Türk işgal güçlerinin ablukaya alıp 37 gün boyunca sokağa çıkmayı yasaklayıp ağır silahlarla saldırdığı Silopi’de 7’si kadın 29 Kürt katledildi. Direnişin 9. gününde katledilen Ayşe Buruntekin’in mezarının yerini dahi bilmiyor çocukları. 6 gün boyunca annesinin cansız bedeni ile kalan Hatice’ye kalıyor annesini anlatmak ve “Mezarı bulana kadar yastayız” diyor. 

Sokağa çıkma yasağında Ayşe “Ben evimi terk etmeyeceğim” diyor ve Hatice ile bir yaşındaki kardeşi Rustem anneleriyle kalıyor. “Evimizde kalmak istedik. Nereye gidebilirdik ki” diye soran Hatice, annesinin Rustem’e süt almak için çıktığı sırada vurulduğunu anlatıyor: “O sırada çatışmalar yoktu. Kapının önünde annemi vurdular. Annemin vurulduğu zaman yengem yanındaydı. Birlikte dışarı çıktıkları esnada keskin nişancılar tarafından hedef alınarak vurulmuş. O esnada yengem içeri girdi bağırarak annemin vurulduğunu söyledi. Dışarıya gittiğimizde annem komşunun bahçesinde cansız bir şekilde yatıyordu. İlk esnada yaralıydı. Polisleri aradık ambulans istedik yine de yollamadılar. Teyzemler bahçeye inerek merdivenden sedye yaptılar ve annemi eve taşıdılar.


9 çocuğu annesiz bıraktılar



6 gün bir odada annemin ölü bedeni yanımızda kaldı. Sonra onu iple bağladılar. Bir sedye üzerine attılar ve camiye götürdüler. Orada da 3 gün kaldı. Sonra bize anons ettiler ‘çıkın dışarıya’ diye. Bizi evden çıkardılar. Biz ‘cenazemiz var onu da alacağız’ dedik. İzin vermediler. Kapalı spor salonuna götürdüler. Orada ‘yarın cenazenizi alabilirsiniz’ dediler. Ama hiç kimse bize cenazeyi vermedi. Annemi hastane morguna, daha sonra Şırnak’a, oradan da Habur Sınır Kapısı’na götürmüşler. Daha sonrada gömmüşler. Bunların hiç birinden haberimiz olmadı. Annemin mezarının nerede olduğunu bile bilmiyoruz. 9 çocuğu annesiz bıraktılar.”  


6 gün o sütü içti



Ayşe süt almak için evden çıktığında Rustem’i ablasına Hatice’ye emanet ediyor. “Ben sivilim bana bir şey yapmazlar” diyerek başında beyaz tülbendiyle çıkıyor evden Ayşe. “Çıktığı sırada bir çatışma dahi yoktu, sütü bile elindeydi” diyen Hatice anlatmaya devam ediyor annesini ve yaşadıklarını: “6 gün ben o sütü kardeşime verdim. Halen mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz. Hiçbir şey söylemiyorlar. Kardeşlerim her gün ‘Annemiz ne zaman gelecek? Annemiz nerede?’ diye soruyor. Ben her gün bir şeyler uyduruyorum. 1 yaşında kardeşim. Ona ben bakıyorum. Her akşam ağlıyorlar, her gün annemizi soruyorlar. 



Hayvanlarını da öldürdüler



Annemle arkadaş gibiydik. Annem 19 yaşında evlenmiş. Kendi halinde bir kadındı. Hiçbir zararı yoktu kimseye. Bütün komşularımız annemin iyiliklerinden bahseder. Çok cana yakın biriydi. 46 yaşında aldılar. Anne bile diyemiyorduk çünkü çok gençti. Çok iyi bir annemiz vardı. Bir tek bizimle değil herkesle öyleydi. Hayvanları çok severdi. Bahar aylarını çok seviyordu. Hiç durmuyordu. Onun hayvanlarını da öldürdüler. 




6 gün kokladım, sohbet ettim...



Biz evimizi bırakmak istemedik. Sokağa çıkma yasağında bahçede zılgıt çekip tenekelere vuruyordu. Ses çıkarıyordu, ‘biz buradayız biz hiçbir yere gitmemişiz’ diye. 9. gününde katledildi. Çıktığı sırada bana ‘Rustem’e iyi bak. Ben gidiyorum’ dedi. Öleceği içine doğmuştu. Öyle söyledi gitti. Cansız bedeni geldi. 6 gün onun cansız bedeni ile konuştum, dertleştim. Ona ‘kalk’ dedim, ‘kalk sohbet edelim’ dedim. Ama ses vermedi. 6 gün boyunca öptüm, kokladım...” 



HANDAN TUFAN/JINHA/ŞIRNAK






Allah başımızı eğmesin!


Eyüp Üstek’in (23) annesi Sultan Üstek, oğlunun ölen 9 çocuğunun ardından Allah tarafından kendisine verildiğini, ancak devlet tarafından kendisinden alındığını söyledi. 

Şırnak’ın Dicle Mahallesi’nde 15 Şubat günü devlet güçlerinin mahallelere yönelik saldırılarında yaralanan ve kaldırıldığı Şırnak Devlet Hastanesi’nde şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Şırnak Belediyesi çalışanı Eyüp Üstek (23) ailesinin gözbebeğiydi. Çünkü annesi Sultan Üstek, Eyüp’ten önce doğan 9 çocuğunu daha bebekken yitirir. Henüz çocuk yaşta iken babası vefat eden Üstek’in kendi halinde bir insan olduğunu söyleyen anne Sultan Üstek, “Eyüp’ü bu yaşa kadar büyüttüm ama kimse onun için kötü bir laf etmedi. Kendi halinde gariban bir insandı. Efendi bir insandı. Bugüne kadar Eyüp’ten şikayetçi olan kimseyi görmedim” dedi.


12 ay askerlik yapmıştı

Oğlunun devlete 12 ay askerlik yaptığını ve askerden geldikten sonra da belediyede çalışmaya başladığını dile getiren Üstek, devam etti: “Oğlum büyüdü, ‘Artık kimseye muhtaç olmayacağım’ demeye başladığı sırada devlet kurşunuyla genç yaşta katledildi. Askerliğe gönderdim, askerdeyken de ben baktım. Perişan olmasına izin vermedim. Ta ki büyüyünceye kadar. Büyüdüğünde de artık yetişti, bize bakar dedim. Babasının yerini tutar dedim ama kaderi böyle oldu. Ömrü uzun olmadı. Eyüp de gitti geriye 2 çocuğum kaldı. Eyüp en büyükleriydi. Allah verdi, devlet aldı onu benden.”


Başımı eğmeyeceğim 

Üstek, “Vurulacağı zaman taziyeye gidiyordu. Evden çıktığında yolda vuruyorlar. Başımı eğmeyeceğim, oğlumun davasına sadık kalacağım. Başımız diktir. Allah başımızı eğmesin” diye konuştu.


Şüpheli ölüm

15 Şubat günü evinden çıkarak bir akrabasının taziyesine giderken mahallenin üst kısmında bulunan Çakırsöğüt Jandarma Karakolu’ndan açılan ateşle vurulan Üstek, devlet güçlerinin saldırılarından dolayı saatlerce hastaneye kaldırılamamıştı. Bacağından vurulan Üstek’e ilk yardım mahallede öz yönetim sağlık çalışanları tarafından yapılmış ve kanı durdurulmuştu. Hastanede de ameliyattan çıkan ve durumunun iyi olduğu öğrenilen Üstek, yakınlarıyla telefonla konuştuktan yarım saat sonra ailesine ölüm haberi verilmişti. 

Üstek vurulduğunda ona ilk tedaviyi yapan akrabası Y.Ü., kendisinin de sağlıkçı olduğunu belirterek, Eyüp’ün durumunun iyi olduğunu ve ameliyattan çıktıktan sonra şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiğini belirtmişti. Ajansımıza konuşan Y.Ü., Üstek’in Şırnak Devlet Hastanesi’nde infaz edildiğinden şüphelendiklerini söyleyerek, “Bu infazdır başka bir şey değildir. Ameliyattan çıktıktan sonra yanına gittik. Konuşmuşlar iyiyim demiş, bir şeyi yoktu. Gülerek cevap vermiş. Aradan yarım saat bir saat geçmeden ölüm haberi geldi, bu infazdır başka bir şey değildir” demişti.





Mazlumun fırtınasıydı


Adana’da polisler tarafından katledilen onlarca çocuktan biri olan 16 yaşındaki Mahmut Çakır’ın siyasi tutsak ağabeyine yazdığı mektup, 16 yıllık yaşamına çok büyük şeyler sığdırdığının göstergesi. 

Kürdistan’daki katliamları protesto etmek için 31 Ocak’ta Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Barbaros Mahallesi’nde gösteri yapıldı. 16 yaşındaki Mahmut Çakır, polislerin açtığı ateş sonucu başında vuruldu ve 5 günlük hayat mücadelesinde sonra yaşamını yitirdi. Savcılık, evin damında halen olayda kullanılan mermiler bulunmasına rağmen “güvenlik zafiyeti var” gerekçesiyle olay yerini incelemedi. Emniyet Müdürlüğü, katil polisi korumak adına Cumhuriyet Savcılığını maksatlı ve yanlış yönlendirerek soruşturmayı aksatıyor. Ailenin avukatının Adana Cumhuriyet Savcılığı’na ve Adana Sulh Ceza Hakimliği’ne olay yerinin incelenmesi için yaptığı başvuru reddedildi. Avukata göre olay yeri incelemesi yapılmaması faili meçhul olarak kalması içindir. 


Son paylaşımı: Çocuklar ölmesin

Çakır’ın her zaman yaşından daha olgun bir çocuk olduğunu ifade eden okul arkadaşı Yusuf Kaya, Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan siyasi tutsak ağabeyi Ömer Çakır’dan çok etkilendiğini dile getirdi. Çakır’ın sosyal medyadaki son paylaşımı olan “Yakın ulan bu dünyayı yeter ki çocuklar ölmesin” sözlerini hatırlatan Kaya, Çakır’ın bu dava uğruna sonsuzluğa doğru yol aldığını söyledi. 

Çakır’ın cezaevinde bulunan ağabeyi Ömer Çakır’ın arkadaşı Mustafa Çakmak da Çakır’ın ağabeyine yazdığı mektubu paylaştı. 


Mektubun bir bölümü şöyle:

(…)Sen bu Barbaros sokaklarından gittiğinden beri sokaklar çok dar geliyor bana artık. Sen şimdi sistemin mahkumusun. Ama unutma kardeşin Mahmut, yani yoldaşın senin intikamını alacak. Bu benim insanlık görevim ama şunu biliyorum ki sistem benden çok güçlü ve susuyorum.

Zindanların duvarlarına da öfkeliyim. Onlar da zalim! (…) Alanya zindanına ben, sen, Saadet abla yıkacağız.

Hem okulumu okuyacağım hem de intikamını almaya çalışacağım. Bizi hiç merak etme tek bir sorunumuz var o da ana! O da bazen üzülüyor. Hep konuştuğun zaman anayı teselli et olur mu? 

İnşallah yazdıklarım kafanda soru işaretleri yaratmaz. Rahat ol yoldaş! Biz kötü bir şey yapmadık (…) 

Zalimlerin korkusu bizleriz. Zalimlerin rüzgârı varsa mazlumların fırtınası var. Anlatacak o kadar çok şey var ki insan susuyor. İşte bu da insanın çok zoruna gidiyor. Kendine çok iyi bak. Var mı bir isteğin benden? Sana mektup yazmamakta tek bir nedenim var o da yazı yazmaktan nefret ediyorum. Senden tek bir isteğim var ne olur çabuk gel seni bekliyorum çok gecikme olur mu abi?

Herkesin sana selamları var, seni bekleyen Barbaros Mahallesi var. Mahmut Can Çakır”





Mevlide halkından kopmadı


Mevlide Özalp, geçtiğimiz gün Habur Sınırı Kapısı geçici ATK’da ailesi tarafından teşhis edilerek, Cizre’de defnedildi. Mevlide’nin ailesi de 90’lı yıllarda devlet baskısıyla köyünden çıkarılan ailelerden. Mevlide daha bir yaşındayken Dirsekli köyünden Cizre’ye yerleşiyor ailesi. Cizre’de büyüdü, Cizre’de okula gitti ancak ailesine yaşatılanları ve kendisine dayatılan Türklük kimliğini kabul etmedi. Cizre’de bodrumda vahşice katledildi Mevlide ve daha 20 yaşındaydı. 

Babası Ahmet Özalp, o bodrumlarda gençlerin göz göre göre katledildiğini ifade etti. Mevlide’nin yasak sırasında halktan kopamadığını belirten Ahmet Özalp, “Cizre’nin halini görüyorsunuz, dünya alem biliyor neler yaşatıldığını. Mevlide de bodrumdaydı. Bizi çağırdı ancak ona yetişemedik. İzin vermediler. 40 gün boyunca çatışmalar devam etti. Bodrumdayken bizden yardım istedi. Her gittiğimizde devlet üzerimize ateş ediyordu. Bodrumdayken kendilerine ulaşmaya çalıştığımızda, saldırılardan dolayı telefonlarına cevap veremiyordu” dedi.




Çığlığımız duyulmadı



Vahşete karşı dünyaya çağrı yaptıklarını hatırlatan Ahmet Özalp şöyle konuştu: “Kimse çığlığımızı duymadı. Her telefonla görüştüğümüzde yanlarında çok sayıda yaralı olduğunu, yaralananların çoğunun öğrenci olduğunu söylüyordu. Cenazeleri almak için gittiğimiz her yerde kurulan arama noktalarında bizlere zorluk çıkarıldı. Bu halkın gözünü korkutmaya çalışıyorlar.”


Halk için bedel verdiler



Cizre’de katledilenlerin kendileri için değil Kürt halkının özgürlüğü için bedel verdiğini vurgulayan Özalp, “Gençlerimizin gittiği yol namus ve şeref yoludur. Gittikleri yol şahsi bir yol değildir, toplumsal bir yoldur. Bugün Cizre yarın Amed, Dersim, Malatya’da devam edecektir” diye konuştu. 






Yılmaz’ı binler uğurladı


Cizre’de şehit düşen Mehmet Yılmaz (Serhat Çiya), Viranşehir’de binlerce kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. 

Şırnak Devlet Hastanesi’nden alınan cenaze Dêrik yol ayrımında yüzlerce kişi tarafından karşılandı. Helallik almak üzere doğum yer olan Dêrik’e bağlı Dümürli Mahallesi’ne, mahalleden yüzlerce araçlık konvoy eşliğinde de Urfa’nın Viranşehir ilçesine getirildi. İlçeye yakın bir noktada bekleyen yurttaşların da katılımıyla cenazesi omuzlara alındı ve konvoy eşliğinde ilçe merkezine doğru yürüyüş başladı. Viranşehir girişinde TOMA ve zırhlı araçlar ile cenaze konvoyunun önünü kesen polis, cenazenin yeniden araçla taşınmasını istedi. Kısa süreli gerginliğin ardından cenaze yeniden araca alınarak, yola devam edildi. Halk, Ceylanpınar yolu üzerinde yeniden cenazeleri araçtan indirilerek omuzlara aldı. “Ey şehîd çek a te li erdê namîne”, “Kürdistan TC’ye mezar olacak”, “Şehîd namirin” sloganları eşliğinde ilçedeki yeni mezarlığa varıldı. Dini vecibelerinin ardından dualar eşliğinde toprağa verildi. 

“Çerxa şoreşê” eşliğinde düzenlenen saygı duruşunun ardından konuşan amcasının oğlu Hakkı Yılmaz, “Ne ilk ne de son şehittir. Bayrağını asla indirmeyeceğiz” dedi.




Aktaş ve Yavuzel teşhis edildi


Şırnak Devlet Hastanesi’nde bekletilen 3 cenazenin daha Silopi’deki Habur Sınır Kapısı‘na getirilmesi ile Habur’daki geçici ATK’de bekletilen cenazelerin sayısı 65’e yükseldi. Cenazelerin teşhis işlemleri de devam ederken yapılan DNA eşleştirmelerinde 9 kişinin kimliği netleşti. Ailelerden alınan örneklerle yapılan teşhiste Azadiya Welat gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Rohat Aktaş ile Tuğba Eminoğlu, Adil Küçük, Selim Turay, Mahmut Duymak, Umut Ürek, Metin Karane ve Mahsum Erdoğan’ın cenazeleri belirlendi.


12 yaşında başlamıştı

Rohat Aktaş, 12 yaşında Azadiya Welat’ın dağıtımını yapmaya başladı. Urfa’nın Suruç ilçesinde gazetenin dağıtımcılığını yaptı ve bunu birkaç yıl sürdürdü. Büyüdü, liseye gitti. Liseyi bitirdikten iki yıl sonra da gazetenin sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini üstlendi. Sadece sorumlu müdür olmak değil, sahada da gazetecilik yapmak istiyordu. Ancak ilk görev yeri Cizre’den dönemedi.

Cizre’deki birinci vahşet bodrumunda mahsur kalan Aktaş ile arkadaşları en son 5 Şubat’ta telefonla görüşmüş; Aktaş, “Bombardımanda kolumdan hafif yaralandım. Durumum iyi. Bir bodruma sığındık” demişti.


Yavuzel de teşhis edildi

Katledilen 31 kişinin bulunduğu birinci vahşet bodrumunda yer alan DBP PM üyesi Mehmet Yavuzel’in Mardin Devlet Hastanesi’ndeki cenazesi teşhis edildi. Aileden alınan kan örneklerinin uyuşması üzerine cenazenin Yavuzel’e ait olduğu kesinleşti.

Yavuzel’in cenazesinin teşhis edilmesiyle hastane morgunda bekletilen cenaze sayısı 11 oldu. 


Ses kaydı dinletilmişti 

Yavuzel’in, Meclis’te açlık grevinde bulunan HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, milletvekilleri Meral Danış Beştaş ve Osman Baydemir ile 29 Ocak’ta yaptığı görüşmenin ses kayıtları Meclis’te düzenlenen basın toplantısında dinletilmişti. Yavuzel, son görüşmede “Enkaz altındayız. Ben nasıl anlatayım ya… Enkaz altındayız enkaz…” dedikten sonra irtibat kesilmişti.