"400 milletvekili verin, bu iş huzur içinde çözülsün!" demek, 400 vekil seçmezseniz size huzur kalmayacak demekti. Bunun ne anlama geldiğini her gün gencecik bedenlerin toprağa düşmesini izleyerek çok acı şekilde gördü Türkiye halkları…

Evet, "tarafsız kalması gereken" Cumhurbaşkanı, seçim çalışmalarını AKP adına yürüttü.

Sonsuza kadar AKP’nin sahibi olduğunu düşünmekte çünkü.

Bu sebeple sahaya indi, il il gezdi elinde Kürtçe Kur’an sallayarak!

400 vekil isterkenki tavrını asla unutmamak gerek. Çünkü sadece 31 gencimizin alçakça katledildiği Suruç Katliamı'ndan sonra değil; hem seçim öncesi ve hem de seçimden hemen sonra Diyarbakır’da Hüda-Par ve HDP’lilerin öldürülmesiyle başlatılan bir süreç vardı. 

Peki "huzur içinde çözülmemek" söyleminin içine ne giriyor?

Sosyal medyanın kapatılması mı?

Haber ajanslarının korsanvari kararlarla kapatılması mı?

Emre biat etmeyen vicdan sahibi gazetecilerin işten atılması mı?

Gençlerin ölmesi mi?

Canlı bombaların sınır hatlarında ellerini kollarını sallayarak gezmesi mi?

İstanbul’un orta yerinde cihadist çağrı yapanlara karşı hiçbir adım atılmaması mı?

Barış sürecinin mimarı Öcalan’a eşi benzeri görülmemiş bir tecrit uygulanması mı?

Barış masasının devrilip, müzakerenin de, sürecin de, Dolmabahçe mutabakatının da inkar edilmesi mi?

DAİŞ’e yönelikmiş gibi gösterilip aslında Rojava’da insanlık değerlerini canı pahasına savunan YPG’lilerin hedef alınması mı?

Kandil’in 4 yıl aradan sonra bombalanması mı?

Barışı, demokrasiyi savunan aydın, gazeteci, STK, siyasetçilerin "sözde" diye yaftalanıp hedef gösterilmesi mi? Bununla da yetinilmeyip dökülen kandan onların sorumlu olduğunu söyleyip gerçekleri ters yüz etmek mi?

Bin defa denenen siyasi soykırım operasyonlarına devam edilmesi mi?

Bununla da yetinilmeyip 1990’ların yöntemleriyle gözaltında işkence uygulanması mı?

"İç Güvenlik Yasası"nın uygulanmasıyla gençlerin ve çocukların gaz fişekleriyle, kurşunlarla öldürülmesi mi? 

Hiçbir insani ve vicdani duruşla açıklanamayacak şekilde Rojava’da DAİŞ’le çatışmalarda yaşamını yitiren YPG/YPJ’lilerin cenazelerinin günlerdir Habur sınırında TIR'larda bekletilmesiyle ailelerine işkence yapılması mı?

Sırf barajı geçti diye, demokrasi adına kazanım olarak görülmesi gerekirken, HDP’lilerin yargılanmasını istemek mi? Bunu söylerken de "bedelini ödeyecekler" tehdidinde bulunmak mı? Bunu da yeterli görmeyip Partinin kapatılmasını dahi istemek mi? 

Dünyanın neresinde bir siyasi parti sırf barışı istedi diye, özgürlükleri talep etti diye çoğulculuğu benimseyen halklarca onandığı için "kellesi istenir?!"

Vekilleri hiç durmadan hedef gösterilir?

Türkiye’yi 90’lara sürükleyen, eğitime ve sağlığa yatırılması gereken bütçenin bombalara, savaş uçaklarına yatırıldığı; her gün onlarca insanımızın yaşamını yitirdiği sürecin parametreleri açığa çıkmasın diye Meclis’teki iki parti neden Araştırma Komisyonu kurulmasını reddeder?

Suruç Katliamı'yla başlayan bu sürecin neden karanlıkta kalmasını ister?

Katilleri tanımıyorlarsa ve destekleri yoksa neden olayın aydınlanması için Meclisin harekete geçmesini engeller? Önceki gün olağanüstü toplanan Meclis’teki MHP ve AKP gruplarının tavrını halklarımız asla unutmayacaklardır.

Bu oturum, barıştan, toplumsal birliktelikten, demokratik çözümden ve adaletten yana kimlerin taraf olduğunu ve kimlerin savaş yanlısı olduğunu bir kere daha gösterdi..

Sadece yaptıklarımızdan değil, yapabilip de yapamayacaklarımızdan da sorumluyuz!

Tarih bunun hesabını sizden er ya da geç soracaktır…