- Acaba Şükran Hanım, Kürt inkarından kaynaklı sorunlar üzerine en son ne zaman yazdı diye baktım. “Şükran Soner’in tüm yazıları” bölümüne girerek 40 yazısını taradım.
HEVAL TAHA
İçeriği ne olursa olsun ölenin ardından bir şeyler yazmak zordur. Meftayı tanıyorsanız anılarınız ve paylaştıklarınız kafanızda yeniden şekillenir. Ortak geçmişin hiçbir anına, hiçbir duygusuna halel gelmesin diye kılı kırk yararsınız. Tanımıyorsanız da hakkını yememek, hak etmediği bir iltifat ya da yergide bulunmaktan imtina etmeniz gerekir. Ezcümle, zordur.
Ben de yazıya başlarken işte bu hâlet-i rûhiyye ile giriştim işe. Kısa süre önce vefat eden gazeteci Şükran Soner’i ben de her gazete okuru kadar tanıyorum. Özellikle uzun yıllar öncesinden emek dünyasını işçiden yana bir tavırla ve dürüst bir titizlikle köşesine taşıdığını biliyorum.
Dini itikat gereği cenaze namazı sırasında hocanın, “merhumeyi/merhumu nasıl bilirdiniz” sorusu, aslında ebediyete intikal edenin fani dünya ile tüm hesaplarını kapatması içindir. Bu nedenle ölenin ardından tabutu başında bu soruya “iyi bilirdik” demek en doğrusudur. Hoca, bu cevabın ardından bu kez de “haklarınızı helal ediyor musunuz” sorusunu üç kez tekrarlayarak “ediyoruz” cevabını katileştirir. Artık mefta ebedi istirahatgahına defnedilebilir.
Soner’in ardından gazeteciliği üzerine başta meslektaşları olmak üzere birçok çevreden değerlendirmeler okudum. Bunların içerisinden en dikkat çekici olanlardan biri Soner’in gazeteciliği “toplumun hafızasını oluşturmak olarak gördüğünü” vurgulayan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu idi. “Gazeteciliği yalnızca haber vermek değil, tarihi ve gerçeği kaydetmek, toplumun hafızasını oluşturmak olarak gören Şükran Abla’yı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum” diyen Çerkezoğlu, (kendisi de küçük burjuva kimliğiyle, çetin sınıf mücadelelerinin yaşandığı toplumlarda hemen hiç görülmeyecek bir biçimde, tıp doktoru olmasına karşın bir işçi sendikasının genel başkanı olarak dünyadaki diğer işçi liderlerinden farklı temsile sahiptir) “Meslek hayatı boyunca fikriyle, eylemiyle her zaman işçi sınıfının ve DİSK’in yanında duran Şükran Abla” diye andı Soner’i. Çerkezoğlu açıklamasında, Soner’in DİSK hakkında açılan davalarda da sonuna kadar sendikanın yanında olduğunun altını çiziyor. Yine KESK de yaptığı açıklamada benzer bir desteği gördüklerini dile getirdi. Kendi gazetesi de “Emek ve insan hakları mücadelesinin öncüsü, Cumhuriyet’in hafızası Şükran Soner yaşamını yitirdi” ifadelerini kullandı.
Buradan da anlıyoruz ki Soner, mağduriyetine inandığı işçilerin ve insan hakları mücadelesinin amansız bir savunucusudur. Yazacaklarımın Şükran Hanım’ın bu anlamda aziz hatırası ile hiçbir ilgisi yoktur.
Derdim, Soner’in de bir parçası olduğu Türk gazeteciliğinin Kürt inkarı karşısındaki sessizliğine O’nun yazıları üzerinden bakmaktır. Soner’in gazeteciliğinin yanı sıra sendikacılıkla birlikte, sivil toplum örgütlerinde aktif rol üstlenmesini bir de Tarih Vakfı gibi önemli bir kuruluşun kurucu mütevellilerinden olduğunu ben yeni öğrendim. Benim eksikliğim. Bu bilgilenme sürecinde 60 yıldır gazetecilik yapmış olması elbette çok ilgimi çekti. Tam da bunları okurken son günlerin güncel tartışma başlıklarından Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin “entelektüellerin sessizliği” konusu aklıma takıldı. Acaba Şükran Hanım, Kürt inkarından kaynaklı sorunlar üzerine en son ne zaman yazdı diye bir iki yoklama yaptım. Yazarları arasında bulunduğu gazeteden “Şükran Soner’in tüm yazıları” bölümüne girerek tek tek taradım.
Ben, 11 Ağustos 2026’dan geriye doğru giderek 28 Mart 2026’ya kadar kaleme alınmış toplam 40 yazı taradım. Daha geriye gitmek de mümkündü ama ben bir fikir edinmek için bu dilimin yeterli olacağını düşündüm. 11 Ağustos’tan başlayarak geriye doğru Soner’in yazıları içerisinde “Kürt” ifadesini kelime bazlı tarayarak tek tek yazıları elden geçirdim. “Kürt” ifadesine ilk olarak 30 Mayıs 2026 tarihli “Saray destekli CHP’yi püskürtme operasyonları” başlıklı yazıda rastladım. Yazıda “kürt” ifadesinin dört kez kullanıldığını gösterdi bilgisayar. Heyecanla ilk kullanıldığı yeri tıkladım. Sayfa başlığa döndü, “Saray destekli CHP’yi püskürtme operasyonları” kürt ifadesinin birincisi bu “püskürtme” kelimesi içindeymiş. Arama tekrarlarımda yazıda bulunan diğer üç “kürt” ifadesinin de yazıda kullanılan diğer “püskürtme” kelimeleri içinde olduğunu gördüm.
Anladığım kadarıyla ne Kürt inkarı ve ondan kaynaklı sorunlar ne de iki yılı aşkındır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Şükran Hanım’ın gündemine girmemiş. Sorgulamayı bu sonucu tahmin ettiğim için yapmadım. Türk basın geleneğinde bu durumun yani Kürt'ü yok saymanın münferit olmadığını bildiğim için yaptım. Tam da Çerkezoğlu’nun ‘toplumun hafızasını oluşturmak’ dediği şey işte Kürt inkarına hizmet eden bir hafıza oluşturma biçimi.
Varılan sonuç itibarıyla Soner’in sessizliği, bir bütün “entelektüel sessizliğini” temsil eder mi? Ona siz karar verin.
Bu bapta hiç de sessiz olmayan oldukça etkili bir grup entelektüel var. Dünya genelinde önde gelen birçok entelektüel uzun zamandır açık desteklerini sundukları Abdullah Öcalan’ı ve çabalarını yakinen izliyor. Buna Barış ve Demokratik Toplum Süreci de dahil. Kürt inkarı gibi neredeyse bütün bir bölgenin siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ilişkilerinde etkili olan bir konunun barış yoluyla çözüme kavuşturulması, salt yerel unsurları bağlayan bir gelişme değildir. Bu nedenle Kürt tarafı adına konunun muhataplarından Öcalan’ın İmralı Adası’ndaki o zorlu koşullar da, yürüttüğü barış çabaları da ilgili tüm çevrelerin takibindedir.
Öcalan’ın yürüttüğü Barış ve Demokratik Toplum Süreci öncesinde ve sürecin başlaması ardından desteklerini açıklayan dünyanın önde gelen siyasetçi ve entelektüellerini tek tek buraya yazmam elbette mümkün değil. İlk elde aklıma gelenleri zikredeceğim: Filozof Alain Badiou, sosyolog Immanuel Wallerstein, antropolog David Graeber, filozof Antonio Negri, feminist Judith Butler, sosyal kuramcı David Harvey, Nobel ödüllü Raúl Zibechi, Nobel ödüllü Norman Paech. Ayrıca 3 Eylül tarihli Yeni Yaşam gazetesinde yer alan açıklamaları ile aralarında, “2003 Nobel Barış Ödülü Sahibi Shirin Ebadi, İrlandalı siyasetçi ve İrlanda tarihinin tanınmış politik tutsaklarından Sinn Fein Uluslararası Temsilcisi Martina Anderson, Marxist sosyolog John Holloway, Debbie Bookchin, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor"un da bulunduğu 14 entelektüel ve siyasetçi, Öcalan’ın en kısa sürede fiziki özgürlüğüne kavuşmasını talep ederek ortaya koyduğu ortak yaşam projesini desteklediklerini açıkladı.
Bilinçli suskunluk da bir şey söyleme halidir.