- Tüm eksiklerine, neredeyse baştan aşağı yanlış kurulmuş diline karşın bu haliyle de bu yasaya can verebilecek tek seçenek Öcalan’ın öngörülen uygulayıcı pozisyonunun ihdasıdır.
HEVAL TAHA
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin geldiği en son aşama Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan “Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu” oldu. İlk toplantısını 24 Ağustos günü yapan Kurul, Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu, İzleme ve Tespit Alt Komisyonu, Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu olmak üzere dört alt komisyonun kurulmasını karara bağlandı.
Alt komisyonlar içerisinde en dikkat çekici olan, Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu'dur. Hatırlanacaktır bu alt komisyonun adı ilk olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından, “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” olarak telaffuz edilmişti. Bahçeli, bu koordinatörlüğün başkanlığı için de Sayın Abdullah Öcalan’ı önerdi. Bahçeli’nin çıkışı sonrası resmiyet kazanan komisyonun ilan edilmesi doğal olarak Sayın Öcalan’ın bu komisyonun yürütücüsü olacağı haklı beklentisini gündeme getirdi.
Bu nedenle oluşturulması karara bağlanmasına karşın uygulayıcı alt komisyonların hâlâ ilan edilmemiş olması düşündürücüdür. Hele de AKP Genel Başkanı Erdoğan, sürece ilişkin zaman vurgusu yaptığı halde. Yine bu dönemde kurulan gerilla taziyelerinin hedef alınması vahim bir yaklaşımdır. Oysa tüm eksiklerine, neredeyse baştan aşağı yanlış kurulmuş diline karşın bu haliyle de bu yasaya can verebilecek tek seçenek Öcalan’ın öngörülen uygulayıcı pozisyonunun ihdas edilmesidir.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Öcalan için “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” önerisinde bulunduğunda “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Meclis'in gündeminde değildi. Bu yasanın alametifarikası Öcalan’ın başında olacağı bir komisyonun kurulmasına hükmetmesi ve bunun yasal zeminini oluşturmasıydı. Yine bu yasa sonrası Öcalan, dışarısı ile istediği biçimde iletişim kurabilecek, kamuoyuna direk mesajlarını iletebileceği mekanizmalara ulaşacaktı. Dikkat edilirse yasanın vaat ettiği hiçbir adım atılmadı. Devlet tarafından son derece dikkat çekici bir sessizlik hakim.
Yeni bir tarihi hatanın eşiği
Devlet adına yapılması gereken düzenleme, bir pazarlık konusu yapılıyorsa yeni bir tarihi hatanın eşiğindedir devleti yönetenler. Hele hele bu yasa ile hedeflendiği gözden kaçmayan gerilla yapısını bölme ve iradeyi kırma hesapları, Öcalan’ın statüsü ile pazarlık edilmek isteniyorsa devlet yaşananlardan en ufak bir sonuç çıkaramamış demektir. Yok “Öcalan’ın komisyondaki varlığı gerillaya yönelik bu müdahaleleri engeller” deniliyorsa zaten komisyon yok hükmünde olacaktır.
Mümkün olduğunu mu sanıyor?
Ne düşünülüyor? Devlet herhangi bir yasal düzenleme yaparak Kürt inkarından kaynaklı tarihi sorunları neticeleriyle birlikte ortadan kaldırabilir mi? Salt eşine az rastlanır bir oy çokluğuyla Meclis'ten geçirdiği yasa ile bunu yapması mümkün olur mu?
Yasayı çıkaracak, ardından kendi mekanizmaları (yürütmesi, yargısı, askeri sivil bürokrasisi) eliyle bu yasayı hayata geçirecek. Bunu yaparken kronikleşmiş sorunun sonucu olarak ortaya çıkmış toplumlar arasındaki ruhsal karılmaları ortadan kaldıracak. Bir halkın varoluş savaşı için dağlara çekilmiş bir önceki yüzyılın ve bu yüzyılın en güçlü gerilla hareketini savaşsız bir çözüme ikna edecek. Mümkün mü?
Gerillaları ile birlikte dünyanın dört bir yanına dağılmış milyonlarla temsil edilen Kürt tabanını ikna edecek. İkna etmekle de kalmayacak bu dönüşümde rol üstlenmek üzere bu devasa gücü organize edip harekete geçirecek. Mümkün mü?
Geçmişinde kendi kafasına göre küçük hesaplarla çıkardığı yok “eve dönüş” yok “pişmanlık yasaları” gibi tabiri caizse elinde patlamış olan devlet yapacak bunları. Bugüne kadar hiçbir sorunu barış perspektifi ile nihayete ulaştıramamış devlet aygıtının bunu yapması imkansızdır. Bu, çok açık.
Öcalan onaylarsa muhataptır
Öcalan, Dortmund'da 34’üncüsü düzenlenen Kürt Kültür Festivali’ne gönderdiği mesajda, “Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelemez” dedi. Kendisinin onaylamadığı hiçbir güç, Kürtler açısından güvenilir bir muhatap değildir. Türk tarafı güvenilir bir muhatap olduğunun rüşdünü ancak Öcalan onaylarsa ispatlayabilir. Konunun muhatapları çok iyi biliyor ki; Öcalan’ın 27 Şubat'ta paylaşılan çağrısı olmasaydı PKK feshedilmeyecek, silahlı mücadele durumu devam ediyor olacaktı.
Öcalan silahlı mücadele yerine siyasal mücadele döneminin başladığını vurguladığı aynı mesajında, şunları söyledi: “Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var. Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir. Bugün yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Geçmişin çatışmalarını ve acılarını geride bırakırken, o yaşananlardan ders çıkararak önümüzde yeni bir yol açmak zorundayız. Bu yolun temelinde demokratik toplum, demokratik siyaset ve halkların özgürce bir arada yaşayabilmesi vardır.”
Görüldüğü gibi projenin asıl sahibi Öcalan’dır. Merkezinde Öcalan'ın yer almadığı bir uygulayıcı yapının, ne yukarıda sözü edilen barış zeminini sağlama gücü ne de kapasitesi vardır. Bu nedenle Öcalan’ın hareket serbestisini bir an önce yaşama geçirmeyen yasa, kendisinden önceki devlet girişimleri ile aynı makus talihi yaşamaktan kurtulamaz.
Devlet tarafı sürecin yasal boyutunu; Öcalan ise sürecin inşa edeceği geleceğin ruhunu temsil ediyor.