
Kuzey Kürdistan kentlerindeki direnişte şehit düşen gençlerin cenazeleri üzerinden Kürt halkına zulmeden AKP yönetimindeki Türk devleti, Rojava’da şehit düşenlerin ailelerine de benzer bir zulüm dayatıyor. Sayıları 300’ü aşan Kuzey Kürdistanlı şehidin cenazesinin sınırdan geçirilerek memleketlerinde defnedilmesi keyfi gerekçelerle engelleniyor. Bir yılı aşkın süredir devam eden bu engelleme bir Bakanlar Kurulu genelgesine dayandırılıyor. Aylarca sınırda, morglarda bekletilen cenazeleri Rojava’ya emanet eden aileler, olumlu bir sonuç alacakları günü bekliyor.
Cizîrê Kantonu Şehitler Meclisi Eşbaşkanı Azad Berakat, şehitlerin cenazelerine yönelik zulmün Temmuz 2015’te bu yana devam ettiğini söyledi. Berakat, şunları paylaştı: “En son geçen yıl Temmuz ayında 13 Kuzey Kürdistanlı şehidin cenazesini Güney Kürdistan üzerinden Habur sınır kapısına ulaştırmak istemiştik. Ancak o zaman büyük bir karışıklık çıkmıştı. HDP’li yetkililerin yaptığı çalışmalar sonucu o arkadaşların cenazeleri ailelerine ulaştırıldı. Bu son cenaze geçişi oldu. Ardından Kobanê, Nusaybin, Dirbesiyê ve Habur Sınır Kapılarından cenazelerin geçişleri tamamen yasaklanıp engellendi.”
70 cenaze 3 ay bekledi
Engellemelerin başlamasından sonra cenazeleri morglarda bekletmeye başladıklarını ancak süreç uzayınca defnetmek durumunda kaldıklarını aktaran Berakat, şöyle devam etti: “Qamişlo’da bulunan morgda 70 cenaze 3 ay boyunca bekletildi. Kuzey’deki HDP vekilleri ve belediye başkanlarının engellemeleri kaldırmaya dönük çabalardan bir sonuç çıkmayınca ve cenazelerin sayısı artmaya başlayınca aileleri arayıp burada defnetmek için izin istedik. Aileler de bir çare buluncaya kadar cenazelerin morglarda bekletilmesi yerine defnedilmesini istedi.”
300’ün üzerinde cenaze
Berakat, şimdiye kadar 300’ün üzerinde Kuzey Kürdistanlıya ait cenazeyi ailelerin istemi doğrultusunda Rojava’daki şehitliklerde defnettiklerini söyledi. Ailelere ulaşmak için iletişimde oldukları Mardin ve Cizre MEYA-DER çalışanlarının da devlet baskısına maruz kaldığını belirten Berakat, Cizre’deki bazı arkadaşlarının Türk devleti tarafından tutuklandığını paylaştı.
Bu suça KDP de ortak
Cenazeleri Rojava’da defnetmeye başladıkları ilk zamanlarda şehit yakınlarının Güney Kürdistan üzerinden geçerek cenaze törenine katıldığını aktaran Berakat, daha sonraki dönemlerde ise buna izin verilmediğini belirtti. Berakat şunları anlattı: “Şehit düşen her arkadaşımız için Rojava halkıyla beraber askeri merasim düzenliyoruz. Yasaklamalardan sonra burada defnettiğimiz şehitlerin törenlerine katılmaları için ailelere zamanı bildiriyorduk. Güney Kürdistan üzerinden Sêmalka Sınır Kapısı’na gelen aileleri karşılıyor ve cenazenin defnedileceği yere götürüyorduk. Ancak bu gelişler dahi bir süre sonra engellenmeye başlandı. Engelleme Türk devleti tarafından yapılıyor. Ancak bu suça KDP de ortak. KDP güçleri ailelerin gelişlerinin önünü kapatıyor. Ancak bazı aileler Pêşmerge içinde tanıdıkları rütbelilerin göz yummasıyla gelebiliyor. Bu da el altından yapılıyor. Yani resmi bir geçiş değil.”
Ailelere ceza kesiliyor
Kimi ailelerin de yaralı yakınlarını ziyaret için gelmek istediğini ancak bunun da engellendiğini kaydeden Berakat, “Aileler aynı yolla Rojava’ya geliyordu. Bu geçişe bile izin vermiyor. Bir de Türk devleti ailelerin bu gelişinden haberdar oldu mu onlar hakkında soruşturmalar açıyor. Hatta kimine hapis cezası bile vermiş” bilgisini paylaştı.
Tören varsa geçiş yok!
Cenazesi 3 ayı aşkın süre Rojava’da bir morgda bekletilen Eylem Ataş’ın cenazesini Türk devletinin dayatmaları nedeniyle sessiz bir şekilde uğurlamak zorunda kaldıklarını dile getiren Berekat, şunları anlattı: “Minbic hamlesinde şehit düşen Birleşik Özgürlük Güçleri’nden (BÖG) arkadaşımız Cemre Heval’in (Eylem Ataş) cenazesi 3 ayı aşkın bir süre morgda bekletildi. Cenazeyi Türkiye’ye götürmek için yapılan yoğun çaba ve kamuoyunda oluşan tepkilerden sonra geçişine izin verildi. Fakat Cemre arkadaşımız için yaptığımız uğurlama töreni daha önce yaptıklarımızdan farklı oldu.
Cenazeyle şantaj yapıyor
Daha önce Şehit Aileleri Meclisi olarak Rojava halkının da katılımıyla sınır kapısında bir uğurlama merasimiyle beraber askeri bir tören de yaparak arkadaşlarımızı uğurluyorduk. Ancak Cemre arkadaşımızın geçişinde hem ailesinin Amed MEYA-DER ile yaptığı görüşme hem de üyesi olduğu BÖG’ten arkadaşların istemiyle burada her zaman yaptığımız merasimi yapmadık. Çünkü Türk devletinin yetkilileri bunu şantaj olarak kullanıp ‘eğer böyle bir uğurlama olacaksa cenazeyi Türkiye’ye sokmayız’ demiş. Bu yüzden cenazeyi sessiz bir şekilde Kızıltepe’deki sınır kapısına götürdük. Cenazelerimiz dahi şantaj olarak kullanan insanlıktan uzak bir devlet aklıyla karşı karşıyayız.”
Aileler pişmanlığa zorlanıyor
Cenazelerin geçişi için kaymakamlık ya da valiliklere başvuran ailelerden yazılı bir bildirim istendiğini belirten Berakat, pişmanlık dayatıldığını kaydetti. Berakat, şunları paylaştı: “Türk devleti insanların iradesini, inancını, azmini ve isteğini kırmaya çalışıyor. Şehit ailelerinden yazılı olarak, çocuklarının kendilerinden habersiz, gizli olarak Rojava’ya geçtiğini ve Türkiye devletine karşı çıktıkları için çocukları adına devletten özür dilediklerini beyan etmeleri isteniyor. Böyle bir bildirimi yazılı olarak Türk devletine bildiren aileler ancak o zaman çocuğunun cenazesini alabiliyor. Bununla büyük bir ahlaksızlık yapıyorlar ki bir anneyi, babayı çocuğunun cenazesinden dahi mahrum bırakabiliyorlar. Ancak şu ana kadar hiçbir şehit ailesi devlete böyle bir bildirimde bulunmadı. Bizi arayan aileler cenazeyi alacakları koşullar oluşuna kadar Rojava’da defnetmemizi istiyor. Bizler de şehit düşen arkadaşlarımızın cenazelerini tabutlarla beraber gömüyoruz ki şartlar oluştuğunda aileler gelip alabilsin.”
250 cenaze kimsesizler mezarlığında
Türk güçlerinin yakıp yıktığı Kuzey Kürdistan kentlerinde hala molozlar arasında cenazeler var, 250 kişinin cenazesi ise kimsesizler mezarlığında.
Türkiye’de yapılan 7 Haziran seçimlerinde Kürt Hareketi karşısında büyük bir hezimet yaşayan Türk devleti, Kürtlere karşı siyasi ve askeri operasyonlar düzenledi. Başta Nusaybin, Cizre, Sur, Gever olmak üzere onlarca Kürt şehrinde sokağa çıkma yasakları ilan etti. Buraları askeri gücüyle yakan, yıkan ve talan eden Türk devleti yüzlerce kişiyi katletti ve yüzlercesini de yaraladı. Cenazeleri yıktığı şehirlerde molozlar arasında bırakan Türk devleti, cenazelere de işkence yaptı. Hatta cenazeler üzerinden ailelere işkence etti, kimlik tespitlerini bahane ederek, cenazeleri kimsesizler mezarlıklarına defnetti.
Ailelerden öç alınıyor
Aylardır yakınlarını kaybedenleri morg kapılarında, savcılıklarda süründürüp, cenazelerini vermiyor. 250’ye yakın cenazenin kimsesizler mezarlıklarında halen bekletildiğini dile getiren MEYA-DER Eşbaşkanı Ayşe Dicle, “Aileler aylardır cenazelerini arıyor. Devlet cenazeler üzerinden aileleri morglarda süründürüyor” dedi.
Türk devletinin Kürt şehirlerini yıkarken yüzlerce kişiyi katlettiğini söyleyen Dicle, şöyle konuştu: “Son yaşanan çatışmalarda yüzlerce kişi yaşımını yitirdi. Bu durum kendi başına bir travmayken bunun üstüne yaşamını yitirenlerin nerede defnedildiği belirsiz. Dehşet verici bir durum bu çünkü 250’ye yakın insan kimsesizler mezarlıklarında defnedilmiş ve cenazelerin kimliklerinin tespiti konusunda ciddi olarak yapılan bir çalışma yok. Yakınını kaybeden aileler aylardır DNA örnekleri vermelerine rağmen herhangi bir cevap alabilmiş değil.”
Gever’deki karışıklık düzeltilmiyor
Gever’deki saldırılarda yaşamını yitiren ve kimlik tespiti yapılmayan 43 cenazenin Erzurum’daki kimsesizler mezarlığında defnedildiğini hatırlatan Dicle, “Daha öncede birçok kez dile getirdik. Buradaki cenazelerin mezar numaraları karıştırılmış. Yani hangi mezarda hangi DNA örneğine ait cenazenin olduğu bilinmiyor. Bu yüzden DNA sonucu gelen bazı aileler çocuklarını alamıyor. Hakkari milletvekilleri, Adli Tıp ve Yüksekova Savcısı hakkında şikayette bulunup dava açtılar. Ama bundan bir sonuç çıkmadı. Çünkü ortada bir muhatap, ciddiye alan bir devlet görevlisi yok” diye konuştu.
DNA sonuçları bildirilmiyor
Yetkililerin ailelerin acılarını umursamadığına, DNA sonuçlarını bildirmediğine dikkat çeken Dicle, yapılanları şöyle aktardı: “Şırnak’ta yaşamının yitiren ve 1 Ekim’de Amed’de defnedilen Ayşe Kaçar’ın cenazesi için ailesi 4 ay önce kan örneği vermişti ve kan örneğinin sonucu 2 ay önce Cizre’de belirlenmişti. Ancak sonuç aileye bildirilmiyordu. Son olarak Silopi’ye giden Kaçar’ın ağabeyi burada sonucun geldiğini ancak savcının bunu işleme koymayıp beklettiğini öğreniyor. Orada verdiği uğraşlar sayesinde cenazeyi alabiliyor. Böylesi keyfi ve insanlıktan uzak uygulamalar yapıyor. “
Cenazeler yıkıntılar arasında
Son süreçte Hakkari ve ilçelerinde yaşanan çatışmalarda yaşamını yitirenlerin cenazelerin nereye götürüldüğüne dair bilgi dahi alamadıklarını söyleyen Dicle, “Bütün bunlar bir yana yıkıntılar arasında halen bulunamayan bedenler var. Özellikle yasağın 7 aydır sürdüğü Nusaybin’de birçok cenaze etrafı tellerle çevrili mahallelerde bulunuyor. Henüz kimsenin giremediği Yenişehir Mahallesi’nde çok sayıda cenazenin olduğu Nusaybin halkı tarafından dile getiriliyor” diye belirtti.
Nusaybin’de komisyon kuruldu
Nusaybin’de cenazelerin yasaklı mahallelerden çıkarılması için ilçede faaliyet gösteren sivil toplum kurumu Seyit-Der, Muhtarlar Birliği ve DBP tarafından bir heyet oluşturulmuş durumda. HDP Nusaybin Eşbaşkanı Ferhat Kut, şunları paylaştı: “Şimdiye kadar bu komisyon yasağın sürdüğü Zeynel Abidin Mahallesi’nden 4 cenaze çıkardı. Yine yasağın sürdüğü Dicle Mahallesi’nden 3 cenaze çıkarıldı. Ancak çok sayıda cenazenin bulunduğu Yenişehir Mahallesi’ne henüz izin verilmediği için kimse gidip arama yapamıyor. Şimdiye kadar Nusaybin’den 74 cenaze çıkarıldı. Bunların 19’unun kimlikleri tespit edildi. 54’ü ise halen kimsesizler mezarlıklarında bulunuyor.”
Sessizliğe son verilmeli
“Aileler ve bizler adeta cenazelerimizi toplamak için yaşıyor duruma geldik” diyen Ayşe Dicle, kamuoyundaki sessizliğe de tepkili: “Bu coğrafyada yapılan bunca katliama rağmen gerek uluslararası alanda gerek Türkiye kamuoyunda kimse ses çıkarmıyor. Bu katliamlara ve zulme dur denilmeli.”
3 özgürlük savaşçısı törenle toprağa verildi

Dêrik, Girkê Legê ve çevre köylerinden yüzlerce yurttaş, 2 YPG savaşçısı ve bir Asayiş üyesini sonsuzluğa uğurladı.
Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistem Kurucu Meclisi Eşbaşkanı Mensûr El-Selûm, Cizre Kantonu İçişleri Konseyi Başkanı Kenan Berekat, siyasi parti ve sivil toplum kurumları temsilcileri de cenaze töreninde yer aldı.
Yüzlerce yurttaş, Minbic’de yaşamını şehit düşen YPG savaşçıları Bilind El-Mihemed (Baz Dêrik) ve Fatih Korkmaz (Serhed Kirzan) ile Girkê Legê’de görevi esnasında geçirdiği kaza sonucu şehit olan Cemal Şêxmûs’un (Çiya Qendîl) cenazelerini almak için Dêrik Hastanesi önünde toplandı.
Cenazeleri alan halk, şehitlere bağlılık sloganları eşliğinde uzun bir araç konvoyuyla Şehit Xebat Dêrik Şehitliği’ne doğru yola çıktı. Konvoyun geçişi esnasında yol üstünde bulunan Newroz Kampı sakinleri de zılgıtlar ve sloganlarla selamladı.
Şehitliğe ulaşıldığında, şehitlerin tabutları omuzlara alınarak tören alanına getirildi.
Burada şehitler için YPG/YPJ ve Asayiş güçleri tarafından askeri tören düzenlendi. Ardından İçişleri Konseyi Eşbaşkanı Kenan Berekat, şehit ailelerine taziyelerini ileterek şunu söyledi: “Zafere doğru büyük adımlar attık. Bu başarılarımız özgürlük savaşçılarının mücadelesi sayesinde gerçekleşiyor.”
Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistem Kurucu Meclisi Eşbaşkanı Mensûr Selûm de bölgedeki oluşumların birliklerini pekiştirdiklerini belirterek, büyük kazanımlar elde ettiklerini söyledi.
Konuşmalar sonrasında savaşçıların künyesi okunarak, şehadet belgeleri ailelerine teslim edildi.
Meliha’nın cenazesi 6 ay morgda kaldı
MEDA-DER Eşbaşkanı Ayşe Dicle, Rojava’dan Kuzey’e cenazelerin getirilmesinin önünün açılmasını istedi. Dicle, “Habur kirizinden bu yana Aziz Güler ve geçtiğimiz günlerde Eylem Ataş’ın cenazelerinin getirilmesine izin verildi. Umarım bu geliş, sorunun çözülmesi için bir başlangıç olur. Çünkü şu anda Rojava’dan gelmesi gereken 300’ün üzerinde cenaze var ve aileler yakınlarının cenazesini almak istiyor” dedi.
Eylem Ataş’ın cenazesinin getirilmesinde kamuoyu tepsinin önemli olduğunun altını çizen Dicle, “Ayrıca ailenin Valilik ve İçişleri Bakanlığı nezdinde çok büyük bir çabayla girişimleri vardı. Tüm bunların sonucunda cenaze alınabildi. Açıkçası cenazeyi vereceklerine dair umutlu değildik. Rojava’da yaşamını yitiren Meliha Çürük’ün ailesi de büyük bir çaba içerisine girmişti. Onlar da sosyal medya üzerinden olsun devlet kurumları üzerinden olsun büyük bir sabır ve özveriyle cenazelerini almak için uğraştılar.
Ancak Meliha’nın naaşı 6 ay boyunca defnedilmeden morgda bekletildi. Ailesi kızlarının bedenin morgda daha fazla bekletilmesine dayanamadı. Bu yüzden Rojava’daki yetkililerden orada defnedilmesi istendi. Böylesi bir zihniyetle karşı karşıyayken Eylem Ataş’ın cenazesinin gelmesine izin verilmesi bize de umut oldu. Umarız bu çetin geçen gündemin içinde insani olan bir şeylere şahit oluruz.”
ARGEŞ KAYA / HABER MERKEZİ