- Stratejik hedefleri doğru ifadelendirmek kadar, taktik adımların neler olduğu da anlaşılır bir programla ortaya konulmalı. Boşluklar, hatalar, hamlıklar ve amatörlükler var.
- Önderliğin söylediklerini tekrar edip durmak hüner değildir. Toplumun, aydınların, iç ve dış kamuoyunun kafasını kurcalayan sorulara yeterince açık cevaplar vermemizin zamanıdır.
ENGİN KARTAL DERELİ
Önder Apo’nun başlattığı bu süreç doğru anlaşılmaz ve iyi yönetilmezse ciddi riskler ve handikaplar doğurur. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir” diye bir söz vardır. İçine girdiğimiz sürecin de benzer sesleri vardır. Tınıları uzaktan hoş görünür ama yaklaşıldıkça keyif kaçırtan gümbürtüye dönüşür
Sürecin olası risk ve tehlikeleri ile bunları etkisiz kılmanın yol ve yöntemlerini bilerek hareket etmeliyiz. Öncelikle stratejik hedefleri doğru ifadelendirmek kadar, atılacak taktik adımların da neler olduğu anlaşılır bir program biçiminde ortaya konulabilmelidir. Bu konuda ciddi boşluklar, hatalar, ham söylemler ve amatörce çıkışlar vardır. Fazla zaman geçirilmeden bu yetersizliklerin hızla aşılması gerekiyor. Bunun için şunların yapılması hayatidir:
1- Önderliğimizin Demokratik Komünalist Toplum paradigması biliniyor. Demokratik Toplum Manifestosu üzerine hayli zamandır eğitimler ve tartışmalar yapılıyor. Elbette zihniyet ve eylem klavuzu olarak manifestonun tartışılması ve özümsenmesi devam edecektir. Bununla paralel biçimde pratik alana nasıl aktarılacağı ciddi bir sorundur. Bu durum, zihniyet kalıplarında paradigmaya göre yeterince dönüşüm olmamasıyla ilgilidir.
2- Temel sorunlarda ne istediğimizi net belirlemeli ve tutumumuzu açık ortaya koymalıyız. Örneğin Kürt sorununun çözümü konusunda talebimiz nedir? Bu konuda asla vazgeçemeyeceğimiz kırmızı çizgilerimiz var mıdır? Türkiye toplumu için ne öngörmekteyiz? Demokratik Cumhuriyet ve demokratik toplumun Türkiye somutunda uygulama biçimi nasıl olmalı? Demokratik Ortadoğu Birliğini nasıl somutlaştırmalıyız? Ortadoğu’da Türkiye ve Kürdistan için nasıl bir düzen hayal etmeliyiz? Bunlara benzer onlarca soru sıralayabiliriz.
Önderliği tekrar, hüner değil
Bu sorulara yeterince açık, doyurucu cevaplar veremiyoruz. Toplumun, aydınların, iç ve dış kamuoyunun kafasını kurcalayan sorulara yeterince açık cevaplar vermemizin zamanıdır. Önderliğin dile getirdiklerini tekrar edip durmak, hüner değildir ve bize yol aldırmaz. Bunları nerede, nasıl, hangi yol ve yöntemlerle pratikleştireceğimiz son derece hayati ve güncel bir sorundur. Bir geçiş süreci yaşandığı için belki bu yetersizlikler kısmen mazur görülebilir, ancak gereğinden fazla zamana yayılmaları halinde hayal kırıklığına yol açabilir. Karşıt güçler muazzam istismar edebilirler.
Amaç ve taleplerden vazgeçilemez
Toplumsal özgürlük mücadelesi, silahlı veya silahsız yürütülsün sonuç fark etmiyor. Nitekim silahlı mücadele, politik mücadelenin yürek acıtan ve en son başvurulması gereken yöntemidir. Silahlı mücadele yöntemi yerine, demokratik siyaset yöntemini esas almak, toplumsal taleplerden ve mücadele amaçlarından vazgeçildiği anlamına gelmez.
3- Temel toplumsal amaçlar, kısa ve özlü olarak formülleştirilmeli ve netleştirilmelidir. Örneğin Kürt sorununda 'eşit vatandaşlık' diyoruz. Nedir bu eşit vatandaşlık? Herkesin anlayabileceği biçimde açımlanmalı ve ulaşılması gereken ana hedefler net olarak ortaya konulmalıdır. Bu konuda;
* Kürt halkının sahip olduğu tüm haklarıyla tanınması ve
bunun yasal güvenceye kavuşturulması,
* Kürtçenin, Kürtlerin yoğunluklu yaşadıkları bölgelerde resmi eğitim dili olarak kabul edilmesi,
* Kürt kentlerinin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı temelinde yönetilmesi sağlanmalı.
Böyle talepler, ne bölücülüktür ne de milliyetçiliktir. Her toplumsal kimliğin varoluş hakkıdır. BM sözleşmelerinin kabul ettiği haklardır. Zaten oluşacak demokratik bir anayasa da bunları içerebilmeli.
4- Bu konuda Rojava iyi bir sınav vermedi. Rojava'nın içinden geçtiği zorlu süreçler biliniyor. Uluslararası saldırı ve komplolara karşı tarihsel bir direnişin sergilendiği de biliniyor. Bu saldırılar karşısında içine girilen hatalar ve yetersizlikler, önemli dersler çıkarılması gereken ibretlik durumlardır. Üzerinde esas durulması gereken, son dönemde gündeme gelen ve oldukça rahatsız edici bir durum yaratan dil meselesidir. Rojava yönetimi, dil konusunda yaratıcı ve etkili bir direnç gösteremedi. 10 yıldır Kürt bölgelerinde ilkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe eğitim veriliyor. Yüz binlerce öğrenci eğitildi. Kürtçe ders müfredatları hazırlandı. Önemli bir kültür ve kurumlaşma sağlandı. Bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi sıfırlamak, Kürtlere yapılabilecek en büyük haksızlık ve saygısızlıktır. Rojava yönetimi, bu konuda daha dirençli tutum ortaya koyabilmeliydi. Kaldı ki Şam yönetimi, Kürtçe eğitimi kabule yatkındı. Bu konuda fazla direnç göstermiyordu. Ne olduysa son anda, büyük ihtimalle Türkiyeli “kardeşlerimiz”, Kürt “kardeşleri” analarını görmesinler hesabıyla müdahale ederek engelledi.
Kürtçe, stratejik sorundur
5- Dil konusu, Kürtler için stratejik bir sorundur. Olmazsa olmaz bir haktır. Varoluş koşuludur. Dil olmazsa toplumsal kimlik olmaz. Ulusal kimlik kalmayınca bu hak uğruna mücadele etmenin de anlamı kalmaz. Bu amaçla dökülen bütün kanlar boşa gider. Zaten yıllardır kültürel soykırım dediğimiz olay budur.
Toplumsal kimlik konusunda idari yapılar, dil kadar belirleyici değildir. Örneğin ileriki süreçlerde Hasekê Valiliğine bir Arap da seçilebilir. Bir çok şehirde Araplar ve Kürtler, diğer topluluklarla birlikte ortak yönetimler oluşturabilirler. Kent ve yerel özerklikleri dar veya geniş olabilir. Yani toplumsal kurumlar ve yapılar değişken ve geçici olgulardır. Dil, kültür ve tarihsel bilinç gibi özellikler, toplumsal kimliği oluştururlar. Bunlar, diri ve sağlam kaldıkları müddetçe imkan buldukları her yerde kendi kurumlaşmalarını yaratır. Bu özellikler asimile olup silindikçe geriye hiçbir şey kalmaz. Belki başkalaşmış bir toplumsal tortu kalır.
Şam'ın öğretmenini iyi tanıyoruz
Türk devletinin de Suriye'de, Türkiye'de ve her yerde Kürtçenin eğitim ve resmi dil olmaması için gösterdiği cambazca direnç, Kürtleri asimile etmekten henüz vazgeçmediği içindir. Şara, yayınladığı kararnamede “Kürtçe ulusal dildir. Kürtler eşit haklara sahiptir” diyor ama arkasından "Kürtçe eğitim yapamazsın" diyor. Şam yönetiminin kimlerden dersini aldığını iyi biliyoruz. Öğretmenlerini iyi tanıyoruz.
Rojava, bu zaafını gidermeli
Rojava yönetimi, bu zaafını gidermeli, dil konusunda toplumun desteğini alarak (toplum, bu konuda hem tepkili hem de hayal kırıklığına uğramıştır) düzeltmelidir. Rojava halkı, asla dil ve kimlik hakkından vazgeçmemelidir. Sonraya ertelemek, zamana yaymak, yeniden Arapça ile başlamak ve başa dönmek, ileride telafisi zor sonuçlar doğurur. Bu hak, bir daha geri dönmemek üzere elden çıkabilir. Bu kadar hazır imkanlar ve ilerlemiş bir düzey varken, bir daha yeniden Arapçaya dönülürse artık Kürtçe eğitim dilini unutmak anlamına gelir. Suriye rejiminin bir süre sonra ne olacağını, nasıl bir anayasanın çıkacağını bilemeyiz.