"Halife”, son dönemlerde sık sık "400 Milletvekili isterim” demeye başladı. Halife der de, 'Emir'ler veya emir erleri boş durur mu? Onlar da söylenmeye başladılar.

Bu isteğin gizli ajandanın ana başlığı olan şeriatla, otoriter ve totaliter düzen özlemiyle birebir ilişkisi vardır.

Ancak talebin halifenin isteğiyle sınırlı olduğunu söylemek eksik kalır. Çünkü bu, aynı zamanda 1980’de temeli atılan bir Amerika projesidir.

Amerika "kendi çocuklarına (bizim çocuklar demişlerdi)” yaptırdığı 12 Eylül faşist askeri darbenin ertesinde, Türkiye’nin siyasi partiler haritasına çekidüzen vermeyi planladı. Onlara göre o tarihten sonra Türkiye'de kayıkçı döğüşü yapan yalnızca iki buçuk parti olmalıydı; tıpkı Amerika’daki gibi. Ve yine onlara göre bu sistem ilelebet var olacaktı. Mutlaka hatırlıyoruzdur, o dönemlerde Türkiye için "Küçük Amerika veya Amerika’nın ileri karakolu” deniliyordu. Küçüğü veya karakoluysa; siyasi haritası da ona uygun olmalıydı. Amerika’da başkanlık ve bu başkanlık için yarışan yalnızca cumhuriyetçilerin, demokratların ve sosyalist-komünistlerin kümeleştiği partiler vardır. 

Başkanlık ping pong topu gibi cumhuriyetçi parti ile demokrat parti arasında gidip geliyor. Halka düşen görev de bir anlamıyla danışıklı olan bu komediyi izlemek. İki parti de devletin ve temsil ettikleri sermayenin çıkarlarına göre hareket ediyor. Başkanlık ve yönetim hangi partide olursa olsun hep kazanan devlet ve sermaye olmuştur, oluyor.

Aralarındaki fark bu politikayı birisi kaba güç ve kaba şiddetle, diğeri ise şiddeti ret ediyormuş görüntüsü altında ince politik oyunların şiddeti ile sürdürüyor.

Bunu Türkiye'de ilk önce Turgut Özal üzerinden gerçekleştirilmek istediler. Şartlar olgunlaşmadığı için hedeflenen nihai noktaya taşınamadı.

Ardından Bülent Ecevit ile bir deneme daha yaptılar. O dönemde Ecevit’in; "Öcalan’ı niye bize teslim etmek istiyorlar anlayamadım” söyleminin hikmetinden biri de aslında buydu. Anlayamadığı için de partisi içten bölündü ve partisi; parti mezarlığındaki yerine gönderildi. 

Bu kirli politikanın boşa çıkarılması noktasında Kürt siyasi hareketi büyük bir direniş göstermiştir. 2012 yılında, daha önce esamesi okunmayan AKP’nin kuruluşu, verilen büyük desteklerin ve yükselişinin kerameti ABD’nin bu projeyi hayata geçirmek için sürdürdüğü ısrardır. 

AKP’nin bu yönlü başarısını da görmek gerekir. Mevcut siyasi partiler haritasına ve halkın bu partilere verdiği desteğe rağmen bu proje nasıl gerçekleşebilir, Haziran 2015 seçimlerinde "Halife” nasıl 400 milletvekili çıkartabilir?

Öncelikle şunu altını çizmekte yarar görüyorum; AKP'nin bunu gerçekleştirmek için meşru olsun veya olmasın her yöntemi işletmenin de kararını aldığını söyleyebilirim. 2015 seçimlerinde iki partiyi seçim barajının altına itmek için var gücüyle uğraşacaktır. Onlara göre bu partiler HDP ve MHP olmalıdır. Çünkü onlara "buçuk parti” elbisesi biçilmiştir.

Bunun için, toplumun bu partilere olan algısının farklılaştırılması, oluşturulan yeni algıyla da onların barajın altında kalması hedefleniyor.

Arzulanan sonuca kısa sürede ulaşmak için en uygun yöntem iki partinin tabanını çatıştırmaktır. Son günlerde yaşananları ve seçim günü yaklaştıkça provokatif müdahalelerle artırılacak şiddeti böyle okumak gerektiğine inanıyorum.

"Halife” ve "emir erleri” de ekranlara çıkıp,”Ey milletim! Görüyorsunuz onları, şiddet ruhlarına işlemiş, ülkemizin büyümesini istemiyorlar, huzurunuzu kaçırıyorlar, ülkeniz ve huzurunuz için onlara destek vermeyin vs. vs…” nutukları atıp propaganda yapacaktır. 

Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan da  yüzde 7'lik oy aldığı seçimlerde bir sayfalık seçim beyannamesini tüm seçim boyunca propaganda aracı olarak hep okumuştu. 

AKP’nin de bu temelde sadece bir sayfalık propaganda metni hazırlama ihtimali yüksektir. Onu temcit pilavı gibi hep halkın önüne sürecektir. 

Ancak özgürlüklerden değil, ekonomik refahın tüm topluma nasıl taşınacağından değil, onurlu bir çözümden değil; şiddetten, kendisinin tek umut olduğundan bahsedecektir. "Pişkinlik”le hem şiddeti yaratacak hem de karşısındaymış gibi konuşacak.  Bugün, Kürt siyasi hareketi Türkiye halklarının geleceğini karartacak bu projeyi boşa çıkaracak tek güç konumundadır. Özgürlük ve özerklik projesiyle alternatif olmuş durumdadır.

Demokratların ve ana gövde Türkiye solunun, emperyalizmin bu projesini ve karşısında durabilecek tek gücü hala algılayamadığını veya algılamak istemediğini düşünüyorum.