
YEŞİM ERDEM
Almanya’nın Düsseldorf kentinde „Abdullah Öcalan’a ve Tüm Politik Tutsaklara Özgürlük“, „Faşizme Geçit Yok“, „Kürdistani ve Türkiyeli demokratik kurumlar üzerindeki yasaklamalara son“ talebiyle gerçekleştirilen eylem; 43 Kürdistanlı, Türkiyeli ve Alman kurum ve örgüt tarafından organize edilmişti. Avrupa’nın dört bir yanından on binlerce kişinin katıldığı eylemin organizasyonunda yer alan Türkiyeli parti, örgüt ve kurum temsilcileri, Alman devletinin saldırısını şiddetle kınarken; 4 Kasım’da gösterilen topyekun direnişi sürdürme ve büyütme çağrısında bulundu.
Gazetemize konuşan temsilcilerin mesajları şöyle:
Direnişi büyütmeliyiz
Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK) Temsilcisi Ali Yılmaz: İzin alınmış bir yürüyüş olmasına rağmen, verilen hakkın sokakta gasp edilmesi Alman hükümetinin iki yüzlü politikasını gösteriyor. Sayın Öcalan’a özgürlük talepiyle gerçekleştirlen yürüyüşte, Öcalan’ın fotoğrafının olduğu bayraklara tahammül edilmemesi akla ziyan bir yaklaşım. Alman polisinin agresif tavırları, biber gazı sıkması, insanları darp etmesi AKP yalakalığının bir sonucuydu. AKP’ye yaranma telaşı sözkonusuydu. Saldırılara rağmen; Kürt halkı ve dostları Sayın Öcalan’ın meşru bir güç olduğunu, milyonların iradesini temsil ettiğini ve bunun bu şekilde kriminalize edilerek gasp edilemeyeceğini ve bu noktadaki keyfiyetçiliklerine boyun eğmeyeceklerini gösterdiler. Bu direnişten dersler çıkararak, oradaki motivasyonu, gücü ve direnişi çoğaltarak, daha ileriye taşıma amacıyla tüm Kürtlerin, Alevilerin, devrimcilerin, sosyalistlerin tüm muhalif kesimlerin ortak bir cephede birleşerek 4 Kasım ruhunu ileriye taşımaları gerekir.
Sesimizi daha gür çıkaralım
Avrupa Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) Koordinatörü Sakine Demir: Türkiye ve Kürdistan sokaklarında görmeye alıştığımız gazlarla, coplarla, TOMA’larla saldırının aynısına Düsseldorf sokaklarında tanık olduk. Bu saldırılara ve gözaltına alınmalara rağmen halkımız onurlu bir direniş sergileyerek bayraklarını teslim etmediler. Onları bir kez daha yürekten selamlıyorum. Bu süreçte tüm güçlerin muhalif kesimlerin, tüm ezilen halkların birlikte hareket etmesi çok önemli. Daha fazla sokağa çıkarak, sesimizi daha gür çıkarmamız gerekiyor.
Kararlılık sürmeli
Yaşanacak Dünya Temsilcisi ve Alınteri Gazetesi’nden Soner Yılmaz: Alman devleti, Türkiye ile halk düşmanlığında ortaklaşıyor ve bu saldırgan tutumunda daha da ileriye gidecektir. Bu anlamda tüm muhalif kurum ve kuruluşlar; başta Kürtler olmak üzere tüm devrimci birlikler Almaya’nın hedefinde olacaktır. Bu bilinçle bu haklı mücadelede hiç bir şeyi engel olarak kabul etmeyeceğimizi göstermeliyiz. Düsseldorf bunun için bir örnektir. Oradaki kararlılığın ve tutumun devam ettirilmesi gerekiyor.
Direnenleri selamlıyoruz
Yeşil Sol Parti’den Mehmet Cengiz: Düsseldorf’daki yürüyüşe yapılan müdahale, Almanya ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin bozulmaması adına, Türkiye için yapılmış bir işgüzarlıktı. Sözümona orada bizi abluka altına aldılar. Ama aslında bu onların gözlerine parmak sokmak gibi oldu. Çünkü biz orada bir kamuoyu yarattık ve Alman hükümetinin antidemokratik tutumunu teşhir ettik. Bütün engellemelere rağmen oradaki kitlenin duruşu, onurlu direnişi takdire şayan bir olaydı. Polisin provokasyonuna karşı direnen arkadaşlarımızı selamlıyorum.
Görkemli bir direniş sergilendi
Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-KON) Eşbaşkanı Baki Selçuk: Alman ve Türk devletinin ortak çıkarları doğrultusunda getirilen bu yasak ve saldırılar; Kürt halkının kendisine sembol olarak gördüğü bayrakları taşımasına engel olamayacaktır. Her şeyden önce Düsseldorf’da şunu gördük; tüm olumsuz tavra ve müdahalelere rağmen kitlede bir kararlık ve sonuna kadar direniş hakimdi. Halkımız görkemli bir direniş sergiledi. Mücadele ile kazanılmış hakların korunması ve var olan yasakların kaldırılması için mücadeleyi büyütmek gereklidir. Bu konuda esas güvendiğimiz ve desteğini beklediğimiz Alman işçi sınıfı, emekçileri ve demokratik kamuoyudur.
Ortak direnişi örgütleyelim
Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) Başkanı Süleyman Gülcan: Şu bir gerçek; Alman ve Türk ilişkileri biraz yumuşadığında mutlaka Kürt hareketine yönelik bir saldırı oluyor. Düsseldorf’taki saldırı da bundan kaynaklıydı. Fakat halk TOMA’lara, helikopterlere, biber gazlarına rağmen büyük bir direniş sergiledi ve mitingini gerçekleştirdi. Kazanan direnişçiler oldu, kaybedense polis oldu. Bu baskılar yoğunlaşacaktır. Buna karşı ortak direnişi örgütlemek lazım. Özellikle 2012’de oluşan „Demokratik Güç Birliği Platformu“ gibi, Düsseldorf’ta oluşturduğumuz platformu daha da geliştirmeliyiz. ATİK olarak bunun yürütücüsü olacağımızı bir kez daha belirtmek istiyoruz.
Mücadele bayrağını yükseltelim
Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) Genel Başkanı Muharrem : Posterler bahane edilerek yürüyüşümüzün kriminalize edilmesini şiddetle kınıyoruz. Kürt halkı ve dostları, tüm devrimciler oradaki yasakçı zihniyete karşı ortak bir tavır, bir direniş ortaya koydu. Tertip komitesi bu konuda çok dik durdu. Semboller, hiç bir yasak tanımadan açıldı. Gayet demokratik bir talep yerine getirildi. Buna Alman polisinin müdahalesi çok sert oldu. Fakat yine de halkımız; kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla, genciyle direnmeye devam etti. Oradaki faşizan tutum boşa çıkartıldı, mücadele kazandı.Tüm gerici uygulamalara karşı ortak bir mücadele geliştirerek, bu bayrağın yükseltilmesinden yana olmalıyız. Devrimci ortak direniş ruhu her zaman kazanır, kazanacaktır.

Savaşa gider gibiydiler
Devrimci Parti Avrupa Sözcüsü Hüseyin Ateş: Biz o mitinge tüm renklerimizle, çocuklarımızla, hastalarımızla, yaşlılarımızla şenliğe gider gibi gitmiştik. Onlar ise; TOMA’larıyla, helikopterleriyle, biber gazlarıyla savaşa gider gibi hazırlanmışlardı. Halkımız oradaki onurlu direnişiyle, Alman devletinin buradaki ikiyüzlü politikasını teşhir etti. Direnerek kazanan bizler olduk. Bu mitinge katılan 43 kurumla birlikte tüm muhalif güçler birlikte hareket edip antidemokratik uygulamalara karşı eylem ve etkinlikler gerçekleştirerek bu mücadele ruhunu ileriye taşımalıyız.
Yasakları eylemlerle kıralım
Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu (FIDEF) Başkanı Kemal Kıran: Almanya’da benzer saldırılara hazırlıklı olunmalı. Müdahale ihtimali biliniyordu ama buna karşı hazırlıklı değildik. Polis bir alana sıkıştırdı, insanlar kendi mücadeleleri ile direndiler. Bu iyi bir ders oldu. Kürt Özgürlük Hareketi ve dostları, Alman dostlarımızı unutmayalım, bu kararı tanımayacaklar ve direnecekler. Düsseldorf yürüyüşünde gösterilen direniş bundan sonra daha örgütlü, polisin hesaplarını boşa çıkaracak ve onu yenecek şekilde hesaplanmalıdır. Bu yasakları kırmak için sokakta, alanlarda sivil itaatsizliği ciddi anlamda örgütlememiz gerekiyor. Bunun dışında başka bir şans görünmüyor.
Çözümde rol al
Barış Akademisyeni Çetin Gürel: Almanya’nın; Kürtlerin kazanımlarını bi biçimde yasaklı hale getirmesi, kriminalize etmesi geçen seneden itibaren başladı. Almanya’nın, baskı politikasıyla Kürtleri özgürlük mücadelesinden alıkoyamayacağını anlaması gerek. Almanya’nın Kürtleri kriminalize etmek yerine onların hakları konusunda nasıl desteklenmesi gerektiğine, Kürtlerin statüsüzlüğü mevzusunun nasıl ortadan kaldırılıcağına ve bununla bağlantılı olarak Türkiye ve PKK arasında devam etmekte olan savaşta nasıl arabulucu bir rol üstlenebileceğine kafa yorması gerekmektedir. Almanya, keyfi yasaklamaları ve Erdoğan diktatörlüğü ile devam ettirdiği açık ve gizli suç ortaklığını bir an önce sona erdirirse kendi iç politikası açısından da sağlıklı bir durum ortaya çıkacaktır.
Şikayetçi olalım

Faruk Bilgiç, Düsseldorf’taki polis saldırısında copla darp edilen, gazdan etkilenerek yaralanan onlarca Kürt aktivistten birisi.
Yirmi yılı aşkın süredir Almanya’da yaşayan, eyleme Dortmund’dan giden Bilgiç “Yürüyüş güzergahında ilerliyorduk, polisler ön tarafı tutmuştu. Yürüyüşe devam etmek isteyince hiç bir uyarıda bulunmadan kitlenin üzerine saldırdılar. Müdahale için hazırlıklıydılar zaten. Kitleyi üç taraftan gaza boğdular, TOMA’yla su da sıktılar. İlk müdahalede çok sayıda kişi yere düştü, yaralandı. Daha sonra da polis birçok kere saldırıda bulundu“ dedi. Bizim ilerlememizle coplu-gazlı saldırı oldu. Coplarla yüze, kollara, bacaklara vurdular. Ben de bacağımdan darp edildim. Düsseldorf’taki tutumlarından dolayı mağdur olan tüm halkımız şikayetçi olmalı. Toplu halde bir şikayetin yapılması gerekiyor“ dedi.
Direnmemiz lazım

Düsseldorf’taki eyleme İsviçre’den gelen Şırnaklı Emin Özgün üzerindeki YPG yazılı tişört nedeniyle polis tarafından durdurularak hakkında işlem yapıldı. Kimlik bilgilerinin alındığı ve adresine bilgilendirme yapılacağının aktarıldığını söyleyen Özgün gazetemize şöyle konuştu: „Polis bir anda beni kitlenin içinden aldı. ‘Ya tişörtünü tersyüz edip giyeceksin ya da seni götüreceğiz’ diyerek tehdit etti. Bana herhangi bir kağıt vermediler, istersen avukat tutarsın dediler ve verilecek cezayı mektupla ileteceklerini söylediler. Alman devletinin Türkiye ile olan kirli çıkar ilişkilerini kınıyorum. Mazlum haklar üzerinde baskı yapıyorlar. Buna karşı direnmemiz, kabul etmememiz lazım. Önderliğimiz için, halkımız için üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Karşımıza ne çıkarsa çıksın hazırız.“