Tayyip Erdoğan Meclis açılışında yine konuştu, esti, gürledi. Zaten 1 Ekim Meclis açılışı Tayyip Erdoğan konuşsun diye yapılmış. Tabii yine Kürt Özgürlük Hareketi'ni ve HDP'yi hedefe aldı. Savaşı sonuna kadar sürdüreceklerini söyledi. HDP'nin Kürtleri temsil etmediğini; Kürtleri AKP içindeki 5-10 işbirlikçinin temsil ettiğini söyledi. Sanki Kürtler HDP'ye oy vermemiş, Meclis'e milletvekili göndermemiş gibi konuştu.
Kuşkusuz HDP sadece Kürtlerin partisi değildir; tüm Türkiye halklarının ve toplumun partisidir. Kürtler de demokrasiye en fazla ihtiyacı olan halk olarak en demokratik ve özgürlükçü parti olan HDP'ye oy verdiler. Amed’de HDP 10-AKP 1, Wan’da HDP 7-AKP 1, Mardin’de HDP 5-AKP 1, Hakkari’de, Ağrı’da, Şırnak’ta, Dersim’de, Iğdır’da AKP tek bir milletvekili bile alamamıştır. Birçok ilde de sadece tek milletvekili çıkarmıştır. Bu durumda nasıl oluyor da HDP Kürtleri temsil etmiyor ama Kürtlerin nabzı atılan Amed’te 1 milletvekili alan AKP’li birkaç işbirlikçi Kürtleri temsil ediyor?
İşte inkarcılık budur. İnkarcılık, lafla Kürtlüğü dillendirmekle ortadan kalkmıyor. İnkarcılık, ancak Kürtlerin siyasi iradesini tanımakla ortadan kalkar. İnkar, Kürtlerin siyasi iradesini tanımadan, Kürtleri bir toplum olarak tanıyıp toplumsal haklarını tanımadan ortadan kalkmış olmaz. Tayyip Erdoğan Meclis'teki konuşmasıyla inkarcılığın nasıl katı bir savunucusu olduğunu bir daha gözler önüne sermiştir. "Kürt vatandaşlarımız ayrı, terörizm ayrıdır" demekle Kürt tanınmış olmaz. Neymiş, Kürtler de, Zazalar da yerli ve milliymiş! Kürtler haklarından yoksun olduğunda, toplumsal haklarına kavuşmadığında, tek millet içinde telafuz edildiğinde herhalde milli olmaktadır. Tayyip Erdoğan’a göre Amed’in HDP’li 10 milletvekili yerel olmuyor ama işbirlikçi ve Kürtlerin haklarını savunmayan 1 AKP milletvekili yerel oluyor. Yerel demokrasiyi, yerel yönetimi ve Kürtlerin anadilde eğitimini savunmayan 1 milletvekili Kürt oluyor ama Kürtlerin haklarını, öz yönetimini, anadilde eğitimini savunanlar Kürt olmuyor.
Tayyip Erdoğan’ın aradığı Kürt, Kürtlerin haklarını, bir toplum olarak varlığını savunmayan, Erdoğan’a yavşaklık yapan Kürt’tür. Bunlar da her gün televizyonda ya da başka bir yerde Tayyip Erdoğan adına HDP’lilere havlıyor. Bunların sayısı da bir elin parmaklarını geçmeyen işbirlikçi, yalaka ve yavşak olduğundan artık bunları tüm Kürt toplumu tanıyor. Nasıl ki Cem Küçük, Ahmet Hakan’a havlayıp seni ısırırız diyorsa, bunlar da HDP eşbaşkanlarına ve yöneticilerine söylüyorlar. Artık o kadar bayağılaşmışlar ki, insan kaliteli düşman arar olmuştur.
Gerilla en başarılı döneminde
Aslında Tayyip Erdoğan’ın şirazesi bozulmuştur. Bu nedenle her zamankinden daha agresif, sinirli ve ağzına geleni söyler hale gelmiştir. Eskiden sertleşmesi de, kızması da çoğu zaman planlıydı. Şimdi bu durumdan eser yok. Artık gündem belirleyen değil, hep savunma durumda, hep cevap veriyor, saldırı yapıyor. En fazla da HDP'ye saldırıyor. Anlaşılıyor ki, gece gündüz rüyasında HDP'yi görüyor.
7 Haziran seçimlerinde HDP Erdoğan’ı sarstı. Ancak seçim sonuçlarını yok sayıp AKP'yi iktidarda tuttup Özgürlük Hareketi'ne yönelik ezme harekatı başlatarak bu durumdan kurtulacağını sanırken, bu defa da gerilladan beklemediği düzeyde darbe üstüne darbe yemiştir. Bu darbelerin altında o kadar ezilmiştir ki, bu darbelerin altında çökeceğini görmüştür. Bu nedenle tüm basını kullanarak psikolojik harekat başlatmıştır. Artık gazeteler her gün onlarca gerillanın öldürüldüğünü yazıyor; televizyonlara çıkanlar "Onlarcasını öldürdük" diyor. Davutoğlu hızını alamayarak "Belini kırdık" diyor… Tayyip Erdoğan "2000 teröristi yok ettik" diyor. Diyor da diyor. 2000 değil, 200 öldürselerdi bu onlar için zafer olurdu. Ne var ki bunların hepsi uydurma. Toplam 50 gerilla ya yaşamını yitirmiştir ya da yitirmemiştir. Asker ve polis ise her gün darbe üstüne darbe yiyor. Gerçekten de gerilla mücadele tarihinin en başarılı eylem performansını gösteriyor. Tüm gücünü harekete geçirmediği ve hedeflerini sınırlandırdığı halde bu performansını gösteriyor. Bu gerçeklik AKP hükümetinin sonunun geldiğini gösteriyor.
AKP yenilmiştir
Şu anda AKP hükümetinin durumu ABD'nin Vietnam’da yaşadığı yenilginin son zamanlarını hatırlatıyor. ABD o zaman daha fazla asker, daha fazla tank, daha fazla uçak yığarak savaşı kazanmak istiyordu. Sürekli daha fazla asker, uçak, tank, top gönderin diyordu. Ancak ABD'nin tankı, topu, uçağı yenilgiyi engellememiştir. Dolayısıyla aynı ruh halinde olan ama ABD gibi gücü olmayan AKP kesinlikle yenilmiştir. Şimdi bu yenilginin tarihi yazılıyor. Zaten psikolojik savaşın çok arttırılması gerçek savaşın daha fazla kaybedilmesinin sonucudur. Artık öyle bir psikolojik savaş yürütülüyor ki, o kadar abartma ve yalan var ki, bu durum bile AKP'nin ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor. Eskiden Osmanlı döneminde halk "zulmünü arttır paşa" dermiş. Bu halka ait çok önemli bir sözdür. Yani zulmünü arttır ki sonun yaklaşsın derlermiş. Şimdi AKP zulmünü arttırıyor. Bu da Anadolu halkının Osmanlı yöneticilerine söylediği bu deyimi hatırlatıyor.
1990’lı yıllarda Türk devleti kendini pazarlayarak, dünyayı aldatarak Kürt Özgürlük Hareketi'ni yalnızlaştırıp kuşatarak savaşı yürütüyordu. Şimdi yalnızlaşan ve kuşatılan AKP hükümetidir. Kürt Özgürlük Hareketi de her bakımdan en güçlü dönemini yaşıyor. Halkla ilişkisi en yüksek düzeyde, dört parçadaki etkisi en yüksek düzeyde, ülkelerle ilişkisi en yüksek düzeyde, savaş tecrübesi en yüksek düzeydi, teknik silah kapasitesi de hiçbir dönemde olmadığı kadar yüksek. Gerilla tümden bir fedai gücü haline gelmiş; siyasi deneyimi Ortadoğu'da en yüksek bir yönetim kapasitesine sahip. Gerilla Karadeniz’den Şaho’ya, Ardahan’dan Kerkük’e ve Şengal’e kadar çok etkili ve yoğun bir savaş gücüne sahip. YPG’nin Efrîn’den Abdulaziz'e (Kızwandağı) kadarki bin kilometrelik alandaki etkinliği ise herkesin bildiği bir durum. Artık gerillaya her ay binlerce genç katılıyor. Gerillaya katılım özellikle kış ayları dışında binin altına düşmüyor. Şimdi böyle dinamik askeri ve siyasi güce karşı AKP ne yapacak? AKP Osmanlı paşası gibi zulmünü arttıracak.
Kürt halkı artık Türkiye sınırları içinde demokratik özerk bir yaşama kavuşacaktır. Kürt halkının gündemi bundan sonra budur. Siyasi mücadelesini de böyle bir amaç etrafında yürütecektir. Artık bu hedefin gerisine düşmeyeceklerdir. Devletin ve AKP'nin kabul edip etmemesine bakmadan, örgütlü güçlerine ve bilinçlerine dayanarak bunu yapacaklardır. Artık bu olgunluğa ulaşmışlardır. Bu mücadele birikimine ulaşmışlardır. Kuşkusuz bir dönem daha inkarcı Türk devleti direnecektir ama halkların direnişi karşısında bu meşru ve fiili durumu tanınmak zorunda kalacaktır. Tayyip Erdoğan istediği kadar bölücülük desin, bunun bölünme değil, birleştirme olduğu kısa sürede anlaşılacaktır. Bölünme, Türk devletinin ve eğitim sisteminin çok kullandığı kederde ve kıvançta bir olmamaktan ileri gelir. Şimdi Kürtlerin sevinci ve kederiyle Türk devletinin ve AKP’lilerin sevinci ve kederi ters hale gelmiştir. Kürtlerin sevinci Tayyip Erdoğan’ın kederi, Kürtlerin kederi Tayyip Erdoğan’ın sevinci olmuş. Böyle nasıl kardeşlik olacak, böyle nasıl birlik olacak?
Türkiye'de kardeşliği de, birliği de Kürtlerin özyönetimleri ve özerkliği sağlayacak. Türkiye'yi şuraya buraya bağlı olmaktan, Türkiye'nin iç ve dış politikasında yaşadığı çıkmazı Kürtlerin özyönetim hamlesi ortadan kaldıracak. Tarihin ibresi bu yöndedir. Bu akışın önünde duranlar kaybedecektir. AKP Hükümeti aslında 7 Haziran seçimlerindeki her kimliğin meclise girmesini sindirememiştir. MHP de bu nedenle seçim sonuçlarını kabul etmemiştir. Seçim sonuçlarını ilk önce Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli reddederek yeni seçim olacak diyorlardı. 7 Haziran seçimleri, Türkiye'nin demokratik özerklik temelinde yeniden şekillenmesinin mesajını vermişti. Tüm farklılıkların özgünlüğü, özerkliği ve özgürlüğünün tanınması gerçekliği ortaya çıktı.
İşte bu kabul edilmemiştir. Ancak bu irade bir defa ortaya çıkmıştır. Artık bunu kimse yok edemez. Bundan sonra Türkiye'yi 7 Haziran’da ortaya çıkan demokratik irade yönlendirecektir. Türkiye halkları artık bunun gerisine düşemez. Türkiye, bu iradeyle birliğini güçlendirerek barışı sağlayacak ve istikrarı yaratacaktır. Böylece Türkiye Ortadoğu'da demokratik etkisiyle çekim merkezi olacaktır. Şu andaki iticiliği gidecek, çekiciliği yüksek olan bir ülke haline gelecektir. Bunda da Kürtler büyük rol oynayacak; bu gerçekliği başta İran, Irak ve Suriye olmak üzere bütün Ortadoğu'ya taşıyacaklardır.