
MAHMUD SEVEN / HABER MERKEZİ
Almanya’da yarın yapılacak genel seçimlere tam 42 parti katılıyor. 630 milletvekilinin seçileceği Almanya Federal Parlamentosu’na partilerin girebilmesi için yüzde 5’lik barajı geçmesi gerekiyor. Adaylar hem parti listeleri, hem de seçim bölgesinden doğrudan seçilebiliyor. En son 2013’te yapılan genel seçimlerde şu anda Federal Parlamentosu’nda partilerin milletvekili sayısı şöyle: CDU/CSU: 309, SPD: 193, Yeşiller Partisi 64, Sol Parti:63, Bağımsızlar:1.
Seçime katılacak belli başlı partiler hangileridir? Ne zaman kuruldu? Seçmene ne vaat ediyor? Türkiye politikaları ne?
Hristiyan Demokrat Birlik (CDU)
430 bin üyeli CDU, 1956 yılında kuruldu. Genel Başkanı, şu anda Federal Başbakanlık görevini yürüten Dr.Angela Merkel’dir.
İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında 1945’te yerel düzeyde oluşan Katolik ve Protesto grupların 1950’de bir araya gelmesiyle Goslar’da yapılan ilk kongrede partinin kuruluşu ilan edildi. İlk başkanları olan Konrad Adenauer, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın ilk başbakanıdır (1949-1963).
Adenauer, ülkenin yeniden yapılanması temelinde müttefik devletlerle hareket etti. Yeniden inşanın yanı sıra, içte çok sayıda grubun birliğini sağladı. Parti esas olarak hem Katolik, hem de Protestan kesimlerin bir nevi sözcülüğüne kendini yatırdı. Adenauer’den sonra, Ludwig Erhard, Kurt- Georg Kiesinger başbakanlık koltuğuna oturdu. CDU için 1982- 1998 arası Helmut Kohl dönemidir. 1982’de FDP hükümetten çekilince 1982’te Parlemento Kohl’ü başbakan olarak seçti. 1983 seçimlerinde yüzde 48,8 oy alan CDU/CSU hükümeti 1998’e kadar iktidarda kaldı. Ekim 1990’da iki Almanya’nın birleşmesi, Kohl döneminin en önemli kilometre taşlarından biridir. Kürtler açısından ise Kohl hükümeti, 26 Kasım 1993 yılındaki PKK yasağıyla kriminalizasyonun, baskının ve Kürtlerin aleyhine Türkiye ile kurulan olan kirli ilişkilerin mimarıdır.
Kohl, 2 Almanya’nın birleşmesinden ortaya çıkan sorunlar ve liderlik stiline dönük eleştiriler nedeniyle, 1998’deki seçimleri kaybetti. Parti başkanlığından da istifa etti. Partide kara para, bağış skandalları ard arda patlak verdi. 2 milyona yakın alınan bağışın ortada olmadığı ortaya çıktı. 2000’de ise partinin başına Angela Merkel getirildi.
CDU, Bavyera Eyaleti’ne özgü kardeş partisi olan CSU ile sürekli ortaklık kuruyor. CDU, şu anda en güçlü parti görünümünde. CDU, program olarak liberal, muhafazakar ve sosyal-Hristiyan akımları birleştirmeyi temel misyon edinen bir parti. Piyasa ekonomisinin, özel ekonomik düzenlemelerle orantılı yürümesini istiyor. Dış politikada ABD ve AB ile stratejik işbirliği düzeyinde bir yaklaşım sahibi. Alman askerlerinin yurtdışına gönderilmesi savunma, politikasının önemli bir enstürmanı. İçiride ise ‘güvenlik’ ağırlıklı politikaların bir gereği olarak daha fazla denetimden yana.
CDU’nun 2013’teki seçim programı ‘Birlikte güçlü bir Almanya için’ sloganı altında somutlaşmıştı. Bu programa göre 2016’dan itibaren borçlanmaya gidilmeden, devletin borçlarının düşürülmesi hedefleniyordu. Bu programda başarı da sağlandı. CDU, bununla birlikte orta kesimleri rahatlacak düzenlemelere programında yer veriyor. Uzun vadede enerji politikasında ise yenilenebilir enerjiye yönelimi hedefliyor. Herkesin kazandığı maaşıyla yaşamını sürdürmesi şeklinde bir sosyal politikaya sahip olan CDU, asgari ücret tespitine de karşıydı. Ancak, şu anki ortağının SDP olmasından dolayı, asgari ücreti yasallaştırdı.
CDU’nun bu seçimde ana sloganı “Severek yaşanılacak bir Almanya için”. Ancak, 90’lı yılların sonlarında tartışması yoğun şekilde yürütülen ‘leitkultur’ü (Alman ana hat kültürü) CDU, sağ seçmen için önemli bir enstürman olarak kullanıyor. CDU, böyle düşünse de Almanya’nın kalifiye yabancıya ihtiyaç duyduğu bir realite.
Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD)
SPD’nin Başbakan adayı, Genel Başkanı Martin Schulz’dur. Üye sayısı yaklaşık 440 bindir. SPD’nin tarihi Almanya’da başarısız olan 1848 Devrimi’ne kadar gidiyor. İşçi sınıfının özgürlük ve emeğe saygı talebi SPD’nin de gelişmesine bir nevi olanak tanıdı. 23 Mayıs 1863’te Leipzig’te 11 bölgeden gelen delegeler Genel Alman İşçi Derneği’ni (ADAV) oluşturdu. Fazla üyesi yoktu ancak bu gibi dernekler işçilerde özgüveni arttırıyordu. Eşit seçim hakları, sömürüye karşı mücadele ve kooparatifleşme temel hedefti. Daha sonra Almanya Sosyaldemokrat İşçi Partisi (SDAP) ile birleşerek Almanya Sosyalist İşçi Partisi’ne dönüştü. Partinin ismi 1891’de Almanya Sosyaldemokrat Partisi (SPD) oldu. Parti, krallığa karşı tutumundan dolayı bazı uygulamalara da maruz kaldı. 1878’de dönemin Başbakanı Otto von Bismarck tarafından bir genelge yürürlüğe konuldu. Genelgeye göre, SPD seçime girebilir ancak örgütlenme ve propaganda yapamaz, yayın çıkaramazdı. Tüm yasaklamalara karşı SPD seçimlerde oylarını yüzde 10 arttırdı.
1890’da yasağın kaldırılmasıyla beraber SDP oylarını 3 yıl öncesine göre yüzde 20 arttırdı. Birinci Dünya Savaşı öncesinde de yüzde 35’lik oy oranıyla Meclis’te 110 vekil ile en güçlü fraksiyon oldu. Üye sayısı 1913’te 250 binden 1 milyona ulaştı. SPD, Kaiser ve onun hükümetine karşı olmasına rağmen savaş çığırtkanlığının etkisinde kalarak 1914’te savaş kredisini onayladı. “Kale Barışı” olarak adlandırılan anlaşmaya göre, SPD savaş süresince Kaiser Hükümetini eleştirmeyecekti. Ancak, SPD’den Karl Liebkneck ve Rosa Luxemburg bu duruma tepki göstererek partiden ayrıldı. 1917’de ihraçlar üzerine Almanya Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi (USPD) kuruldu. Liebkneck ve Luxenburg’un Spartaküs Birliği’nin katılmasıyla 1919’da Almanya Komünist Partisi (KPD) kuruldu. KPD, SPD’ye büyük bir rakip oldu. Ancak, Alman Meclisi yangınından sonra 1933’te KPD yasaklandı. Aynı yılda SPD de yasaklanırken üye sayısı 1 milyonu geçiyordu. Kadınlara oy hakkı ve işyerlerinde temsilci seçme hakkı bu dönemde uygulamaya geçti.
Hitler faşizminin karanlık dönemlerinden sonra 1946’da yapılan ilk eyalet seçimlerine katıldı. 1950’lerden sonra ise SPD, sınıf partisinden ziyade daha çok halk partisi kimliği ile hareket etti. 1966’da CDU ve SPD büyük koalisyonu kurdu. CDU’dan Kurt Georg Kiesinger Başbakan olurken, SPD’den Willy Brandt Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. 1969’da ise SPD, “Daha fazla demokrasiye cesaret” sloganıyla seçime gitti ve en güçlü parti olarak bu seçimlerden çıktı. FDP ile Sosyal/Liberal koalisyonunu kurdu. Willy Brandt, her ne kadar 1974’te Guillaume Skandalı‘ndan ötürü başbakanlığı, Helmut Schmidt’e bıraktıysa da çok önemli bir siyasi şahsiyet olarak şu olayla tarihe geçti. Brand, 7 Aralık 1970’te Alman Başbakanı olarak ilk yurtdışı gezisini Polonya’ya yaptı. Bu gezi sırasında Yahudi Anıtı’nın önüne çelenk bıraktıktan sonra diz çöktü, ülkesi adına Yahudilerden özür diledi.
Uzun süre bazı eyaletler dışında SDP başarılı olamadı. Uzun süre muhalefette kaldı. 1998’de Gerhard Schröder öncülüğünde Yeşillerle birlikte yeni hükümet kuruldu. Mart, 1999’da Parti Başkanlığından ayrılan Oskar Lafontaine yerine Schröder getirildi. SPD’den ayrılanlar, Lafontaine öncülüğünde WASG’ı kurdu. WASG, daha sonraki süreçte ise bugünkü Die Linke’nin (Almanya Sol Partisi) bir parçası olacaktı.
Schröder hükümeti, sosyal demokrat kimliğine rağmen “1 Euroluk işler” gibi büyük sömürüye hizmet eden politikaların sahibi.
Sonuç olarak SPD, 150 yıldan fazla tarihiyle Almanya’nın en eski partisidir. İşçi sınıfı ve sendikal haklar mücadelesi ortamından çıkan bu parti, şu anda sistemin en büyük dayanağıdır. Seçim programında finans kapitalizmi frenleme, ekonomiyi ve orta kesimi güçlendirme ve daha fazla iş sahası açma gibi hedefleri var. 2017 seçim kampanyasını ‘Daha fazla adalet’ sloganı üzerinden götürdü. Başbakan adayı Avrupa Parlamentosu eski Başkanı Martin Schulz’dur. Adil gelir dağılımı ile güçlü bir Avrupa Birliği’ni seçmenlerine vaat ediyor. Göçmen ülkesi olarak da göçmenlerin uyumu ve eşit haklara sahip olmayı öneriyor.
Bundnis 90/Die Grünen (Yeşiller Partisi/Birlik 90)
Resmi üye sayısı 46 bin 500 olan Yeşiller Partisi’nin Eşbaşkanları Simone Peter ve Cem Özdemir’dir. Seçimlerde liste başı adayları ise Cem Özdemir ve Katrin Göring-Eckhardt’tır.
Parti, 12/13 Ocak 1980’de Karlsruhe’de yaptığı kongre ile kuruluşunu ilan etti. Sosyal ve çevreci grupları kendi bünyesinde toplayan bir parti kimliğinde. Programının 4 temel ayağı ekoloji, sosyal, temel demokrasi, zora karşı olmaktır. Parti, 1980’de kurulsa da 1966’lardan itibaren ortaya çıkan çevreci hareketler onun zeminini oluşturuyor. Bu dönemde Vietnam savaşına karşı barış hareketleri, sömürgeciliğe karşı çıkışlar toplumlarda önemli bir hareketlenme yaratmıştı. Ekoloji, kadın hakları, barış ve insan hakları gibi kavramlar evrensel anlamda bir karşılık buluyordu. Yeşiller Partisi işte böylesi bir gelenekten gıdasını alıyordu. 1980’de parti ilk genel seçimlerde yüzde 1,5 oy alabildi. Ancak 83 seçimlerinde ise yüzde 5,6 ile Federal Parlamento’ya girebildi. İlk olarak SDP ile birlikte Hessen Eyaleti’nde 1985-1987 yılları arasında hükümet ortağı oldu. 1987 genel seçimlerinde yüzde 8.3 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ise yüzde 8.4 oy aldı. Parti, Doğu Almanya’da oluşan Birlik 90 ile 1993’te birleşerek, “Birlik 90/Yeşiller- Bundnis 90/Die Grünen” adını aldı.
Yeşiller Partisi, 1998’de Schröder ile koalisyon hükümetinde yer aldı. Bu koalisyon 2005’e kadar devam etti. Parti, bu süreçte kendi içinde büyük tartışmalar olmasına rağmen Afganistan’a asker göndermeyi kararlaştırdı. Birlik 90/Yeşiller şu anda Almanya’nın en büyük eyaletlerinden olan Baden Württemberg’te SDP ile eyalet hükümetinde bulunuyor.
Bu seçim kampanyasını ‘Toplumun parçası olmak, mücadele etmek ve geleceği yaratmak’ sloganıyla yürüttü. Irkçılığa karşı mücadele, yenilenebilir enerji üretimi programının temel halkalarıdır.
Partilerin Türkiye ile ilişkilere bakış açısı

* CDU: Türkiye ile ilişkileri stratejik düzeyde görse de, Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasına karşı.
* Yeşiller Partisi: AB-Türkiye ve Türkiye-Almanya ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesini istiyor. Programında Almanya’nın Türkiye’ye silah satışını durdurması talep ediliyor.
* FDP: Türkiye-AB arasındaki müzakerelerin bitirilmesinden yana. Türkiye ile yakın güvenlik politikası ve ekonomik işbirlliği temelinde yeni bir ilişki istiyor. Liberallere göre Türkiye hukuk devleti ilkelerini yerine getirmiyor. Ancak Türkiye bir NATO ülkesi, NATO üyesi olarak da kalacak, vazgeçilmez bir partner. FDP’ye göre, Türkiye AB ilişkilerine bağımlı.
* AfD: Türkiye’yi kültürel olarak Avrupa’nın bir parçası olarak görmüyor. Türkiye’nin AB’ye üye olmasına karşı çıkıyor, NATO üyeliğinin ise sonlandırılmasından yana.
* SPD: Türk devletine en fazla eleştiri yönelten parti gibi gözükse de bir iktidar partisi olarak ilişkileri köklü olarak gözden geçirme ve aktif tavır almaya niyetli görünmüyor. Partinin başbakan adayı Martin Schulz, başbakan olduğunda Türkiye’nin AB ile ilişkilerini sonlandıracağını söyledi.
Kaynaklar: Partilerin internet siteleri, Almanya Sesi Radyosu.
PKK yasağına karşı çıkan tek parti: Sol Parti

60 bin üyesi bulunan Almanya Sol Parti’nin (Die Linke) Eşbaşkanlığını Katja Kipping ve Bernd Riexinger yürütüyor. Bu seçimlerde ise liste başını Sahra Wagenknecht ve Dietmar Bartsch çekiyor. 1980’li yılların açılımını zamanında göremeyen Doğu Almanya’nın iktidar partisi SED, 1989’da Doğu Bloku’ndaki dağılmayla birlikte feshedildi. Yerine Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) kuruldu. PDS parti yönetim çalışanları her ne kadar 200 kişi ile sınırlandırılsa da SED’in bir devamı olmaktan kurtulamadı. PDS’in başkanları sırasıyla 1989’dan 2007’ye kadar Gregor Gysi, Gabi Zimmer ve Lothar Bisky oldu. 18 Mart 1990’da Doğu Almanya’da yapılan seçimlerde 3.güç oldu. 1994’te seçimlerde her ne kadar yüzde 4.4 ile baraj altı kaldıysa da direkt adaylardan dolayı 30 kişi ile Almanya Federal Parlamentosu’na girdi. 1998’deki seçimlerde yüzde 5.1’lik oyuyla barajı geçti.
Mayıs 2007’de ise WASG ve PDS’in yaptığı ayrı ayrı kongrelerde birleşme kararı çıktı. Her iki oluşum, 16 Haziran 2007’de Die Linke çatısı altında birleşti. Partinin başkanlığına Lothar Bisky ve Oskar Lafontaine getirildi, Sol Parti de parlamentoda 5.güç olarak yerini aldı.
Genel anlamda parti ABD hegemonyasına karşı çıkıyor, NATO’nun dağıtılmasını istiyor ve yurtdışındaki Alman askerlerinin de ülkeye dönmesinden yana. Enerji sektörünün kamulaştırılması ve gelir dağılımının adil ve eşit olmasını istiyor.
Sol Parti, Almanya Anayasa Koruma örgütünün takibinde olan Meclis’teki tek partidir. Bu seçimlere “Sosyal adalet için” sloganıyla katılan Sol Parti’ye Almanya’da yaşayan Kürtler de sempati ile yaklaşıyor. Parti’nin Kürt sivil toplum örgütleri ile önemli bir dialogu söz konusu. Sol Parti, Almanya’daki PKK yasağının kaldırılmasını programına alan tek partidir aynı zamanda. Hükümetin, Kürt halkı üzerindeki kriminalizasyon politikasına da karşı çıkan parti aynı zamanda Türkiye’ye silah ambargosu ve bu ülke ile ilişkilerin gözden geçirilmesinden yana.
Siyasetin Korsan’lı günleri Piraten Partei/Korsanlar Partisi
Ocak 2006’da İsveç’te kurulan Korsan Partisi’ni örnek alarak 10 Eylül 2006’da Berlin’de kuruldu. Mevcut üye sayısı 32 bin 192’dir. 2009 Avrupa Parlamentosu seçimlerinden kısa süre öncesine kadar da tüm eyaletlerde örgütlenmesini tamamladı. İnternet üzeri başta gençlik olmak üzere önemli bir seçmene ulaştı. Ancak en önemli başarısı Berlin Eyalet seçimlerinde yüzde 8.9’luk oy oranına kavuşmasıydı. Piratenler ve seçmen ilişkisinde ikili bir analiz yapılabilir.
Bunlardan biri seçmen sesinini parlamentoda duyurabileceği ve yüzde 5’lik barajı geçebileceğine inandığı partilere oy veriyor. Diğeri ise protestosunu savunacağına inandığı kesimlere oy veriyor. Bu iki faktör ortadan kalkınca da protesto oyları artık bu partilere de gitmiyor. Piratenlerin şimdiki durumu için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Korsanlar veya Piraten Partisi açıklığı önplana alan bir parti. Devletin şeffaflaşmasını, daha fazla açık ve anlaşılır olması gerektiğine inanıyor. Yeni bir politik stilin temsilciliğine soyunan Piratenler Saarland Eyaleti’ne de temsilcilerinin sokmayı başardı. Ancak, bu seçimlerde barajı aşıp parlamentoya girip girmeyeceği merak konusu. Bireysel özgürlükler, özel yaşamın korunması, eğitimde eşit koşulların sağlanması ve vatandaşları hakkında toplanan bilgilerde çok daha hassas olunması temel taleplerdir.
FDP (Liberal Parti) geri dönüş yolunda
1948’de kurulan FDP’nin mevcut durumda 54 bin üyesi bulunuyor. Başkanı Christian Lindner öncülüğünde FDP, geçen yıl giremediği Almanya Federal Parlamentosu’nu bu seçimde gireceğini bütün anketler gösteriyor. FDP, güvenlik ve eşitlikten önce özgürlük, devlet yerine pazarı, kolektif haklar yerine ise bireysel hakları benimsiyor. Bir çok değişimden sonra Parti, 1997’de Wiesbaden Kongresi’nde kabul edilen programı esas alıyor. 11/12 Aralık 1948’de Heppenheim’da yapılan kuruluş kongresi ve Theodor Heuss başkanlığında siyasi arenaya atılan FDP, bir çok kere CDU ile birbirine yakın düşünceleri paylaştığı için koalisyonda buluştu. 1969 ile 1982’ye kadarki süreçte de SDP ile koalisyon hükümetinde, 1982-92 yılları arasında Helmut Kohl ile CDU ile yapılan koalisyonda yer aldı. Bu süreçte CDU ile birlikte 2 Almanya’nın birleşmesinde önemli rolü oldu. O dönemlerde CDU’nun iyi bir kolu olarak görülüyordu. 1990’da da Doğu’daki LDPD ile birleşerek eyalet seçimlerinde iyi sonuç aldı. 1992-1998 yılları, FDP için liderlik krizinin olduğu yıllardır. 1998’den 2002’ye kadar ise muhalefetteydi. FDP, 2002’de geliştirilen Proje 18 ile seçime girdi ve kazandı. Proje 18’in anlamı ise seçimde yüzde 18’i yakalamaktı. Alman siyasetinde koalisyonların önemli bir parçası durumundaki FDP, 2013’teki seçimlerde ise Federal Parlamento’ya giremedi. Bu durum parti için önemli bir kırılma noktasıydı. FDP bunu, yarınki seçimde bir fırsata çevirmek istiyor.
Yabancı karşıtı AfD (Almanya için Alternatif)

Eşbaşkanlar Frauke Petry ve Jörg Meuthen yönetiminde AfD, göçmen ülkesi Almanya’da bu seçimlerde parlamentoda üçüncülüğe oynayan göçmen karşıtı bir partidir. Bu aşırı sağcı partinin 4 yıllık tarihinde hızlı yükselişi oldukça dikkat çekici. Partinin bu kadar yükseliş göstermesinde Almanya’da göçmen karşıtı politikaların oldukça önemli bir rolü var. Asya ve Afrika’dan yoğunlaşan mülteci trafiği ile AfD’nin yükselişi arasında bir paralellik söz konusu. Bununla birlikte, 2013’te Yunanistan’daki ekonomik krizde Merkel Hükümeti’nin bu ülkeye kredi aktarımına karşı çıkmasıyla önemli puan toplamıştı.
AfD, 2013 genel seçimlerinden sadece 5 ay önce kurulmasına rağmen neredeyse parlamentoya girecekti. O zamandan bu yana ise yerel seçimlerde eyalet meclislerine ve Avrupa Parlamentosu’na girmeyi başardı. Ancak son aylarda oyunun düştüğü belirtiliyor. Ancak, oy oranını bazı anketler yüzde 9, bazıları biraz daha fazla gösteriyor. AfD’nin üçüncü parti olup olmayacağı merak konusu. AfD, AB ile sınırları kapatmak, Alman sınırlarında sıkı kimlik kontrolünü getirmek, mültecilerin Almanya’ya girişinin kontrol edilmesi için ülke dışında kamplar oluşturmak, iltica talebi reddedilenlerin anında sınırdışı edilmesini veya onların kendi ülkelerine dönmeleri için finansal teşvik istiyor. Alman kültürünü öncelliği gibi ve İslam’ın da Almanya’nın bir parçası olduğu düşüncesini reddediyor. AfD, DİTİB’e bağlı 900 imamın Türkiye’deki Diyanet tarafından atanmasını ise kabul etmiyor. Programında Türkiye’nin Almanya’daki Türkiyeliler üzerinde ters etki yarattığı yönünde ifadeler mevcut.