7 Haziran seçimi, Türkiye siyasi tarihinde kendisiyle beraber ilkleri getirdi. İlk defa Türkiye halkları ve toplumun diğer katmanları, geniş yelpazede Meclis’te temsil edilebilme olanağı elde etti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) yüzde 13.2’lik oy oranıyla bir ilke imza attı. İlk defa Kürtler ve demokrasi güçleri kendi özgüçlerine dayanarak parti olarak Meclis’te yerlerini aldılar. 1961 yılında kurulan Türkiye İşçi Partisi, 1965 seçimlerinde yüzde 3’lük bir oy oranı ile 15 milletvekiliyle mecliste yer almış olsa bile, kuruluşu ve yapısı olarak toplumun değişik katmanlarını temsilden epey uzaktı. TİP kurucuları çoğunlukla sendikacı ve aydınlarla sınırlıydı. Zaten çoğunlukla milletvekili seçilenler de aydın ve sendikacıydı. Ancak HDP kuruluşu ve bileşenleri itibariyle toplumun değişik katmanlarını  temsil ediyor. 

Türkiye’deki halklar etnik farklılıkları itibariyle Kürt, Türk, Ermeni, Asuri/Süryani, Çerkes, Azeri, Türkmen biçiminde temsil edilirken; dinsel ve mezhepsel farklılları itibariyle de Müslüman, Êzîdî, Hıristıyan, Sünni, Alevi, Ortadoks şeklinde  kendilerini HDP içinde Meclis’te temsil edebilme olanağı buldu. 

Toplumun sosyal dokusu itibariyle kadın temsili ilk defa Türkiye tarihinde, HDP’de hayat buldu. HDP’nin milletvekillerinin yüzde 40’ını kadınlar oluşturuyor. Meclis’teki milletvekillerinin yüzde 30’una yakın bir oranı HDP kadın milletvekilleri. Bu dönem 4 parti Meclis’e toplamı 97 kadın milletvekili gönderdi ve bu sayının 32’si HDP milletvekilleri. Bu demek oluyor ki üç kadın milletvekilinden biri HDP’de yer alıyor. Öz olarak bir emek hareketi olan HDP, aynı zaman işçi sınıfı ve ezilenlerin meclisteki sesi olmuştur. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın seçim gecesi konuşmasında, buna vurgu yapması ve HDP’nin solda olduğunu vurgulaması, partinin dayandığı temeli hatırlatması bakımdan önemliydi. Aynı zamanda HDP içinde yer alan ve seçim sürecinde destek veren çok sayıda örgüt ve bileşenin adını dile getirmesi, HDP’nin solda ne kadar geniş bir yelpazede temsil edildiğinin açık bir göstergesidir. Öte yandan HDP, toplumun aydın-demokratlarına da hitap ederek Meclis’te temsillerini sağlamıştır. HDP’nin bu kadar farklı bir renkte Meclis’te bulunması, toplumsal uzlaşmanın bir sonucu olarak görülmeli. AKP, CHP ve MHP’nin temsil ettikleri kesimler düşünüldüğünde, 7 Haziran seçimleriyle Türkiye toplumu, adaletsiz seçim barajına rağmen HDP’nin Meclis’te yer almasıyla Meclis’te temsilini bulmuştur. 

7 Haziran seçim sonuçlarıyla bütün siyasi partiler sorumluluk altına girerken, seçmenin asıl iletmek istediği mesajın “toplumsal uzlaşı kültürü” olduğu aşikardır. 13 yıllık AKP iktidarı, 2 istisna dışında Türkiye’de “uzlaşı kültürünü” esas almadı, toplumun diğer kesimlerinin beklentilerini görmezden geldi. Aralık 2002 tarihinde Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması konusunda CHP ile uzlaşması ve 2007’de yılında cumhurbaşkanlığı seçimi dışında AKP, hiçbir şekilde diğer toplumsal ve siyasal kesimlere karşı ne Meclis içi, ne de Meclis dışı uzlaşı kültürünü işletti. Kendi menfaati ve kendi iktidarı için bazı kesimlerle ittifak kurmuş olsa bile, bunun uzlaşıdan ziyade taktiksel manevra ve kendi iktidarını güçlendirmek amacıyla yapıldığını görmek gerekir. Gülen Cemaatiyle olan birlikteliği bu temelde olup, toplumun demokratikleşme eksenli bir ittifaktan ziyade, bir iktidar paylaşımını kapsıyordu. AKP ve Erdoğan kendi iktidarı için tehlike gördüğü andan itibaren, ittifakı bozup Gülen Cemaatini, paralel bir örgüt ve düşman ilan etmiş, buna karşı stratejiler oluşturulmuştur. 

Hiçbir şekilde uzlaşı kültürünü kabul etmeyen Erdoğan kişiliği, 13 yıllık iktidarında ne tevazu sahibi olabildi, ne de mütevazi oldu. Türkiye toplumunun diğer kesimlerini hep ötekileştirerek, topluma üstten bakmacı bir anlayışla yaklaştı. Adeta toplumla alay eder duruma geldiler. 7 Haziran seçimiyle HDP’nin yüzde 10’luk adaletsiz seçim barajını aşarak en az 80 milletvekiliyle Meclis’te yer alması, AKP’nin iktidarını alaşağı etti. Mevcut meclis yapısıyla hiçbir parti tek başına hükümeti kuramıyor. Partiler ya bir koalisyonu hükümetini kuracaklar, ya da azınlık hükümeti. Bunun için için partilerin toplumsal uzlaşı kültürüne sahip olması gerekir. Partilerin yapısı gözönüne alındığında buna en yatkın parti HDP olarak görülüyor.

Seçimden sonra Demirtaş açıklamalarıyla bu toplumsal uzlaşı anlayışına vurgu yaparak, Türkiye’nin geleceği konusunda ön açıcı olacaklarının mesajı verdi. Peki AKP, CHP ve MHP bu uzlaşı kültürüne ne kadar sahip? Erdoğan ve AKP 7 Haziran seçimiyle ortaya çıkan tablo karşısında, nasıl bir yol çizecek? Toplumsal kesimleri ötekleştirerek, ülkeyi bir uçuruma mı götürecekler? Yoksa mütevazi bir şekilde davranarak, demokratik ilkeler temelinde “toplumsal uzlaşmayı” mı esas alacaklar? Bu soruların cevap önümüzdeki birkaç hafta içinde netleşir.