12 Eylül darbe döneminde yaşadıklarını anlatan Yazar Mukaddes Erdoğdu Çelik bugünü değerlendirirken, “Şimdi çok daha ağır bir darbe dönemi yaşanıyor. Devlet çok daha güçlendi. Ama ona karşı muhalefet edenler, karşı çıkanlar da yaygınlaştı” dedi.

 

EVRİM KEPENEK / MA / İSTANBUL

Türkiye’de 1980 yılının 12 Eylül sabahına uyananlar, dünyanın pek çok ülkesinden farklı güne uyanmışlardı. Çünkü sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, binlerce kişinin işkencelerden geçirileceği, tutuklanacağı, yurt dışına göç etmek zorunda bırakılacağı askeri darbe dönemi başlamıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, ordunun “Kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koyduğunu” ilan etmişti.

Toplumun tüm kesimlerini etkilediği gibi 12 Eylül, binlerce kadını da derinden etkilemişti. O dönem gözaltına alınan yüzlerce kadına her türlü işkence edilmiş, birçoğu etkileri günümüze kadar devam eden kötü muameleden geçmişti.

Cezaevlerine daha erken yansıdı

O kadınlardan biri de o dönem İstanbul Eğitim Enstitüsü Matematik Bölüm ikinci sınıf öğrencisiyken politik faaliyetleri nedeniyle okulla bağlantısı kesilen yazar Mukaddes Erdoğdu Çelik’ti. Toplumsal mücadelenin aktif kadınlarından olan Çelik, darbeden 3 ay önce tutuklanmıştı. Darbeyi de tutuklu oldukları 1. Ordu Selimiye Kışlası 4. Blok’taki koğuşta öğrenmişti. Çelik, “O sabah Selimiye Askeri Kışlası’nda kadınlar koğuşunda uyandık. 50 kadar kadındık. Yoklama bittikten sonra görevliler, ‘Dün geceden ordu yönetime el koydu. Bundan sonra siz siyasi tutuklu değilsiniz, siyasi temsilciniz de yok’ dedi. 2 buçuk aydır cezaevindeydim. Darbe olmuştu ama aslında darbenin cezaevlerine yansıması çok daha önce olmuştu”  dedi.

‘Müthiş bir direniş gösteriyorduk’

Haftada 2 saat olan görüş saatinin 1 saate indirildiğini ve kitap yasaklarının geldiğini anlatan Çelik, her türlü olumsuzluğa ve işkenceye karşı hemen cezaevi kadın komisyonunu kurduklarını söyledi. Bu komisyonun kararı olmadan kadınların hareket etmediğini dile getiren Çelik, “Kitap istediklerinde bir kitap veriyorduk. Bir arkadaşımızı istediklerinde vermiyorduk. Müthiş bir direniş gösteriyorduk” dedi.

 Kadınların o dönemki kararlılık ve direnişlerinin yetkililer tarafından işkence ve yasaklarla bastırılmak istendiğini belirten Çelik “Kadınlar, koğuşlarına gelen gardiyanları, adeta savaş kıyafetlerini giyerek karşılıyor ve asla geri adım atmıyordu” diye belirtti.

‘Eşin kendisini asmış dediler’

Bir gün cezaevi müdürünün kendisini savcılığa götürmek için koğuşlarına geldiğini ve o dönem savcılığa gidenlerin genelde işkenceye götürüldüğü için arkadaşlarının göndermediğini söyleyen Çelik, “Sonra siyasi temsilcimizin de bizimle geleceği sözüyle odaya gittik. Yanımda siyasi temsilcimiz oturuyordu, cezaevi müdürü oturup kalkıyordu. İkide bir telefon görüşmeleri yapılıyordu. En sonunda ‘Ne oldu, söyleyin’ diye bağırdım. Sürekli ‘Savcıyı bekliyoruz’ dediler. Savcı geldi ve ‘Eşin İrfan dün gece kendisini hücresinde asmış’ dedi. O an 12 Eylül benim suratıma bir şamar atmıştı. Benimle birlikte tüm topluma atılan ve sonrasında gelecek şamarın ilkiydi” diyerek anlattı.

Eşinin ölümüne dair “Kovuşturmaya yer yoktur” kararının verilmesi ardından davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  taşıyan Çelik, “İrfan için hep adalet aradım” dedi.

 

 Bugün 12 Eylül’den bağımsız değil

“12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinin birbirinden ayrılmaması gerekir. Bugün yaşananlar bile o günlerin sonucu” diyen Çelik, toplumun iktisadi ve sosyal değişimlerinin o günlerde inşa edilmeye başlandığını ve bugün yaşananların darbe dönemlerinden ayrı düşünülemeyeceğini kaydetti. AKP iktidarının 12 Eylül’de ortaya çıkan iktisadi ve toplumsal yapısallaşmanın bir devam ettiricisi olduğunu söyleyen Çelik, bu yönüyle birlikte bakıldığında Cumartesi Annelerine yönelik saldırının tesadüf olmadığı görüşünde.

Çok daha ağır bir darbe dönemi

Darbelere karşı her zaman mücadele ettiğini belirten Çelik, şöyle dedi: “Şimdi biz 12 Eylül kadınları bir araya gelip konuşuyoruz. ‘Biz burada değildik’ diyoruz. Evet doğru. Ama o zamanki baskı ile şimdiki aynı değil. Şimdi çok daha ağır bir darbe dönemi yaşanıyor. 3’üncü bir darbe dönemi yaşıyoruz. Bu dönem çok zor bir dönem. Devlet çok daha güçlendi. Ama ona karşı muhalefet edenler, karşı çıkanlar da yaygınlaştı.”