Ekmeğimiz ve suyunuz ayrıldı birbirinden. Ve ortak duygu dönemi bitti... Mayınlarda, dağda, şeytan üçgeni yollarda, kalorifer kazanında, su kenarında, sokak ortasında, orada burada kurşunlanırken biz, siz eğlencenizden bile vazgeçmediniz. Görmeye gözünüz varsa eğer, toprağa götürülen çocuklarımızın tabutlarına bakın hele bir.
Otuzbeş can, kurşunlanıp bomlananan 35 insan, binlerce kardeşinin omzunda taşınan o genç, o ciwan, işte o hayatın hiç bir güzelliğine doymamış olan 35 can, tabutlarıyla tıpkı bir yol şeridinin çizgilerini andıran o fotoğraftaki o kadar acıyla baştan ayağa yıkanmış insan bile durduramadı sizin çılgın ve şehvetli eğlence saplantınızı. Televizyonlarınız ve ışıklarınız, caddeleriniz ve renkleriniz, geceleriniz ve gündüzleriniz bambaşka bizimkinden... Ciğerimize isabet eden kurşunlar, bedenimize saplanan şarapneller ve bronşlarımızı daraltan gazlardan, sizinle soluyacak ortak nefesimiz kalmadı...
Pratiğimiz ve teoriniz ayrıldı birbirinden. Ve ortak siyaset dönemi kapandı... Yüz yıldır birlikte süren sınıf mücadelemiz, sonunda, siz yine sosyalizmin kavramlarını tartışırken toplantı odalarında, keklik gibi avlanan bir toplum haline getirdi bizi. Teorilerinize inancımız, siyasetinize kanacak midemiz kalmadı...
Birlik ve beraberliğimiz ayrıldı birbirinden... Ortak vatan dönemi artık sona erdi... Duygunuzdan dışlayıp hakkaniyet ve adaletinizden uzak tutacağınız, ortak sofradan ve yarattığı emeğin nimetinden kovacağınız, insan hakkı ve toplum haklarını reva görmediğiniz, sadece askerlik yaptırıp vergi keseceğiniz, dilini ve kimliğini yasaklayacağınız, gördüğünüz yerde öldüreceğiniz, ölümlerini sadece matematikle ifade edeceğiniz, barışından çekinip sizinle eşit olmasından utanacağınız bir halkla nasıl birlik ve beraberliğiniz olabilirdi ki zaten? O yüzden, yediğimiz darbelerden, artık birlik ve beraberliği taşıyacak takatimiz kalmadı...