• İran’ın tarihsel siyasal kültürü, 'barbarı barbara kırdırma'dır. Son dönemdeki söylemleri de Kürtler ile çember oluşturarak ana merkezi sağlama almaktır.

MEDET SERHAT

ABD öncülüğündeki kapitalist modernitenin bölgeyi dizayn savaşı, Hürmüz Boğazı'nda düğümlendi, geçemiyor. Uygarlık çatallaşmasının çatıştığı nokta, yine Kürdistan'ın sıradağları Zagroslardır.

ABD-NATO bileşenleri ve İsrail'in İran'ı teslim alma savaşı, yeni bir evreye girmiş durumdadır. Somut olarak İran olsa da Rusya ve Çin'in hedef alınmadığı söylenemez.

Elbette her tarafa çekilen, her cepheye kayma zemini olan yerel güçlerin varlığı da ortada. Bunlar, güç dengelerine göre konum alıyor, çoğu zaman ikili varlık göstermeye çalışıyor. Bu güçlerin alt zemininde milliyetçi, dini ve mezhebi çelişkileri, hesaplaşmaları söz konusu. Bunlar, güç odakları ile ilişki ve ittifak geliştirebiliyor. Bu ilişki ve ittifaklar asimetriktir. Dostluk ve düşmanlıklar, değişkendir. Birçok cephede birlikte olanlar, farklı cephelerde karşıt konumda olabiliyor.

İran, kendisine yönelimi durdurmak için son dönemde hem Başûrê Kurdistan'a saldırıyor hem de içeride ikdamları ve yargısız sokak infazlarını geliştiriyor. Bunların yanında çok ince bir özel savaş/yumuşak öldürme politikasını devreye koymuş durumda.

Son bir yıldır İran, “Biz Aryeniz, İran ülkesinin kurucusu Medlerdir. Medler de Kürt'tür. İran, aslında Kürtlerin ülkesidir” tezini geliştiriyor. Bu tezleri, İran'daki Kürtler içinde ciddi anlamda toplumsal taban buluyor.

Kürt siyasetçi Mehmed Emin Pencewînî, Ocak 2020’de (Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden hemen sonra) Başûr medyasına verdiği bir söyleşide, Süleymani'nin 2007'deki bir görüşmesinde şunları söylediğini ileri sürüyordu: "Şaşitiya me ya herî mezin a dîrokî di serdemê Sefewiyan de ew bû ku me Kurd ber bi Osmaniyan ve dehf dan. Lê belê me dikaribû qezenc bikira. Heke em vê carê jî Kurdan nexin aliyê xwe, em ê ji dîrokê werin sotin/pakkirin. Divê em Kurdistanê bidin Kurdan. (Bizim tarihteki en önemli hatamız, Safeviler döneminde Kürtleri, Osmanlı'ya itmemizdi. Oysa biz kazanabilirdik. Eğer bu sefer de Kürtleri yanımıza almazsak tarihten silineceğiz. Kürdistan'ı Kürtlere vermeliyiz.”

İranlı yetkililerin son açıklamalarından da anlaşılan, Kürtlere dayanmadan ayakta kalamayacaklarıdır. İran, neden bu dil değişimine gitti? Kuşkusuz Suriye’de kaybedişlerinin asıl sebeplerinden biri, Kürtleri dışlamalarıydı. Şimdi de en can alıcı sancılarının ana kanama kaynağı, Kürtlerin rolünden duydukları korkudur.

Gelinen aşamada İran, eğer Medlere atfen tarihsel referans üzerinden Kürtler ile ortak toplumsal doku birliğini yaratırsa Hürmüz'den Agirî'ye kadar sınır hattını güvenceye alacak. Plan ve istek bu yönde. Başarma şansı var mı? Çok zor ama bazı lokal alanlarda etkilediği, etki alanında tutacağı bir kesim var ve olacaktır. Elbette taktik planda dile getirilen Kürtlere siyasal hakların tanınması üzerinden bir açılıma giderse hiç kuşkusuz Kürtler bunu değerlendirir, pozitif yaklaşabilir. Zaten var olan haliyle İran Anayasası'nda Kürt inkarı yok, kültürel hakları tanınmış (ana dilde eğitim hariç), Kürdistan'a demografik müdahale olmamış, dini azınlıkların parlamentoda temsiliyet hakları var. Mahalli sistemleri, Medlerden kalma eyalet (Ostan) sistemidir. Anayasalarında politik hakların tanınmasıyla birçok sorunu çözebilirler.

Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor: İran’ın tarihsel siyasal kültürü, ‘barbarı barbara kırdırma’dır. Son dönemdeki söylemleri de Kürtler ile çember oluşturarak ana merkezi sağlama almaktır. Tabii kendilerini 'Şah' konumunda gördüklerinden, etrafındakileri ise 'Şah'ı koruyan piyon görevi ve rolü üzerinden tanımlayıp, siyaseti dizaynı etmeye çalışıyorlar. Artık çok geç, alıcısı çıkmaz, çıksa da geneli etkileyemez.

Sonuç olarak, Zagros sıradağları silsilesinden Hürmüzgeha kadar Kurdistan jeopolitiği üzerinden bölgesel ve uluslararası güçler gerçekliği var. Kürdistan’ın jeostratejisinin gösterdiği stratejik savaşı, halkla birlikte olan kazanacaktır. Bu durum, dört parça için de geçerlidir. Kuşkusuz bugünden yarına olacak şey değildir ama savaş ustalarının 'bugün erken, yarın çok geçtir' belirlemesi ıskalanmamalı. Mücadelenin her saniyesi önemlidir. Kürt siyaseti, halkını özgürleştirme savaşını, dinci, ırkçı çelişkilerin içine girmeden zamanın ruhuna uygun politik pragmatizm üzerinden sürdürmek zorundadır.