HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, HDP’nin 7 Haziran başarısının ardından derin AKP ile birlikte devletçiler, Ergenekon artıkları, Gladiocular, ulusalcılar ve milliyetçilerin sert bir anti-Kürt politikasını masaya koyduklarını belirterek, ”Erdoğan onların talepleri kabul etti, onlar da Erdoğan’ın iktidarına razı oldular. İşte bu İslamcı-ittihatçı ittifakıdır” dedi. 

Türkiye tarihinin en kritik ve kader tayin edici dönemlerinden biri olan 7 Haziran 2015 genel seçimlerinin üzerinden 2 yıl geçti. 7 Haziran seçimi esas olarak 2013-2015 yılları arasında, “Silahlar sussun, siyaset konuşsun” düşüncesiyle gelişen çözüm sürecini test etmenin önemli mihenk taşlarından biri oldu. Türkiye’nin 40 yıllık çatışmalı ve ölümlü en az 200 yıllık Kürt sorununun çözümü için başlatılan sürece taraflarca başka anlamlar yüklendiği, 7 Haziran ve sonrasındaki gelişmeler ve uygulanan politikalarla net bir şekilde ortaya çıktı. Diğer pek çok konuda olduğu gibi yürüttüğü bütün siyasi süreçleri, “siyasi kazanımının” bir parçası olarak ele alan AKP, çözüm sürecini de, iktidarını süreklileştirmenin ve mümkünse mutlak kılmanın aracı olarak gördü ve değerlendirdi. İktidar sözcülerinin “çözüm sürecini” bitirirken ifade ettikleri, “Süreç bize değil HDP’ye yaradı” sözleri de bunun açık göstergesiydi. 

Gönlünde yatanın “başkanlık sistemi” olduğunu ve anayasal sınırlara bağlı kalmayacağını her fırsatta dile getiren Erdoğan, 7 Haziran seçimini de bu esas üzerine kurguladı. Bütün hesap, HDP’nin ya parti olarak seçimlere girmesini engellemek ya da mümkünse yüzde 10 barajının altında bırakarak, HDP’nin kazanacağı 60-90 arasındaki sandalyeyi ele geçirmekti. 

Tam da seçim arifesinde Türkiye’nin dört bir tarafından HDP’ye yönelik iki koldan saldırı başlatıldı. Türk illerinde HDP’ye yönelik artan ilgiyi düşürmek için linç girişimleri, HDP Genel Merkezi başta olmak üzere HDP binalarına yönelik ırkçı saldırılar organize ediliyor, seçim kampanyasına katılanlar Erzurum’da HDP otobüsünün yakılması olayında olduğu gibi ölümle tehdit ediliyordu. Bununla birlikte bir yandan da HDP’ye yönelik DAİŞ saldırıları devreye girmeye başladı. İlk olarak Adana ve Mersin binalarına yönelik bombalı saldırılar gerçekleştirildi, ardından da seçime iki gün kala HDP’nin final yaptığı Amed mitinginde bombalı saldırı yapıldı. Böylece HDP’nin barajı geçmesi veya 400 milletvekili üzerine kurulan hesapların bozulması halinde ne ile karşılaşabileceğinin işaretleri kanlı bir şekilde verilmeye başlandı. Bu sadece mesaj olarak da kalmadı ve seçime çok az bir zaman kala TV programlarına katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Haziran’ın bir kırılma noktası olduğunu belirterek, seçimlerden sonra B ve C planlarının devreye gireceğine işaret etti. B ve C planlarının ne olduğu da hem seçim yaklaştıkça hem de seçim sonrası ortaya konulan politikalarla netleşti. 

Bütün bu saldırılara rağmen HDP büyük bir ilgiyle Türkiye genelinde güçlü bir kampanya yürüttü. “Büyük insanlık büyük barış” sloganıyla deklarasyon hazırlayan ve “Yeni Yaşam” umudunu Türkiye’ye aşılayan HDP fikri, gittiği her yerde büyük bir ilgiyle karşılaştı. Nihayetinde 7 Haziran’da gerçekleştirilen seçimlerde HDP yüzde 13 oy alarak 80 milletvekili kazandı. AKP yüzde 40’ta kalarak ilk kez tek başına iktidar olma yeterliliğini kaybetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimlerden 4 gün sonra ortaya çıktı ve yollarına devam edecekleri mesajını verdi. MHP seçimlerden hemen sonra erken seçim çağrısı yaptı. AKP, MHP’nin çağrısı ile 1 Kasım’da erken seçim kararı aldı. 

Erdoğan’ın seçim öncesi işaret ettiği B ve C planları da devreye girmişti. 20 Temmuz’da Suruç Katliamı ardından da 24 Temmuz’da savaş ilan edildi. Sokağa çıkma yasakları, kent ablukaları, kayyum atamaları, dokunulmazlıkların kaldırılması, milletvekilleri ve belediye eşbaşkalarının tutuklanması 7 Haziran sonrası B ve C planlarının ne olduğunu da göstermiş oldu. 1 Kasım’da yine HDP baraj altında bırakılamadı ama HDP fiili olarak yasaklı bir parti haline getirildi. 


Tüm bileşenlerde alarm

Çözüm süreci ve ortaya çıkan bahar havasından, savaşa, çatışmaya, ölüm, darbe, OHAL düzenine geçilmesiyle Türkiye büyük altüst oluşlar yaşadı. Anayasa hukukçusu HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, 7 Haziran’a ilişkin dihaber’in sorularını yanıtladı. 

”7 Haziran Türkiye halklarının baharıydı ama maalesef kısa sürdü” diyen Sancar, bu sürecin neden akamete uğradığını şöyle izah etti:

* Öncelikle AKP bizim başarımızdan olumsuz etkilendi. Kurulduğundan beri ilk kez AKP iktidar olma çoğunluğunu kaybetti. 

* Devlet Bahçeli, bizi kast ederek ‘Biz bu tarafı flu göreceğiz, yok sayacağız’ dedi. Bu da Türkiye milliyetçilerinin geleneksel temsilcilerindeki büyük kaygıyı dile getiriyordu. 

* Ulusalcılarda çok büyük bir tedirginlik doğdu. 3

* Türkiye derin devletinin çekirdeği çok büyük kaygı ve korkuya kapıldı. 

Zalim düzen çok sıkıştı

Sancar’a göre; eğer bu yürüyüş devam etseydi hem devletin mimarisi değişmek zorunda kalacaktı hem de toplumsal dokunun çeşitli parametreleri yeniden tanımlanacaktı. Yani hem siyasi alan hem toplumsal alan yeniden şekillenecekti. Bu eski Kemalist, derin devletçi, milliyetçi, otoriter devlet sisteminin yürümesini çok zorlaştıracaktı. En başta da inkarı ve inkar üzerine kurulan zalim düzeni çok sıkıştırdı. 

Devletlerinin sonu gelmişti 

Kendi kafalarındaki devletin sonuna gelinmişti. Yeni bir devletin demokratik cumhuriyetin yolu açılmıştı. Bunu bizden daha iyi gördüklerini sanıyorum. Devletçilerin, milliyetçilerin, ulusalcıların bu refleksi, kendileri yönelen tehlikeyi bizden daha iyi gördüler. O nedenle planlar devreye sokuldu.

Erdoğan’ın etrafında birleştiler

Bu plan, Erdoğan etrafında bir devletçi, milliyetçi, ulusalcı koalisyon kurmaktı. Bu bir tür İslamcı-ittihatçı buluşmasıydı. Bu buluşmanın başlangıcı 7 Haziran’dır. Çok korktular, herkes bir birine tavizler vermeyi kabul etti. Bizim yarattığımız bu etkinin doğurabileceği dalgaları durdurmaya çalıştılar. 

İlk iş savaşa dönmekti

İlk yaptıkları iş savaşa dönmek oldu. Savaşa dönebilirlerse bu dalgayı kırabileceklerini hesapladılar. Erdoğan bu yol ile iktidarını yeniden kurmayı hedefledi. Derin devletçiler, Ergenekon artıkları, Gladiocular, ulusalcılar, milliyetçiler de sert bir anti-Kürt politikasını masaya koydular. Erdoğan onların talepleri kabul etti, onlar da Erdoğan’ın iktidarına razı oldular. İşte bu İslamcı-ittihatçı ittifakıdır. 1915 yılında eksik ayaklarla hakim olan o zihniyet, 7 Haziran’dan sonra daha tehlikeli bir işbirliği ve birliktelik kurmayı başardı. 

HDP hazırlıklı mıydı?

Savaşın başlama kararının 2014 yılındaki MGK’de verildiğinin bütün hazırlıklarının belirlendiğini hatırlatan Sancar, HDP’nin 7 Haziran sonrası her şeyi doğru yaptığını söylemenin kesinlikle doğru olmadığı kanaatinde. Bir defa hazırlıksız yakalandıklarını vurgulayan Sancar, ”Böyle bir başarıya ve barış süreci politikalarına yeterince hazırlıklı değildik. AKP ve Erdoğan asıl savaş kararı alanlardır ama bunu engelleyecek hazırlığı da yeterince yapmayanlar bizleriz” diyor.

Eğer 8 Haziran sabahı mesela Trakya’dan başlayıp İç Anadolu’ya Kürdistan’a kadar barışı kitleselleştirme buluşmaları yapılsaydı; barışın toplumsal ayağını kurulsaydı hükümet ve Erdoğan’ın savaş politikalarına dönmesinin kolay olmayacağını savunan Sancar, şunun altını çiziyor: ”Başka hata ve yetmezliklerde var ama temel eksiklik buydu.”

O bahar havası mümkün mü?

7 Haziran havası konusunda umutsuz ve karamsar olmayan Sancar, bunu sahiplenmeye hazır kitleye dikkat çekiyor: ”Eğer bir eksiklik varsa hepimiz kendimizi katmalıyız. Eğer bugün o baharı yaratamıyorsak sadece egemenlerin korkunç baskıcı politikalarından değildir. Aynı zamanda bizim de eksiklerimiz var. Bunları samimi bir şekilde masaya yatırmazsak tabii ki baharı yeniden yakalamamız zor olur. Bütün demokrasi güçlerine düşen asli görev bu baharı yeniden yaratmaktır. Asıl adresimiz toplumun kendisidir. Orada mücadele için güçlü bir demokratik birliktelik slogan ve formüle sarılmamız gerekiyor. Bunun içini doldurmamız gerekiyor. Metodunu ve ilkelerini sağlam bir şekilde oluşturmamız gerekiyor.”  


 DİHABER/ANKARA