Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit 500. günü doldurdu. 14 yıldır tek kişilik hücrede yaşıyor. Dünyada tek bir hücrede 14 yıl kalan siyasetçi azdır. Bir ada tek kişilik cezaevi haline getirilmiş; ada içinde de bir hücrede tam tecrit uygulanıyor. Şimdi de 500 gündür ağırlaştırılmış tecrit altında tutuluyor, avukatlarıyla görüştürülmüyor.

Tecridin nedeni, Kürt Halk Önderinin tutumuyla ilgilidir. AKP’nin çözümsüzlük politikalarına karşı çıktığı için tecrit uygulanmış ve avukatları tutuklanmıştır. Kürt Halk Önderinin avukatlarının tutuklanmasına karşı da bir tutum takındığını biliyoruz. Avukatlarının mahkemesinde kendisinin tanık olarak dinlenmesini istemiştir. Çünkü bu avukatlar örgüte talimat götürmekle suçlanıyor. Bir yönüyle Kürt Halk Önderinin AKP’ye gösterdiği tutuma avukatlar rehin alınarak cevap verilmiştir. Avukatların tutuklanması ve uygulanan tecrit Kürt Halk Önderi üzerindeki tehdit ve şantaj politikalarının devamı olarak görülmelidir.
Geçen yıl avukat görüşüyle ilgili yasa çıkarılacaktı. Bu yasayla mevcut tecrit meşrulaştırılacaktı. Avukat görüşmelerinde hoşlanmadıkları her cümleye aylarca tecrit cezası verilecekti. Şu anda dayatılan avukat görüşmesi budur. Kürt Halk Önderi de “ben böyle görüşmeyi kabul etmem diyor. Bunu şimdi söylemiyor, bir yıldan fazladır tutumu böyledir. Ama bu gerçeği çarpıtarak “Abdullah Öcalan avukatlara gerek yok” demiş gibi yalan haber yayınlıyorlar. Burada avukatlara değil, AKP Hükümetine, AKP Hükümetinin kabul ettirmek istediği avukat görüşü düzenine karşı bir tavır vardır. AKP’nin avukatları tutuklamasına özellikle öfkelidir. Kürt Halk Önderinin tepkisi de İmralı’da ortaya koyduğu direniş de AKP’nin çözümsüzlük politikalarınadır. Bir süre önce Yalçın Akdoğan’ın Kürt Halk Önderine küfretmesinin nedeni de İmralı’da gösterilen bu tutum ve direniştir. AKP’nin tasfiye politikalarını boşa çıkardığı ve bu politikalara karşı direndiği için idam gündeme getirilmekte, İmralı’dan çıkış olmayacağı söylenmekte ve hakaret edilmektedir. Kuşkusuz Kürt Halk Önderinin yazdığı son savunmada AKP’nin gerçek yüzünü ortaya koyan değerlendirmeler yapmış olması da Başbakan ve AKP Hükümetinin hoşuna gitmemiştir. Özellikle Yalçın Akdoğan gibi danışmanlar daha fazla öfkelenmiştir. Çünkü büyük imkanlar ve paralar sarf ederek yaratmaya çalıştıklar AKP algısı bu savunma tarafından yerle bir edilmektedir. Bu nedenle Kürt Halk Önderine karşı özel bir düşmanlık gösteriliyor.
Kürt Halk Önderinin İmralı’da AKP’ye karşı koyduğu tutum şu anlama gelmektedir: AKP’nin bir çözüm politikası yoktur, herkes bunu böyle bilsin; çözüm isteyenler AKP’ye karşı mücadele etmelidir. Zaten İmralı’da AKP politikalarına karşı gösterilen tutum başlı başına AKP’nin teşhir olmasını sağlamakta ve izlediği politikaları boşa çıkarmaktadır. Kürt halkı, Önderleri üzerinde yürütülen tehdit, tecrit ve şantaj politikalarını direnme gerekçesi olarak görmektedir. En makul çözüm yaklaşımı içinde olan önderliklerine böyle yaklaşılıyorsa bunun anlamı; AKP’nin çözüm politikası olmadığıdır. Nitekim AKP’nin bırakalım çözümü, tasfiyede ısrarlı olduğu her gün görülmektedir. Bu da direnişini yükseltmesi anlamına gelmektedir.
AKP Hükümeti İmralı’da tehdit ve şantaj politikası izlemektedir. Kürt Halk Önderinin kendi politikalarını kabul etmesini istemektedir. Ancak Kürt Halk Önderi ne AKP’nin politikalarını ne de oyalama taktiklerini kabul ediyor. Çözüm için ciddi adım atılmadan Kürt Halk Önderi tutumunu değiştirmeyecektir. Hiçbir anlamı olmayacak, sadece ‘nasılsın, iyi misin’ biçimindeki avukat görüşmelerini de kabul etmeyecektir. Siyasal bir kişilik ve Kürt Halk Önderi olarak avukatları ve ailesiyle kısıtlamalı görüşmeyi de reddedecektir. Hiç kimse Kürt Halk Önderini sıradan bir tutuklu durumuna düşüremez. Tehdit ve şantaj politikası da direnişle karşılık bulur.
Herkes de biliyor ki Kürt halkı genci, kadını, gerillası bu Önderliği takip ediyor. Bu önderliğin duruşu bu halkın tutumunu belirliyor. Bir çocuk da biliyor ki bu önderlik AKP’nin dediğini kabul etse; oyalama politikalarına evet dese. Her gün görüştürür. Görüştürülmüyorsa ya da dayatılan biçimde görüşmeyi kabul etmiyorsa bu özgürlük ve demokrasi güçleri açısından direniş anlamına geliyor. AKP’nin politikalarına boyun eğilmeyeceğine göre bu durumda halk da, gençlik de, kadın da, tüm özgürlük güçleri de direnişi geliştirecektir.  AKP hiç kafayı kuma gömmesin. Hiç kimseyi de kandıracağını sanmasın. Tecrit altında tutulan önderlik AKP Hükümetine karşı direnmektedir. AKP’nin tehdit ve şantaj politikasına boyun eğmiyor. AKP’nin çözümsüzlük ve tasfiye politikalarına karşı koyuyor. Bu anlamda 500 günlük tecrit aynı zamanda 500 günlük direniştir. 500 gündür tehdit, şantaj ve her türlü psikolojik savaş yöntemine karşı konulmaktadır.
Ortada tarihi bir tutum ve direniş vardır. Söylendiği gibi devletle bir müzakere yoktur. Kuşkusuz devlet İmralı’ya gitmektedir. Ancak bu gidiş müzakere ve çözüm için değil, kendi politikalarını dayatmak içindir. Eğer bir müzakere olsaydı bunu mutlaka örgütüyle paylaşır, bilgilendirirdi. Bu Önderliği tanıyanlar böyle yapacağını bilirler. Şimdiye kadar böyle bir şey olmamıştır. Dolayısıyla müzakere söylentileri AKP’nin saldırılarının arttığı dönemde halkın mücadelesini gevşetip kendi politikalarını rahat yürütme amaçlıdır.