
Renkleri, şarkıları, zılgıtları, halaylarıyla, susmayan sloganları, inmeyen bayrakları, direngen duruşlarıyla...
Bu Newroz’da bir kez daha hiçbir koşulda teslim alınamayacağını, Ortadoğu’nun demokrasi dinamiği olduğunu ve kardeş halkların kurtuluşunu kendi kurtuluşunda taşıdığını milyonlarla ortaya koydu…
Dünyanın en güzel sözcüklerini en güzel biçimde haykırdı,
Azadî, Aşitî, Biratî…
Şimdi doğuşunu kutlamaya hazırlanıyor. Kadını, erkeği, yaşlısı, genci ve çocuklarıyla. Renkleri, şarkıları, ıslıkları, zılgıtları ve halaylarıyla Amara’ya yürüyor.
Badem ağaçları
Dağlarda bahar boy vermiş, baharın görkemli ilerleyişini günlük izlemek mümkün. En hızlı değişimi badem ağaçları gösteriyor.
Neredeyse sabaha tomurcuğa duran dalları akşama çiçeğe kesiliyor. Yanı başımızda yükselen ağaçların dalları arasından parlayan güneş insanın içini ısıtıyor.
Her gerilla değişik bir biçimde doğa ile iç içeliğin ruhsal ve duygusal olarak yarattığı güçlenmeyi hisseder. Ancak bu iç içelik hemen gelişmez. İnsan alışana ve doğayla haşır neşir olana kadar çok zorlanır. Bir kere zihinsel olarak buna hazır hale gelmek gerekir. Sistemde o kadar insan merkezli bir yaklaşım hakim ki doğaya insana hizmet ettiği ölçüde değer verme, onu insanın hizmetinde olduğu müddetçe sevme ve benimseme, değilse yok etme, tüketme, görmezden gelme çok normal karşılanıyor. Algı böyle kuruluyor.
Bir arkadaşımız başından geçen bir olayı şöyle anlatmıştı;
“Gerillaya gelmeden önce hiç yılan görmemiştim. Resimlerini görmüştüm. Belgesellerde izlemiştim ama canlı olarak bir yılanı görmüşlüğüm yoktu. Arkadaşlar yılandan bahsedince belli etmiyordum ama korkudan ölüyordum. Bir gün mangada naylonun arkasında bir yılan gördüm. Çığlık atıp arkadaşları çağırdım. Geldiler yılanı gösterdim onlara, ‘ne var ki yılan işte’ deyip hiçbir şey olmamış gibi yılanı bir çubukla mangadan çıkardılar. Ben şaşıp kaldım. “Niye öldürmediniz?” diye sordum. “Niye öldürelim ki bize bir zararı yok. Birlikte yaşamayı öğrendik” dediler.
Sesimi çıkarmadım ama bana çok garip geldi. Bir arkadaş “yılandan niye korkuyorsun sana bir zararı oldu mu?” diye sordu, cevap veremedim. Benim için yılan korkulması gereken, bulunduğu yerde öldürülmesi gereken bir canlıydı. Öyle öğrenmiştim. Farelerde öyleydi, böceklerde, birçok hayvan öyleydi. Dikenler işe yaramaz, çalılar sakınılması gereken, bir sürü hayvan ve bitki gereksizdi sanki.
Canlı ve cansızıyla doğanın bir bütün olduğunu. Her hayvanın ve bitkinin, rüzgarın, suyun, taşın, toprağın her şeyin bu bütünün bir parçası olduğunu, her birinin bir diğeriyle ilişkili olduğunu, her birinin bir rolü ve işlevi bulunduğunu, her birinin bir diğerini tamamladığını gerillada öğrendim…”
O anlatırken doğanın gücünü düşünmüştüm. Çeşitliliğini, farklılıkların uyum içindeki bütünlüğünü. Üretkenliğini, yaratıcılığını ve bunun kaynağını. İnsanın yıkıcılığına ve hoyratlığına rağmen kendini yenilemedeki maharetini…
Doğa insana koruma hissi veriyor
Kürt Halk Önderi Öcalan, doğal toplum tanımlaması ve 4 Nisan’da ağaç dikilmesini istemesi bu hususlarla ilgilidir.
Dağa ilk geldiğimde dikkatimi en çok çeken şey arkadaşların doğayla ilişkileri doğayla bu denli bütünleşmeleri olmuştu. Şehirde insanlar dışarıda kalmaktan korkarlar. Bir rüzgar estiğinde ürperirler. Ama burada gece dışarıda kaldığında o korku yoktur. Doğanın seni koruduğu hissine kapılırsın. Rüzgarın sesi melodi gibi gelir. İnsanda farklı duygular uyandırır. Gerillaya gelmeden önce gece benim için korkutucuydu. Bir ağaç gölgesi görsem içimde kuşku uyanırdı. Ürperirdim ve sanki ordan bir tehlike gelecek duygusuna kapılırdım. Dağda bu duyguyu hiç yaşamadım.
Bu doğayla iç içelik Önderliğimiz tarafından ideolojik, felsefi bir içeriğe kavuşturuldu. Ekolojik yaklaşımımız biçimlendi. Doğaya yaklaşım daha bir derinlikli hal aldı. Onu felsefi ideolojik olarak kavrama ve anlamlandırma, insanla, onun toplumsallığıyla ilişkisini kurma gelişti. Önderlik doğa ile ilgili çözümlemelerini derinleştirdi, sağlıklı toplumsal yaşamla ve özgür birey gelişimiyle ilişkilerini kurdu. Bunu bir paradigmaya dönüştürdü ve doğum günü olan 4 Nisan’da ağaç dikilmesini önererek, doğa insan ilişkisinde yeni bir yaklaşımı işaret eden sembol bir güne dönüştürdü.
Kadın ve doğanın kaderi birdir
Bu nedenle 4 Nisan denilince aklımıza yeni bir milat geliyor. Özelde kadının genelde Kürt halkının ve Ortadoğu halklarının yeni bir yaşama başlangıcını, yeniden doğuşunu anlıyoruz. Çünkü Kürtler tüketilmeyle, hiçleşmeyle yüz yüzeydi. Her ne kadar çırpınışlar olsa da bu bir canlının ölüm anındaki çırpınışına benziyordu. Yani can çekişiyordu. Bilinci yoktu, örgütü yoktu, önderliği yoktu. Bunun içerisinde kadının durumu daha da vahimdi. Özgünlükleri olmakla birlikte Kürt kadınının kaderi halkının kaderiyle aynıydı. O da can çekişiyordu.
Bu noktada bir şeye dikkat çekmek gerekir; Dünyanın hiçbir yerinde kadının kaderi halkının ve doğasının kaderiyle bu kadar iç içe geçmemiştir. Kürt halkının, kadınının, doğasının kaderi adeta birdir. Diğer halklara bakıldığında bu daha iyi anlaşılır. Kürtler çok yönlü bir yok oluş sürecine alınmıştı. Hem halk olarak Kürt halkı, hem cins olarak Kürt kadını hem de Kürdistan doğası yok oluşla karşı karşıya bırakılmıştı.
Bu anlamda Önderliğin doğum gününü ve sonrasında yarattığı gelişmeleri halkımız adına, kadın adına ve doğamız için yeni bir doğuş, bir diriliş olarak değerlendiriyoruz.
Gerilla çok renkli bir doğadır
Gerillada ilk dikkatinizi çeken şey gerillanın düşünce ufku ve değerlendirmelerinin genişliği olur. Düşüncelerin zenginliği ve renkliliği çok çarpıcıdır. Her parçadan, birçok halk, kültür ve inanç grubundan insanı barındırır. Bir çiçek bahçesini andırır. Çok renkli bir doğa parçasına benzer.
Kürt Halk Önderi bu çok renkliliğin, farklılıkların bir arada ve uyum içinde var oluşunun, dahası tüm dünya gericiliğinin saldırısına direnebilecek düzeyde bir kenetlenmeyi ve güçlenmeyi yaşamasının ustasıdır. Bunu önce gerillada yaratmış sonra bunu bir paradigmaya çevirerek halkımıza ve dünya insanlığına sunmuştur. Demokratik-Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü paradigma halkımız tarafından aşk derecesinde benimsenmiş ve sahiplenilmiştir.
Kürt halkını dirilten, örgütleyen, ayağa kaldıran, değerlerine ve geleceğine sahip çıkmasını sağlayan Önder Apo’nun doğum günü olan 4 Nisan, halkımızın olduğu kadar tüm ezilen halkların, kültürlerin ve inançların da doğum günüdür. Bugün Önderliğin attığı özgürlük tohumu büyüyor, serpiliyor ve gittikçe evrenselleşiyor. 4 Nisanı böyle anlamlandırdığımızda hakkını verebiliriz.
Kürt Halk Önderi’nin doğumu Kürtlerin yeniden yeşermesidir. Kürtlerin yaşamla, gelecekle, özgürlükle buluşmasıdır. Finans kapital sistem doğayı gittikçe artan bir şekilde tüketiyor. Ezilen halkları, kültürleri ve inançları da aynı biçimde tüketiyor, tekleştiriyor, tüketici, bencil, yabancılaşmış bir sürüye dönüştürüyor. Bu yüzden insanlığa ve onun doğasına sahip çıkmak gerekiyor. Tabi bunu ilk başta kendi doğasına, kültürüne, kimliğine ve öz değerlerine sahip çıkarak gerçekleştirmek en doğrusudur.
Kürt halkı önderliğiyle bunu başarmıştır. Önderliksel doğuştan sonra kendi kimliğini, tarihini, değerlerini tanımış ve bedeli ne kadar ağır olursa olsun vazgeçmeyerek sahiplenmiştir. Bu temelde yürüttüğü mücadelesiyle insanlıkla buluşmuştur. Bu arada doğasıyla da buluşmuştur. Bir halkın her şeyi elinden alınmışsa doğayla olan bağı da koparılmış demektir.
Kürt Halk Önderi’nin 4 Nisan’da neden siyasal, örgütsel, eylemsel bir aktivite yerine ağaç dikilmesini istediğini bu perspektiften baktığımızda daha iyi anlayabiliriz.
Bir halkın her şeyi elinden alınmışsa doğayla olan bağı da koparılmış demektir. Düşman Kürdistan’ı insansızlaştırmakla kalmamıştır, doğasını da tahrip etmiştir. Köyler yakılmış, ormanlar yok edilmiş, tarihsel-kültürel değeri olan alanlar ortadan kaldırılmıştır. Ve bu bir soykırım yöntemi olarak tüm şiddetiyle sürdürülmektedir. Barajlar, HES’ler, Kalekollar, askeri amaçlı yollar, tel örgülerin yerine duvarlar gündemdeki kimi soykırım politikalarıdır. Kullanılan silahlar ve atılan bombalar nedeniyle birçok bölgede ot bitmez durumdadır. Bu politikayla Kürdistan’ın tarihi ve doğası değil sadece, toplumsallığı yok edilmek isteniyor.
Toprağını sevmeyen, yeşertemez
Kürdistan’da büyük ve kirli bir savaş yaşandı, halkımız milyonlarcası sürgüne tabi tutuldu. Bu kimi zaman köyleri yakarak, kimi zaman tehditle, kimi zaman da yaşam imkanları daraltılarak gerçekleştirildi. Sürgünle amaçlanan insanları toprağından, tarihinden, ülkesinden sadece fiziki olarak değil ruhsal, duygusal olarak da koparmaktır. Onları topraklarına yabancılaştırmaktır. Çünkü toprağına yabancılaşan biri yurdu için dövüşemez.
İnsan kendini ait hissetmediği, sevmediği bir toprak parçasını yeşertemez. Tohumu seviyorsan toprağı da sevmelisin zira tohum toprakta yetişir. Toprağını sevmeyen tohumunu yeşertemez. Ülkeni seviyorsan onu kurtarma, özgürleştirme ve güzelleştirme ihtiyacı da duyarsın.
Önderlik doğayla ilişkilerde Zerdüşt geleneğini örnek veriyor. Yani “İhtiyacın kadar ve doğayı yaralamadan doğadan yararlanma” ilke bu. Önderlik 4 Nisanda fidan dikilmesini istemekle Kürdün doğasıyla, toprağıyla yeniden buluşmasını ve barışmasını amaçlamıştır. Toprağıyla hem duygulu, hem bilinçli bir ilişkiye işaret etmiştir.
Halkımıza bunu yeterince anlatabildik mi? Evet diyemeyiz. Ama halkımız bunu önemli oranda anlamıştır. Bu bilinç geliştikçe toprağını, tarihini, geleceğini, emeğini ve değerlerini daha iyi korumaktadır. Ortaya koyduğu direngenliğiyle, önder Apo’yu ve başlattığı süreci sahiplenmesiyle bunu önemli oranda anladığı ortadadır.
Halkımız her yıl yüzlerce siyasal, örgütsel, eğitsel, eylemsel aktivite yanında doğuşun gerçekleştiği yere Amara’ya kitlesel yürüyüş yapıyor. Yine Kürdistan’ı ağaçlandırma kampanyaları ve faaliyetleri gerçekleştiriyor. Bunlar her yıl bir öncekinden daha kitlesel ve görkemli geçiyor. Yıllardır ölümü göze alarak, şehitler vererek Amara’ya yürüyor. Bu tarihine, bugününe, geleceğine sahip çıkmadır. Toprağına, kültürüne ve değerlerine sahip çıkmadır. Yani kendine sahip çıkmadır.
Önderlikle özgürlük birleşmiştir
Günümüzde Amara’ya yürüme ağaç dikmekten daha büyük anlam taşıyor. Çünkü her süreç kendisiyle birlikte bazı şeyleri daha fazla gerekli kılıyor ve ön plana çıkarıyor. Bugün Önderliğimizin durumu, sürecin karşı karşı olduğu tehlikeler ve gerek halkımıza gerek hareketimize yöneltilen tehdit ve saldırılar düşünülürse Amara’ya yürümek en büyük bağlılığı, hem toprağa, hem kültüre, hem geleceğe en büyük sahip çıkmayı ifade ediyor. Çünkü Önderlikle dört parça Kürdistan’da ve sürgündeki Kürtler için ülke, özgürlük, gelecek birleşmiştir. Bunları Önderlik ve PKK’den ayrı algılamıyor halkımız. Amara’ya sahip çıkma kendine ait olan her şeye sahip çıkma anlamına geliyor. Bu nedenle sistem ve sömürgecilik bizi Amara’dan koparmak istiyor. Hem fiziki, hem ruhsal, hem düşünsel olarak Önderlikten koparmak istiyor. Bu yüzden doğuşun kaynağına Amara’ya her zamankinden daha fazla, her zaman artan bir biçimde sahiplenmek gerekiyor. Dogmatikçe değil tabi bilinçli ve anlamını kavrayarak.
Her yıl Amara’ya yürümek, inkar ve imhacı güçlere karşı Önderliği sahiplenmenin geleceği ve geçmişi, kültürü ve kimliği, özgürlüğü ve onuru sahiplenmektir. Kendini sahiplenmektir. Ama yılda bir kez Amara’ya yürümek yetmez; kalan üç yüz altmış dört günde de yüreğinde Amara’ya doğru bir yürüyüş halinde olmak gerekir. Böyle yaparsak her yıl bir öncekinden daha güçlenmiş, daha gelişmiş; geleceğimize, değerlerimize ve özgürlüğümüze daha yakın hale gelmiş oluruz. Böyle güçlenen bir özgürlük yürüyüşü karşısında da hiçbir güç duramaz.
Yüreğine ve düşlerine sahip çıkar gibi
Bu nedenle her Kürt insanı Amara’ya kendine sahip çıktığı gibi sahip çıkmalıdır. En güzel düşlerine sahip çıktığı gibi, en değerli varlığına sahip çıktığı gibi sahip çıkmalıdır. Yüreğine sahip çıkar gibi Önderliğe sahip çıkmalıdır.
Belki bu süreçte herkes Amara’ya yürüyemez. Ama nerede olursa olsun bugün için bir fidan dikebilir. İçsel bir yürüyüş gerçekleştirebilir. Maddi anlamda da bir fidan dikerek Önderliği ve şehitleri duyumsayabilir.
Halkımız 4 Nisan’ın kendisi için ne anlama geldiğini çok derinden duyumsamaktadır. Buna inancımız tamdır. Yaşanan süreç ve halkımızın bu Newroz’daki görkemli ayağa kalkışı bunu ispatlamıştır. Yönü Amara olan özgürlük yürüyüşümüzün mutlaka başaracağına inanç daha da güçlenmiştir. Özgürlüğe yürüyen halkımızı selamlıyor, kendini halklaştıran, halkını özgürlük çizgisinde büyüten Önderliğimizin ve halkımızın doğum gününü kutluyorum.
ŞİYAR KOÇGİRİ