Öteden beri onun dilinden en iyi anlayanların başında ise, yapımına emek verenler gelir. Bağlama ustaları, değişik ağaçlara en incelikli hünerlerini aksettirmekle kalmaz; ayrıca halk türkülerinin, deyişlerin, dolayısıyla Alevi kültürünün taşıyıcısı konumuna yükselir.
Hüseyin Özer de 49 yıllık bir bağlama ustası. İzmir’in Basmane semtinin arka sokaklarında küçük bir atölyede bağlama yapıyor. Çocukluğunu Sivas’ın Şarkışla’sında geçirmiş; bağlamayla da haliyle daha çocukken tanışmış. “Aleviler için bağlama yapmakla çocuk yetiştirmek, birbirine denktir” diyor.
Fabrika bağlaması
Özer, ayda en fazla 3 ya da 4 bağlama yapabildiğini belirtiyor. Tabii bu haliyle işi fabrikasyon üretime dökenlerle hızda rekabet etmesinin olanağı yok. Ama fabrikaların da hüner ürünü bağlamalarının sesiyle, sözüyle, edâsıyla rekabet etme şansı yok. Şöyle diyor: “Şimdi yeni yetme çocuklar, fabrikalarda günde 100 tane bağlama yapıyor. Ancak aldıkları bağlamaların 1 ay sonra ya sapı atar ya perdeleri çıkar... Ömrü en fazla 1 senedir ama fiyatı daha uygun olduğu için gidip onu alıyorlar.”
Oysa Hüseyin Özer, ürettiği her bir bağlamayla, biraz da hukuk oluşturuyor. Ona vaktini veriyor, iyice tanıyor. “Her sazda yeni bir şeyler öğreniyorum” diyor ve ekliyor: “Bu iş çok sabır ve emek istiyor. 49 yıldır bağlama yapıyorum ama halen çırağım. İşte bu yüzden bağlamanın fabrikası olmaz. Bağlama emek ister, işçilik ister.”
‘Pir Sultan direndi, biz de direneceğiz’
Dünyanın her geçen gün kötüye gittiğini de söyleyen Özer, saldırılar karşısında Aleviler olarak boyun eğmeyeceklerini vurguluyor ve ekliyor: “Ancak şunu herkes bilsin: Pir Sultan Abdal kötülere karşı direndi, Biz de direneceğiz. Onlar saldırsınlar, biz hiçbir zaman boyun eğmeyeceğiz. Sazımızı çalacağız, sözümüzü söyleyeceğiz.”
Biz bunlara ne yaptık?
Köyün çocukları ‘Kızılbaşlar geçiyor’ diyerek bizi taşlamaya başladı.Dedesinin Alevi yurttaşların ibadeti olan cemlerde saz çaldığını ve o günden bu yana saza aşık olduğunu dile getiren Özer, aynı zamanda Alevilerin ötekileştirildiğini de o dönemde anladığını ifade ediyor. “Kerbeladan bu yana Aleviler hep eziliyor, katliama uğruyor” diyor ve devam ediyor: “Dedem bazen çevre köylere ceme giderdi. O zamanlar insanların bize karşı tutumları çok kötüydü. Dedem, bağlaması belli olmasın diye halıya ya da yorgana sarardı. Hiç unutmam, yine bir gün dedemle ceme gidiyoruz, dedemin bağlamasının sapı dışarıya çıkmış. Köyün çocukları ‘Kızılbaşlar geçiyor’ diyerek bizi taşlamaya başladı. O günden beri sorarım, ‘Biz bunlara ne yaptık?”
Alevilerin acılarını bağlama ile anlattığını belirten Özer, “Bizim atalarımız dedelerimiz, yokluk içinde, katliamlara şahitlik ederek büyüdü. Biz de acımızı, sızımızı bağlamayla anlatmaya çalıştık. Yani biz Aleviler milletle uğraşmak yerine bağlamayla uğraştık. Böyle olunca da bağlama bizim her şeyimiz oldu. Bizi ağlatı, güldürdü, düşündürdü, isyan ettirdi. Ondan devlet de bizi ve bağlamayı sevmez” diye anlatıyor.
DİHA/İZMİR