37 yıl geçti PKK’nin kuruluşundan bugüne.
Birilerimiz PKK’nin siyaset anlayışının ‘sosyalizm-dışılığı’ üzerine, bir diğerlerimiz PKK’nin yöntemlerinin pragmatizmini kanıtlamak için yaptığımız yoğun ‘bilimsel’ çalışma içinde ömür tüketmekteydik. Sosyalizmin enternasyonalist karakterini bir model ülkenin sınırlarıyla tanımlamaya çalışan geleneksel solumuz, PKK’yi reddedebilmek için ulus reflekslerini sonuna kadar kullanmaktan kaçınmadı. Dünya devrim modelleri içerisinde kendi ayrık örnekleriyle sürekli sıkıştırılan PKK’nin umursamaz tavrı ise, “Eleştiri devrimcinin besinidir” diyerek torbasına ‘taş’ toplayan ulusalcı sosyalist hareketlerimizi fazlasıyla kızdırmaktaydı.
Oysa PKK, farklı koşullara sahip ülkelerin devrim modellerini kes-yapıştır (kolaj) sistemiyle kullanarak bir devrim üretmek yerine kendi gerçeğini tanımaya çalışmakla işe başladı. Onlar Kuzey Kürdistan gerçeğini keşfetmeye çalışırken, kitapların aktardığı soyut bilgileri değil, halkın içinden yaşamın kendisini esas aldılar. Bu nedenle kendi içlerinde ciddi sorunlar yaşadıkları dönemlerde bile halka yönelik tavırlarında seviyesi eşitlenmiş bir göz kontağını hiçbir zaman terk etmediler: Ne yukarıdan bakan bir ‘aydın’ tavrı, ne onun “ayağının türabı olmak” seviyesizliği gibi bir halk anlayışı saflarında yer almadı. Onlar, kendi yetersizliklerinin de ayırdında olan bir duruş sergilediler Tuzluçayır deneyimlerinden bugüne en çok da kendilerini eleştirdiler.
Bugün “ezilen halkların” mücadelesinin bayraktarlığını PKK’nin çektiğini söylemek, herkesin bildiği bir gerçeğin tekrarı kadar bayat bir söz olmaktadır. Ezilen halkların mücadelesi hiçbir zaman sınıf mücadelesinden kopuk, ondan bağımsız bir mücadele olamayacağına göre “ezilen halklar” sözcüğünün yanına "işçi sınıfı” sözcüğünü katmamakta ısrarı da, bildik “ulusal sol” refleksinden ayrı düşünemeyiz artık.
PKK sözün değil eylemin partisi oldu her zaman. Yürürken kendini aştı hep. Soyut teorik programları öne koyup, yürüyüşlerini onun kalıpları içinde daraltmak yerine, el feneri olarak kullandığı teoriyi, yaşamın aydınlığı içinde attığı her adımda geliştirerek yükseltti.
Örneğin, "bağımsız birleşik Kürdistan" için bir Kürt partisi içinde mücadele veren Kemal Pir ve Kürt kökenli olmayan daha onlarca devrimci, PKK’de enternasyonalizmi bir hitap tarzı olmaktan uzaklaştırıp bir varoluş gerçeğinin genetik şifresi olarak anlamlandırdı.
Örneğin her eylemden elde edilen kazanımları geniş kitlelere dağıtabilmek için geliştirdiler demokrasiyi. "Kadın özgürlüğünü" programının merkezine yerleştiren birçok hareketten farklı olarak, "kadının özgürleştirilmesini" eyleminin sancağı yapan zorlu bir yürüyüşte büyüttü kadın devrimini. Sosyalizm anlayışını, daha Tuzluçayır’da yeşertmeye başlattıkları ve en zor koşullarda Diyarbakır Zindanları’nda geliştirip dağda ovada büyüttükleri komünal yaşamla biçimlediler. Ve Rojava artık yeni yüzyıllara akıp gidecek yeni bir modelin onuru olarak PKK ile yaşayacaktır.
Kırk yıla yaklaşan ve her anı eylemle geçen bu hareket, KüreselleşTİRmenin efendilerin baş eğdiremediği direniş güçlerinden biri olmuştur. Almanya’nın PKK yasağı olarak tanımladığı savaş da, açıktır ki bu temelde, hiçbir ahlaki meşruiyeti olmayan, tamamen dünya kapitalizminin desteklenmesine yönelik alınmış bir karardır. PKK’nin ezilen halkların özgürlüğü ve barış için sürdürdüğü çaba, bugün insanlığın kalbinde Alman yasaklarını da ezip geçen bir yere yerleştirmiştir. Bu nedenle Almanya, bu ülkede yaşayan halklar nezdinde artık hiçbir anlama sahip olmayan, “PKK yasağı” kararından derhal vazgeçmeli; fiilen geçerli olamayan bu yasağı şeklen de kaldırmalıdır.