Üstelik 7 Haziran ardından geliştirilen katliamlar dizisine, devlet vahşetine de güçlü yanıt verilebilecek alanlardan biri. Bu yanıyla aslında, sahiplenme azalmıyor, artıyor. Zira sahiplenmenin motivasyonları, çok daha kuvvetli! 


Frankfurt’taki HDP gönüllüleri için tarifi zor bir gün. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın da katılımıyla düzenlenen buluşma için binlerce insan, saatler öncesinden kuyruğa girmiş bile.

Avrupa’daki meşhur vakadır: Genelde hiçbir eylem veya etkinlik, belirtilen saatte başlamaz. Fakat Fraport Arena, etkinlikten saatler önce dolmaya başlıyor. 6 bin koltuk tamamen dolu; ayakta iki bine yakın kişi bekliyor; salonun önünde de yine iki bine yakın kişi, içeri girmeye çalışıyor. İlgi öyle ısrarlı, izdiham öyle büyük ki, sonunda polis devreye giriyor; içeri girişleri engelliyor. Zira herkes salona girmek, coşkuya içerde ortak olmak istiyor.

Kürdistan’daki öz yönetim direnişleri ve Türk devletinin buna mukabil katliamları, HDP’yi sahiplenmeyi daha üst ve bir nebze daha farklı bir boyuta taşıdı. HDP’nin engellenmek, Saray eliyle darbelenmek istenen başarısı, artık gerisine bir adım düşülemeyecek bir eşik. Kürdistan ve Türkiyeliler, 7 Haziran öncesinde de HDP projesini Avrupa’ya taşımış; büyük bir moral ve motivasyonla güçlerini ortaklaştırarak bu başarıya katkı sunan bir emek ortaya koymuştu. Frankfurt da emeğin yoğunlaştığı merkezlerden biriydi. Kentteki demokratik güçlerin çalışmalarıyla oluşan atmosfer, Hessen Eyaleti’ni HDP’nin Almanya’da en çok oy aldığı eyalet yapmıştı.

1 Kasım seçimleri ise, Saray darbesinin doğrudan sonucu olduğu ve çatışmalı süreçle ilişkisi nedeniyle, 7 Haziran öncesinden ayrı bir atmosferde geçiyor. Bunca vahşetin ortasında, belki o kadar “güler yüzlü” bir çalışma yürütülemiyor; fakat sahiplenme, eskiyi de aşan bir düzleme taşınıyor. Zira Kürdistan’daki zulüm, herkesi harekete geçiriyor; perdesinin ardına çekilmeyi, müdahil olmamayı imkansız hale getiriyor.

HDP ile dayanışma gecesinin düzenlendiği Fraport Arena’da da göze çarpan ilk şey, bu “can havli”. Kafalar daha net: Öz yönetim, hem Rojava’daki canlı model hem de son tartışmalarla belirgin bir talebe dönüştü. Türk devletinin vahşeti ise direnişin zorunluluğunu bir kez daha teyit etti. Sahne ardında, HDP’nin yerel seçim sloganı da olan “Kentimizi de, kendimizi de biz yöneteceğiz” yazılı pankart asılı. Asıl vurgu da bu. Kürtler, statü istiyor; ama eskisinden çok daha net, çok daha güçlü. 1 Kasım seçimleri de bir yanıyla, bu statüye dair yeni bir oylama. Üstelik 7 Haziran ardından geliştirilen katliamlar dizisine, devlet vahşetine de güçlü yanıt verilebilecek alanlardan biri. Bu yanıyla aslında, sahiplenme azalmıyor, artıyor. Zira sahiplenmenin motivasyonları, çok daha kuvvetli! 

Frankfurt Seçim Komisyonu temsilcisi ve Amara Kadın Meclisi sözcülerinden Ruken Karakoç da buna dikkat çekiyor. Diyor ki, “Bazıları 7 Haziran öncesi gibi bir havanın olmadığını düşünüyor fakat öyle değil. Aksine 7 Haziran’ın çok üstünde bir hava, bir sahiplenme var.”
Frankfurt’ta bütün bileşenlerle daha önceki tecrübelerinden de beslenerek çalışmaları sürdürdüklerini anlatan Karakoç, seçmeni sandığa taşımak için hazırlıkları da şimdiden bitirdiklerini söylüyor.

Ruken Karakoç, 7 Haziran seçimleri öncesinde, Almanya’daki 24 günlük oy kullanma süreci boyunca sandık başında, HDP’nin müşahit organizasyonunda görev alıyordu. Bu seçimdeki başat görevlerinden biri de bu. Müşahit 


organizasyonunu büyük oranda tamamladıklarını aktarıyor ve ekliyor: “Başvurular eskiyi de aşmış durumda. Listelerimiz  dolu. Bütün kontenjanları aştık. Ankara’ya da oylarımızla birlikte arkadaşlarımızı göndereceğiz.”


İki Cizreli emektar

Yurtdışındaki HDP çalışmalarının etkilerinden biri, ülkesinden uzak kalmış/bırakılmış olanların sesini kulak verdikleri kavgaya daha güçlü katması, “diasporanın” kendini mücadelenin daha etkin, doğrudan bir öznesi olarak görmesi oldu. Frankfurt’taki Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin ve HDP çalışmalarının iki Cizreli emektarının, Melike Zirik ve Eyüp Güleç’in ruh hali de böyle.

Melike Zirik, 30 yaşında, dört çocuk annesi bir kadın. Genç yaşta ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış; fakat yüreğini hiç koparmamış köklerinden. Şu son süreçteyse, gözü kulağı başta memleketi Cizre olmak üzere öz yönetim direnişlerinin yoğunlaştığı merkezlerde... Yeterince katkı sunamamak, direnişe bir yerinden el verememek zoruna gidiyor; dört küçük çocuğuyla ilgilenip, işini gücünü halledip HDP çalışmalarına da emek veriyor. Geçen seçimde olduğu gibi bu seçimde de adı müşahit listesinde. Diyor ki, “HDP için çalışmak, mesela müşahitlik yapmak, bana ülkeme yardım eder gibi hissettiriyor.”

Zirik, öz yönetim direnişlerinin ve katliamların HDP’ye sahiplenmeyi artırdığını belirtiyor ve ekliyor: “Beni mesela, üç kat güçlendirdi. Eskiden belki bu kadar sahiplenmiyordum. Şimdi HDP’yi desteklemek için elimden gelen her şeyi yapıyorum.”

Eyüp Güleç ise, Frankfurt’taki DKTM çalışmalarının en tanıdık yüzlerinden biri. Hem adı hem soyadıyla müsemma. “Eyüp sabrıyla” ve güleç yüzüyle anlatıyor hem Kürt Özgürlük Mücadelesi’ni hem HDP’yi.

Güleç, Almanya’ya 1990 yılında, henüz 16-17 yaşındayken, Cizre’de vahşet boyutuna ulaşan katliamlar nedeniyle iltica etmiş. Geldiğinden beri de ülkesinin gündemini Almanya’ya taşımış; hem ekmeğinden hem emeğinden bölüp halkına sunmuş.

Önce Frankfurt’taki seçim çalışmalarını anlatıyor: “HDP’den önce de Frankfurt’ta, Kürdistan’da yaşananlarla ilgili güçlü bir duyarlılık vardı. Fakat HDP’yle birlikte, birçok farklı renk güçlerini birleştirdi. Daha farklı bir atmosfer oluştu. Herkesin kendine göre bir çabası var. Bu seçimde, geçen seçimden daha fazla oy alabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.”

Gözü kulağı memleketinde olan Güleç, öz yönetimi ise şöyle görüyor: “Memleketimde bir öz yönetim inşa edilmesini istiyorum. Öz yönetim demek, kendimizi yönetmek, bazı kendini bilmezlere karşı birlik olmak demek. Öz yönetim demek, ağalık, şeyhlik sistemine karşı birlik olmak demek. Cizre halkının iradesini bu yönlü ortaya koymasına çok seviniyorum.”


Erdoğan Alman Parlamentosu’nu birleştirmiş!

HDP Dayanışma Gecesi’ndeki bir başka ilgi çekici isim, Sol Partili Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Karin Binder’di. Binder, hasta tutsaklardan polisin hak ihlallerine kadar Kürdistan ve Türkiye’deki sorunlara duyarlılığı ve PKK yasağı karşısındaki net tutumuyla tanınan bir isim. Sol Partili vekil, PKK bayrağı açtığı gerekçesiyle dokunulmazlığı kaldırılan Nicole Gohlke’ye destek için Parlamento’da PKK bayrağı açan on vekilden de biriydi ve bu nedenle soruşturmaya maruz kaldı.

Binder’e HDP programına nasıl baktığını soruyoruz, ikirciksiz ve detaylandırmaya bile gerek görmeden yanıtlıyor: “HDP’nin programını tabii ki destekliyoruz. Çoğulcu, kadın eşitliğini savunan, ekolojik değerlere sahip çıkan bir program bu.”


Alman siyasetindeki değişim

HDP’nin Alman siyasetinde de önemli bir etkisi olduğuna dikkat çeken Binder, devam ediyor: “Eskiden özellikle Kürtlerin rolü ve Kürt coğrafyası konusunda Alman politikasının klasik bir duruşu, algısı vardı: Kürtler eşittir PKK eşittir şiddet. Fakat şimdi kırıldı. Bu kırılma, Alman siyasetinde belli bir perspektif değişimine de yol açtı. Özellikle HDP’nin bütün halkları temsil etmesi, coğrafyada örnek bir yapıya sahip olması, giderek Alman siyaseti tarafından da fark ediliyor.” Binder, HDP’nin sadece Türkiye siyaseti konusunda değil, Ortadoğu konusunda da önemli bir programa sahip olduğunu düşünüyor. Sol Partili vekile göre HDP’nin programı, “barışın sağlanması için önemli bir rol oynayabilir.” Bunu şöyle açıklıyor: “HDP, diyalog sürdürülebilecek bir güç; bir temsiliyeti de var. Ortadoğu’da savaşların, şiddetin durması için bütün muhataplarla HDP’nin bir araya gelmesi lazım. Sol Parti olarak da bölgedeki bütün güçlerin bir araya getirilerek sorunların konuşulması gerektiğini düşünüyoruz. Putin’le de, Esad’la da, Erdoğan’la da, Kürtlerle de... Bütün temsilcilerin bir araya gelerek diplomatik görüşmeler yapması gerekiyor. HDP’nin bu noktada da büyük bir rolü var. Programıyla farklı güçler arasında köprü kurma potansiyeli var.”


‘Üretilen her silah kendine savaş bulur’

Almanya’nın bölgedeki savaşlara katkısını eleştiren Binder, özellikle silah satışına vurgu yapıyor: “Alman devleti bölgede gerçekten savaşların durdurulmasını istiyorsa, silahları değil diplomasiyi taşımalı. Özellikle Suudi Arabistan’a silah satışını şiddetle kınıyoruz. Oraya giden silahlar DAİŞ’e ve diğer örgütlere aktarılıyor. Zaten üretilen her silah da kendine mutlaka bir savaş buluyor. Bunun bir an önce durdurulması lazım.”


‘Nadir durum’

Sol Partili vekile Almanya siyasetinde Erdoğan ve AKP denince akla ne geldiğini sorduğumuzda ise gülerek cevap veriyor: “Parlamentoda her ne kadar farklı anlayışlar olsa da, Erdoğan’a karşı ortak bir duruş var. Bir konuda bütün anlayışların birleşmesi nadir bir durum. Bütün partilerin tepkili bir yaklaşımı var; hiç kimsenin AKP’ye, Erdoğan’a sempatisi yok.”


HDP ve Rojava diplomasisi

Mürüvvet Öztürk ise Hessen Eyalet Parlamentosu’nun genç milletvekili. Yeşiller Partisi listesinden seçilmiş; ancak birkaç başlıktaki eleştirilerinden dolayı partisinden istifa etmiş.

HDP’nin ilk defa Türkiye’nin bütününde birliği sağlayabilen parti olduğuna dikkat çeken Öztürk, HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier ve başka bazı isimlerle yaptığı görüşmeleri ise şöyle değerlendiriyor: “Selahattin Demirtaş önemli bir figür. Şimdiye kadar eksik olan bir figürdü. HDP’nin parti olarak seçimlere girmesi de önemli bir girişimdi. Dolayısıyla Demirtaş’ın Almanya Dışişleri Bakanı’yla görüşmesi de bence çok normal. Rojava’da Kürtler, özgür, eşit bir yaşamın olduğu bir otonomun nasıl olabileceğini gösteriyor. Dolayısıyla buradaki karışık kafalara biraz da yön gösteriyor. Başarılı olmasını isteyen burada da çok kişi var. Ama tabii barışın çok önemli olduğunu da görüyoruz. Silahların susması, siyasetin konuşması ve barış girişimlerinin başarı kazanmasını isteyen çok kurum var.”


‘Kürt sorunu iç siyaset konusu’

Öztürk’ün Almanya’nın Kürt sorununa bakış açısıyla ilgili söyledikleri ise oldukça önemli: “Almanya’da Kürt sorunu, Rojava gibi konular hep dış siyaset konuları olarak görülüyor ama unutmamak gerekir ki Almanya’da çok fazla Kürt, Türk var. Rojava’nın başarısını isteyen de çok insan var. Yine Ortadoğu halklarından burada yaşayanlar var. Dolayısıyla bu konu, aynı zamanda bir iç siyaset konusu. Fakat Alman siyaseti henüz böyle göremiyor.”


‘Ülkede siyaset yapsaydım...’

HDP’nin demokratik değerleri savunmaktaki ısrarına güvenle yaklaşan Mürüvvet Öztürk, son olarak şunları söylüyor: “Avrupa’da SYRIZA nasıl umutsa, HDP de Ortadoğu’nun umudu. Sorumluluk taşıdığından eminim. Türkiye’de yaşıyor olsaydım, siyaset yapmak için HDP’yi tercih ederdim.”


Şehitlere sahip çıkmak için...

Delal Alparslan, 1999’da Dêrsim’de yaşanan bir çatışmada şehit düşen Kemal Zap kod adlı gerilla Haydar Alparslan’ın eşi. Şehit Aileleri Komisyonu’nda yer alıyor; şehitlerin hatırasının aktarılması konusunda çalışıyor.

Frankfurt’taki HDP çalışmalarının güler yüzlü, tanıdık simalarından biri olan Delal Ana’ya, HDP’nin şehit aileleri için ne ifade ettiğini soruyoruz, anlatıyor: “Yıllardan beri Kürt halkı üzerinde büyük bir baskı vardı, zulüm vardı, imha inkar vardı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin vermiş olduğu mücadelede büyük bedeller ödendi. İşte HDP, bu bedellerin temsilcisidir. Aynı zamanda özgürlükleri temsil ediyor. HDP demek, kadın erkek eşitliği demek. Bugün HDP kısacası, şehitlerin mirasını devralmıştır. HDP’ye sahip çıkmak, şehitlere sahip çıkmak anlamına geliyor. Şehitlerimize bugün HDP şahsında milyonlar sahip çıkıyor.”


“O asker” de HDP’yle

Ramazan Yüce. İsim tanıdık gelmediyse, hikayesinden mutlaka tanırsınız. Hani 2007’de, o meşhur Oremar Baskını‘nda 8 asker gerillalar tarafından alıkonulmuş, aralarından biriyse tutumu nedeniyle hedefe oturtulmuş, hapis cezaları ve muayene engelleriyle karşılaşmış, hayatından bezdirilmeye çalışılmıştı ya, işte o. Ramazan Yüce, üç yıldır Almanya’da mülteci. Hem bitmek bilmez baskılar hem de GATA’dan dahi kovularak tedavisi engellenen çatışma yaraları, onu buralara savurmuş. Fakat, gerillalarla içtiği çayın ne denli katkısı oldu bilinmez, o da ülkesinden, Kürdistan’dan kopmamış. Frankfurt’taki HDP’yle Dayanışma Gecesi’nde, coşkulu kalabalığın içindeydi. Üstelik bir gün önce de, Stuttgart’taki dayanışma gecesine katılmıştı.


ATİK’li genç: Melin Öz

Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) ve bağlı kurumlar, baştan bu yana HDP çalışmalarına emek veriyor. 7 Haziran seçimleri öncesinde de konfederasyona bağlı dernekler, adeta seçim irtibat merkezi görevi görmüş; birçok ATİK’li komisyonlarda aktif görevler almıştı.

Melin Öz, konfederasyona bağlı gençlik örgütü Yeni Demokratik Gençlik’in üyesi. 25 yaşında; doğma büyüme buralı. Alman vatandaşı olduğu için oy kullanamıyor fakat buna rağmen HDP çalışmalarının heyecanlı bir gönüllüsü: “Burada doğmuş olsak da bir yanımız o tarafta. Barış için, özgürlük için, ailelerimiz, akrabalarımız ve oradaki tüm insanlar için HDP’nin aktif destekçisiyiz, çalışmaların organizasyonunda yer alıyoruz.” Melin, genç yaşına rağmen birliğin öneminin ve HDP’yle bu konuda oluşan farkın ayırdında. Bu farkı kendileri açısından en fazla hissettikleri konu ise, ATİK’li tutsaklar olmuş. (ATİK’e yönelik 15 Nisan 2015’te Almanya merkezli bir polis operasyonu yapılmış; 13 devrimci tutuklanmıştı.) Anlatıyor Melin: “HDP’yle birlikte daha güçlü bir birlik havası oluştu. ATİK’li tutsaklarla ilgili kampanyada bunu daha rahat görebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde bu konuda da birlikte stantlar kuracağız. Daha önce böyle çalışmalarda sorunlar yaşanıyordu ama HDP’den sonra daha rahat ve verimli oldu.”



Almanya’dan 1 Kasım notları -1-


OSMAN OÐUZ/FRANKFURT