Elazığ T Tipi Cezaevi’nde bulunan 6 kadın tutsağın, cezaevinde yaşanan hak ihlalleri ile keyfi uygulamalara karşı başlattıkları süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi 43. gününe girdi. Cezaevinde açlık grevinde bulunan Fethiye Ok’un kardeşi Satiye Ok, aileler olarak endişeli olduklarını belirterek, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.

İki yılı aşkın bir süredir cezaevinde olan kardeşi Fethiye Ok’un (44) Malatya Cezaevi’nden Elazığ Cezaevi’ne sürgün edildiğini belirten Ok, yaklaşık 4 aydır kardeşinden haber alamadıklarını aktardı. Ok, “İletişim kuramamamızın temel sebeplerinden biri; cezaevi kimlik dayatmasıdır. Bugüne kadar idare tarafından hazırlanan kimlikler idarede kalıyordu. Tutsaklara verme, onlara taşıtma söz konusu olmuyordu. Bu kimlikler tutsaklar cezaevi dışındaki bir hastaneye götürüldüğü zaman gardiyanlar tarafından taşınıyordu. Ama bugün bu kimlikler tutsaklara dayatılıyor. Cezaevi içerisindeki revirlere ve telefon görüşmelerine götürüldüklerinde, görüş sırasında bu kimlik dayatmasına maruz kalıyorlar” şeklinde konuştu.

 

Sivil giyimli erkekler 

Tutsakların kimlik dayatmasını reddettikleri için telefon, avukat ve aile görüşüne çıkamadıklarını ve bundan dolayı kendilerinden haber alınamadığını kaydeden Ok, cezaevindeki diğer hak ihlallerine ilişkin ise şunları söyledi: “Son dönemlerde çok sık koğuşlarda aramalar yapılıyor. Kadın cezaevlerinde aramaları daha çok kadın gardiyanlar yapar. Ama bugün bir çok cezaevinde kadın koğuşlarında asker, son dönemlerde ise sivil giyimli erkekler tarafından yapılan aramalar söz konusu. Kadın tutsaklar bunu reddettiği için dövülüyor ve saçlarından sürüklenerek havalandırmaya atılıyor. Elazığ’da bu uygulanıyor. En son 1-2 ay önce basına da yansımıştı. İlke Başak Baydar kan kusmuştu gördüğü bu şiddetten kaynaklı. Tutsaklar herhangi bir şeyi reddettiklerinde karşılık olarak çıplak aramaya maruz kalıyorlar. Çok açık, burada tutsağın onurunu kırmak istiyorlar. Bunun adı işkencedir. Sık sık görüş cezaları alıyorlar keyfi nedenlerle. Koğuşların olduğu yerlerde kameralar bulunduruluyor.”

 

10 süngerli odada

İzmir’den görüş için Elazığ Cezaevi’ne gittiğinde kardeşinin süngerli odada olduğu için kendisiyle görüştürülmediğini ifade eden Ok, “Kardeşim çıplak aramayı reddettiği için 10 gün boyunca süngerli odada kalmış. Tecridin içinde tecridi dayatıyorlar. 10 gün boyunca ne televizyon ne radyo ne herhangi bir iletişim ve görüş hakkı var. Tüm bunlar Elazığ Cezaevi’nde sıkça uygulanıyor” dedi.

 

Diğer cezaevlerine yayılıyor

AKP’nin uygulamalarıyla dışarıyı da cezaevine dönüştürdüğünü savunan Ok, şöyle devam etti: “Dolayısıyla biz buna aslında aileler olarak dışarıda nasıl ki toplumsal mücadeleyi onurlu yaşamanın bir gereği olarak görüyorsak cezaevlerindeki uygulamalara karşı da bu onurlu mücadelemizi, onurlu duruşumuzu sergileyeceğimizi zaten belirtiyoruz. Elazığ ile başlayan bu saldırı dalgası giderek diğer cezaevlerine de yayılıyor. AKP, dışarıda tek tip bir iktidar inşa etmeye çalışıyor, içeride de tek tipleştirmeyle insanları kimliksizleştirmeye çalışıyor.” 

HDP ve CHP’li vekiller üzerinden Adalet Bakanlığı, Elazığ Cezaevi’nde ise savcılıkla görüşme talep ettiklerini ancak kendilerine herhangi bir dönüşün yapılmadığını kaydeden Ok, şu çağrıda bulundu: “Kamuoyunun duyarlılık göstermesini istiyorum. Çünkü açlık grevi 42’nci gününe girdi. Aslında 40’lı günler sağlık bakımından da çok ciddi hasarların yol açtığı bir döneme giriliyor. Dönüşü olmayan hasarların oluştuğu bir süreç de oluyor. Aynı zamanda ölüm riskinin de taşındığı bir dönem. Ancak dayanışma içerisinde bunu çözebiliriz.”



İHD'ye başvurdular

Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mahmut Doner, her gün artan hak ihlalleri nedeniyle İHD Amed Şubesi’ne başvuruda bulundu.

Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mahmut Doner, cezaevinde yaşanan hak ihlallerini içeren mektubuyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Şubesi’ne başvurdu. Nisan ayında Elazığ T Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden 2 Nolu Cezaevi’ne sevk edildiğini ve çıplak arama dayatmasına maruz kaldığını, her geçen gün baskıların ağırlaştırıldığını dile getiren Doner, uygulamaları keyfi olarak nitelendirdi.

Doner, 3 kişilik hücrelerde tutulduklarını ve hücreden her çıktıklarında ayakkabı aramasına maruz kaldıklarını, bunu yapmamaları durumunda iletişim ve görüş haklarının kısıtlandığını, gardiyanlar tarafından tehdit edildiklerini söyledi. Kitap sınırlaması getirildiğini ve kendilerine dergilerin verilmediğini aktaran Doner, “Ekim başından itibaren tüm haklarımızı ortadan kaldıran bir saldırıyla karşı karşıyayız. Kimlik dayatmasından dolayı tutukluluk haklarımız engelleniyor. Bizler devrimci tutsaklarız, Adalet Bakanlığı personeli değiliz” diye kaydetti.

Dayatmalara karşı çıktıkları için haklarında soruşturmalar açıldığını aktaran Doner, İnfaz Hakimliği’ne yaptıkları başvuruların ise “Yasa ve usule uygundur” denilerek reddedildiğini belirtti.