Türk cezaevlerinin 220 bin kişilik kapasitesi bulunmasına rağmen 2019 verilerine göre tutsak sayısı 280 bini aşıyor. 457’si ağır, bin 333 hasta tutsak, ne tahliye ne de tedavi ediliyor.
İHD, TİHV, Amed Barosu, Tabip Odası ve HAK İnisiyatifi tarafından cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin yapılan basın açıklamasında, “Türkiye hapishanelerinde 457’si ağır olmak üzere bin 333 hasta mahpus bulunmaktadır. Hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır” denildi.
İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında, Diyarbakır Barosu, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Amed Temsilciliği, Tabip Odası ve HAK İnisiyatifi Derneği Amed Temsilciliği tarafından cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin ortak basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamaya kurum temsilcileri katıldı. Açıklamayı İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Avukat Yusuf Erdoğan okudu. Cezaevlerinin bireylerin toplumsal yaşamdan bir suç işledikleri gerekçesiyle kapatıldıkları mekanlar olarak tasarlandığı belirtilen açıklamada, bireyin tutsak olarak yaşamına devam ettiği cezaevlerinde; insan onuruna yaraşır bir hapishane politikasının uygulanması gerektiği vurgulandı.
Açıklamada, Türkiye cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini şu şekilde sıralandı:
- Türkiye’nin son bir kaç yıldır içinde bulunduğu olağanüstü süreçte yoğun tutuklamalar ile birlikte hapishanelerin kapasiteleri aşılmıştır. Türkiye hapishanelerinin 220 bin kişilik kapasitesi bulunmasına rağmen 2019 verilerine göre hapishanelerdeki tutuklu ve hükümlü sayısı 280 bini aştı.
- Cezaevlerinin mevcut kapasitelerinin aşılması ile mahpusların günlük yaşamlarını idame ettirebilecekleri uygun koşullar da ortadan kaldırılmıştır. Yeni hapishanelerin yapılması da mevcut sorunun çözmemiştir. Hapishane kapasitelerindeki artış sevk ve sürgünleri de olağan birer başkaca cezalandırma yöntemi olarak gündeme getirmektedir.
- Mahpuslar, ailelerinden binlerce kilometre uzaktaki hapishanelere sevk/sürgün edilmiştir. Bu sevklerin/sürgünlerin sonucu olarak yüzlerce mahpusun da aileleriyle görüş hakkı imkânsızlaştırılmıştır.
Girişlerde çıplak arama
- Mahpuslar, sevk/sürgün edildikleri cezaevi girişlerinde fiziki şiddete ve çıplak aramaya maruz kalmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 17 Eylül 2019 tarihinde başvurucular Avşar-Tekin/Türkiye kararında da; mahpusların ailelerinden uzak bir ildeki hapishaneye gerekçesiz olarak gönderilmelerinin ‘Özel ve aile hayatının korunmasına saygı yükümlülüğüne’ aykırı olarak değerlendirmiş ve Türkiye hakkında ihlal kararı vermiştir.
3 bin çocuk cezaevlerinde
- Türkiye’de 743’ü anneleriyle birlikte olmak üzere toplamda 3 bin çocuk hapishanede yaşamak zorunda bırakılmıştır. Dezavantajlı grupların başında gelen çocuk mahpuslar, cezaevlerinde ciddi hak ihlallerine maruz kalmakta, korku ve baskı altında bunları dile getirememekte ya da adalete erişimleri sağlanamamaktadır.
Sağlık hakkının gaspı
- Sağlık hakkına erişimin engellenmesi (kelepçeli muayene, revirde yeterli sayıda hekim bulundurulmaması, hastane sevklerinin ve revir muayenelerinin gecikmeli yapılması) ziyaret edilen cezaevlerinin neredeyse tamamında öncelikli sayılan problem olarak ifade edilmiştir.
- Hapishanelerin fiziki yapısına bir de söz konusu sağlık haklarından faydalanamama eklenince; birçok mahpus tedavi olanaklarından mahrum kalmakta ve ne yazık ki bazıları hapishanelerde yaşamlarını yitirmektedir. Türkiye hapishanelerinde 457’si ağır olmak üzere bin 333 hasta mahpus bulunmaktadır.
- Hasta mahpuslar, hapishanelerde tedavi olanaklarından mahrum bırakılmakta; tedavilerinin hapishaneler dışında gerçekleştirilmesi için yapılan başvurular da reddedilmektedir. Son olarak Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda bulunan 64 yaşındaki hasta mahpus Emine Aslan Aydoğan Urfa’da hastanede tedavi gördüğü sırada yaşamını yitirmiştir.
Hak örgütlerinin önerileri
Açıklamada, yaşanan hak ihlallerine ilişkin öneriler ise şu şekilde sıralandı:
- Mahpusların tedavilerinin düzenli bir şekilde uygun koşullarda yapılması sağlanmalı; tedavisi yapılmayan hasta mahpusların hekime ve sağlık birimlerine ulaşmada hızlı ve etkin bir şekilde hareket edecek kurumsal mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu bağlamda sağlık sorunları nedeniyle tahliye olması gereken mahpusların, mevzuat ya da Adli Tıp uygulamaları gibi engellere takılmadan tahliyeleri sağlanmalıdır.
- Ceza infaz memurları ve hapishane idarelerinin olumsuz ve hatta suç teşkil eden tutumlarının önüne geçmek için etkili bir denetim mekanizması oluşturulmalı; baroların ve diğer hak örgütlerinin de bu denetim süreçlerine aktif bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır.
- Cezaevi personelinin mahpuslar ve ya ziyaretçilerine yönelik suç teşkil eden fiilleri nedeniyle sorumlular hakkında etkin, şeffaf ve etkili idari ve adli soruşturma yürütülerek cezasızlığın önüne geçilmelidir.
- Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılması hususu ceza hukuku açısından hayati derecede önem taşıdığından bu hakkı ihlal eden her türlü keyfi uygulamadan vazgeçilmelidir.
- Mahpusların yargı yetkisi dışındaki yüzlerce kilometre uzaklıktaki cezaevlerine nakledilmeleri; hem adalete/avukata erişim ve adil yargılanma hakkı, hem de aile hayatına ve özel yaşama saygı ilkelerini tümüyle ortadan kaldırmaktadır. AİHM’nin yakın zamanda bu uygulamayı sözleşmeye aykırı bulan kararına rağmen devam eden bu uygulamaya derhal son verilmelidir. Yanı sıra anadilde savunma hakkının etkin şekilde kullandırılması sağlanmalıdır.
- Çocuk cezaevlerinin derhal kapatılarak, çocuğu topluma kazandırıcı alternatif modelliklerin tartışılması ve hayata geçirilmesi gerekmektedir. Alternatif modeller olduruncaya kadar, mevcut cezaevi koşullarının çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerine uygun hale getirilmesi gerekmektedir.
- Hapishane koşullarında tedavi imkanı olmayan hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır.
AMED
Ne tedavi ne de ilaç
Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve karaciğerinin farklı bölgelerinde üç hemonjiom olan Hüseyin Güdücü, ne tedavi ediliyor ne de ilaçları veriliyor.
Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Hüseyin Güdücü (45), tedavi edilmiyor. Karaciğerinin farklı bölgelerinde üç hemonjiom (Bir tür tümör çeşidi olan) bulunan Güdücü’nün sağlık durumun ciddiyetine dikkati çeken oğlu Barış Güdücü, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülen; ancak tedavisi yapılmayan babasının ilaçlarının da verilmediğini söyledi.
Reçetesi bilerek bırakıldı
18 aydır tutuklu olan babasının tedavisinin yarım kaldığını dile getiren oğlu Güdücü, babasının Aralık 2018’de hastane için Van’a yaklaşık bir yıl sonra da Malatya’ya götürüldüğünü paylaştı. Ekim’de Malatya’ya götürülen babasına acil kullanması için ilaç yazıldığını dile getiren Güdücü, yaşananları şöyle anlattı: “Tutuklu bulunduğu ilk aylarda babamın hastalığını cezaevi yönetimine söylemiştim. Sağlık birimleriyle görüştüğümde tedavisini yapacakları ifade etmişlerdi. Babamı önce Bitlis Hastanesi’ne götürdüler, ardından Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Burada Malatya Turgut Özal Tıp Fakültesi’nde tedavi görmesi uygun görüldü ve Malatya’ya gönderildi. Ondan sonra hiç ilgilenmediler. Babam Bitlis Cezaevi’ne geri getirildi. Malatya’da verilen reçete cezaevi yönetimi tarafından bilerek hastanede bırakıldı. Kendi imkanlarımla Malatya’ya gidip reçeteyi aldım.”
Mahkum odası yok denildi
Malatya’dan aldığı reçetede yazılan ilaçların Türkiye’de satılmadığını ve yurtdışından aldığını ifade eden Güdücü, şunları söyledi: “Asgari ücretle özel bir şirkete çalışıyorum. Gidip çevremden borç alarak ilcaları 315 Euro’ya (2.038,41 TL) aldım. Malatya’daki doktor bana ‘Babanın acilen tedavi görmesi gerekiyor. Acil bir şekilde bu ilaçları al. Aldığın zaman bana ulaş’ dedi. Bankaya parayı yatırdım ve ilaç bir hafta sonra elime geldi. Daha sonra Malatya Hastanesi’ni aradım. Doktora ilaçları aldığımı söyledim. Doktor, ‘Şimdi ilaçlar sende kalsın. Sana ameliyat günü vereceğim; ama benden önce cerrahi bölümünü arayıp, anjiyo bölümünde ameliyat edileceğini söyleyeceksin. Yatış işlemi alacaksın’ dedi. Cerrahi bölümünü aradım ve bana heyetin toplanıp karar verileceği belirtildi. Aradan 4 gün geçtikten son dönüş yaptılar. ‘Bizim mahkumları alabilecek bir odamız yok. Biz bir şey yapamıyoruz. Hastanın çok ciddi bir hastalığı yok’ dendi. Onlara Malatya hastanesine bizzat geldiğimi ve doktorun durumun ciddi olduğu söyleyerek rapor verdiğini aktardım. Ciddi bir durumu yoksa neden bana o ilaçları aldırttılar diye sordum ama bir açıklama yok.”
İlaçları halen verilmedi
Cezaevine 23 Kasım’da yolladığı ilaçların babasına halen ulaştırılmadığını dile getiren Güdücü, “Aldığım ilaç cezaevi deposunda bekletiliyor. Babamın hastalığı ciddidir. İlaçlarının verilmesi ve biran önce bir hastaneye sevk edilerek, tedavisinin düzgün bir şekilde yapılmasını gerekiyor” dedi.
MA/BİTLİS