Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), 6-7 Eylül 1955’te başta İstanbul ve İzmir olmak üzere Türkiye kentlerinde Rum ve Ermenilere yönelik gerçekleştirilen sistematik saldırılarda yaşamlarını yitirenlerini andı.

 Rum ve Ermenileri hedef alan pogromda resmi verilere göre; yalnızca İstanbul’da 73 kilise, 8 ayazma, 2 manastır, 3 bin 584’ü Rumlara ait olmak üzere 5 bin 538 ev ve işyeri yakılıp yıkılıp talan edildi. Pogromda en az 60 kadın tecavüze uğradı, onlar kişi katledildi, din adamları aşağınlandı, mezarlıklar tahrip edildi, on binlerce yurttaş baskılara ve can güvenliği tehdidine karşı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. HDP MYK, 6-7 Eylül’ü Türkiye’deki karanlık tarihin utanç sayfalarından biri olarak tanımlarken temellerinin 19. yüzyılın son döneminden itibaren başlayan, ülkenin kültürel, sosyal ve iktisadi mirasını ortadan kaldırmaya yönelik mühendislik faaliyetlerinin bir parçası olarak hayata geçirildiğini hatırlattı.

 HDP MYK’nın yazılı açıklamasına şöyle devam edildi: ”1915’te soykırımından kaçarak kurtulan Ermenilerin yerlerine dönüşünün yasaklanması, 1936 Beyannamesi, Varlık Vergisi ve Vakıflar Kanunu gibi sistematik olarak hayata geçirilen politikalar, 6-7 Eylül Pogromu ile varlığını sürdürdü.

Bir devlet politikasıydı

 Pogromun fitilini ateşleyen Mustafa Kemal’in Selanik’teki evine bomba atılması provokasyonunun, toplumsal linçin ve yağmanın bir devlet politikası olarak hayata geçirilişinin en utanç verici örneği olarak Türkiye hafızasında yerini aldı. Nitekim eski Özel Harp Dairesi Başkanı ve MGK Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu ‘6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı’ diyerek bu pogromun bir devlet politikası olarak hayata geçirildiğini ifade etti.

64 yıl geçmesine rağmen

 Üzerinden 64 yıl geçmesine rağmen failleri Cumhuriyet tarihindeki pek çok menfi olay gibi hiçbir ceza almadı, bilakis terfi ettirilerek ödüllendirildi. Büyük bir katliamın yaşandığı, Rum ve Ermeniler başta olmak üzere Hristiyan ve Musevi vatandaşların ev ve işyerinin talan edildiği ve binlerce yıllık kolektif hafızasının yok edilmeye çalışıldığı 6-7 Eylül Pogromu şimdiye kadar resmi olarak kınanmadı, tazminat veya özür için herhangi bir adım atılmadı. Atina’da bulunan İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu’nun 2015’te Türkiye Meclisi’ne bu yöndeki çağrısına sessiz kalındı.

Yüzleşilmeyince tekrarlar

 Hesabı sorulmayan, yüzleşilmeyen bütün suçlar bir süre kendini tekrarlayarak halkların ortak geleceği için bir tehdide dönüşmektedir. Bu ülkenin kadim halklarına dönük hayata geçirilen bu utançla yüzleşilmesi, faillerin ortaya çıkarılması, yaşanan can ve mal kayıplarının tespit edilmesi, mağdur olan kişilerin veya ailelerinin maddi ve manevi kayıplarının tazmin edilmesi, bu ülkede birlikte yaşamın olmazsa olmazıdır.

64. yıl dönümünde pogromda katledilen Rum ve Ermeniler başta olmak üzere Hristiyan ve Musevi yurttaşları saygı ve hüzünle anıyor, bu karanlık zihniyeti lanetliyoruz. Katliamlara, hafızasızlaştırmaya, talana ve yerinden edilmeye karşı mücadelemizi halklarımıza karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak kararlılıkla sürdüreceğiz.”

 

ANKARA