festivalin en büyük anlamı da budur. Kendini anlatmak. Kendi sesini başkasının tercümesine bırakmadan duyurmak. Kendi hikâyesini kendi kelimelerinle anlatmak. Geçmişten aldığın mirası geleceğe taşıyabilmek. Bu yüzden Dortmund’daki 34. Kürt Kültür Festivali’ne yalnızca bir festival olarak bakmayalım. Onu bir kültür buluşması, bir hafıza şöleni, kuşaklar arası bir köprü ve geleceğe bırakılan canlı bir miras olarak görelim. Kültür, ancak insanlar onu yaşadığında gerçek anlamına kavuşur.
5 Eylül’de Dortmund’da buluşalım. Birlikte dinleyelim, birlikte görelim, birlikte yaşayalım. Bir kültürün geçmişten geleceğe nasıl yürüdüğüne birlikte tanıklık edelim.