Siyaset sosyolojisi klasik anlamda devlet ve toplum ilişkisini çözümlerken, toplumsal değişim içerisinde siyasal yapıların rolünü analiz eder. Ancak bu klasik sosyolojinin pozitivist ve Marksist yorumlarını içeren bir tanımdır. PKK’nin sosyolojik tanımını, varlığını, toplumsal etkisini ve geçirdiği değişim dönüşümü anlamamıza yetmez. Çünkü sosyolojiyi pozitivizmin yorumlamaları ya da klasik Marksizmin dar sınıf teorisi ile ela alırsak PKK’yi “Kürdistan’da devlete karşı mücadele eden, dar ulus-devlet bağımsızlığı ile Kürdistan devletini kurmaya çalışan bir yapı” olarak tanımlarız. 

Bu tanımlama klasik Marksistlerin tanımlaması ile de “PKK milliyetçi bir ulusal kurtuluş mücadelesi” olarak karşımıza çıkar. Yani hem devletin “resmi” söylemi içerisindeki “bölücü, yıkıcı, terörist, ayrılıkçı” tanımlamaları, hem de dar sınıf yaklaşımları içerisinde “ulus-devletçi” paradigma ile PKK’yi anlamak, tanımlamak ve yorumlamak zorluğu kadar yanlış sonuçlar elde etmemizi sağlar.

Nitekim Türk devletinin 37 yıldır sözkonusu tanımlama, anlamlandırmalar ile PKK’yi ele alması ne PKK’nin çıkışını, ne PKK’nin verdiği mücadeleyi ne de ortaya çıkardığı sorunların çözümü konusunda sonuca götürememiştir. Çünkü Türk devleti PKK’nin sosyolojisini çok yanlış bir şekilde ele almış ve bu yanlışlık devletin PKK gerçeğinde ortaya çıkan durumu anlamasına ve sorunu çözmesine engel olmuştur.

Dar sınıf bakış açıları ile PKK’yi anlamlandıranlar da benzer bir durum ile karşı karşıyadır. Çünkü PKK onların dar sınıf bakış açısı ile ele aldıkları ve çözümledikleri gibi “ulus-devlet kuracak bir milliyetçi hareket” değildir. 

PKK’yi tanımak, PKK’yi anlamak ve PKK gerçeği üzerinden çözümlenmesi gereken durum PKK’yi var eden toplumsal gerçeklik ile bu toplumsal gerçekliği dönüşüme uğratan temel dinamiklerin neler olduğudur. PKK, kurucusu ve lideri olan Abudullah Öcalan’ın tanımlaması ile “verili toplumsal gerçekliği kabul etmeyerek kendi toplumsallığını kurmaya başlama sürecidir. Ve bu süreç açık uçlu olarak 37 yıldır kesintisiz bir biçimde devam etmektedir. Öcalan, “Bir Halkı Savunmak” adlı eserinde “kendi olmak isteyen bir toplumdan” söz eder. Ve der ki; “Kürt olgusu lime lime olmuş, alabildiğine daraltılmış, cehaletin de ötesinde hem zihin hem de yapılanma katliamına uğramış ailecik objelerdir. ‘Nasıl kendi olunur’un farkında bile değildirler. … “Eğer Kürtler ‘nasıl bir kendileri olmak’ sorusuna cevabı demokratik özde vermeyi başarırlarsa, şüphesiz kaostan başarılı çıkışın öncü gücü olacaklardır.” 

Bu cümleler ile PKK’nin 37 yıllık tarihi içinde yaşanan küresel, bölgesel ve ulusal ölçekteki alt-üst oluşları tekrar tekrar düşünürsek, PKK gerçeğini, PKK’nin sosyolojisini çok daha iyi anlayabilir ve yorumlayabiliriz. PKK ortaya çıktığında ulusların kurtuluş mücadeleleri, sosyalist devrimler, sosyal demokrasi hareketleri revaçtaydı. Kuşkusuz PKK’de bunlardan etkilenmişti. Ancak küresel ölçekte reel sosyalizmin çökmesi, duvarların yıkılışı, sonrasında liberalizmin yükselişe geçmesi, küreselleşme vb durumların toplumları temelden sarstı. Küresel alanda cepheleşmeler çöktü. Devletler yıkıldı. En değme örgütler çöktü. Ancak PKK çökmedi. Aksine büyüdü. Çünkü kendisi olmak isteyen bir halk gerçekliği ile uğraşıyordu.

Bölgesel anlamda altüstler oldu. Devletler yıkıldı, rejimler değişti. Ancak PKK küçülmedi. Daha fazla büyüdü. Kürdistan’da egemen olan devletler kendi içinde alt üstler yaşadı. PKK bu alt üstlerin nedeni olduğu kadar sonuçlarından da büyük başarılar kazandı. 

Kesintisiz bir şekilde mücadele ettiği Türk devletinin kendisi içinde yaşanan değişimlere baktığımız da bunu çok daha iyi görebiliriz. Ve en önemlisi de PKK cephesinden yaşanan gelişmelere baktığımızda PKK’nin sosyolojisini, sosyolojik ve siyasal gelişmesini çok daha iyi anlayabiliriz. Çünkü PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın “bir halkın kendi toplumsallığı içinde kendisi olabilmeyi başarmasını sağlayacak bir bilinçle” yola çıkıp, verili olan birey-toplum-siyasal yapıları kabul etmeyişi beraberinde kendi içinde gelişmenin dinamiğini yaratan bir gerçeklik ortaya çıkarmıştır. 

Yoksa, hiçbir maddi gücü bulunmaksızın bir grup yoksul genç devrimcinin Öcalan önderliğinde PKK’yi kurması, en amansız zulüm koşulları olan Diyarbakır Zindanı’nda direnmesi, gerillayı oluşturması, en cetin savaş koşullarında ayakta kalacak bir gerilla ordusu kurması, bu gerillanın önderliğinde milyonları arkasına alan halk hareketine dönüşmesi, bu halk hareketinin bugün küresel düzeyde insanlığa korku salan çeteyi alt etmesini başka nasıl anlayabiliriz ki!.. 

İşte PKK gerçeğini, PKK’nin sosyolojisini anlamak için “bir halkın nasıl kendisi olabilmesi gerektiğinin farkına tarihsel ve toplumsal olarak varmak zorunludur. “Kendi olmak” bilincini edinen birey, toplum ve örgütsel yapılar asla yenilmez ve her değişime kendisini açık tutarak kendilerine güçlendirerek var etmesini bilirler. Çünkü bu onun doğasında olandır.