
Toplantıların bu sene en çok öne çıkan tartışmalarından biri Kürtler oldu. Cenevre I’e henüz “üçüncü yolu” gereğince belirginleştirememiş olarak tanık olan Kürtler, Cenevre 2’de yoğun biçimde temsiliyet istemiş, ancak Türkiye’nin çabaları ve uluslararası güçlerin tutumları dolayısıyla temsil edilmemişlerdi. Sahadaki başka bazı güçlerle birlikte Kürtlerin de temsil edilmediği bu görüşmeler, gerçeğe uzak kalmaktan kurtulamadı.
Cenevre 2I öncesi Kürtler, bu kez masada olacaklarına dair derin bir inanç taşıyordu. Zira hem Rojava Devrimi’nin yarattığı üçüncü yol artık dünya halklarının ilgisine mazhar olmuştu ve zaten bölgede net içeriği olan tek çözüm programıydı; hem de konjonktür, hiç olmadığı kadar Kürtlerden yanaydı. Fakat Türkiye’nin “en önemli stratejik öncelik” olarak gördüğü “Kürtleri her alanda engelleme” tavrı, konferans öncesinde yine etkisini gösterdi. PYD’nin de bileşeni olduğu Demokratik Suriye Meclisi’nin (MSD) Kürt olmayan bileşenleri konferansa davet edilirken, PYD Eşbaşkanlarına ise herhangi bir davet ulaşmadı.
Konu halen tartışmalı. Konferansın ikinci aşamasında Kürtlerin de masaya oturabileceği konuşuluyor. Fakat konferansı takip eden herkesin söylediği ortak: Şu haliyle ve sorunla ilişkilenme biçimiyle toplantının herhangi bir çözüm ehliyeti yok.
Tartışmalar devam ederken, birkaç soruyla Cenevre’de yapılacak Suriye Konferansı’nın dününü ve bugününü irdeledik.
1- Neden Cenevre?
Egemen devletler için İsviçre’nin Cenevre kenti, ürettikleri, bir süre yönettikleri ve nihayetinde “paylaşım” aşamasına getirdikleri sorunların “bir yere bağlanması” için sembol bir kent. Birçok barış görüşmesine, sözleşmeye, antlaşmaya mekan olan kent, 1. Dünya Savaşı ardından Milletler Cemiyeti’nin kuruluşunun ilan edildiği kentti. Kent, İran’a ambargonun hafifletildiği “nükleer anlaşmasına” da ev sahipliği yapmıştı.
2- Cenevre 1’de ne olmuştu?
Artık adı dahi anılmayan Birinci Cenevre Konferansı, 30 Haziran 2012’de düzenlenmişti. Toplantı, Suriye üzerineydi; fakat ortada Suriye’den kimseler yoktu.
Toplantı öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile ABD’nin o dönemki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya’nın St. Petersburg kentinde bir araya gelmiş ve bir saatlik görüşme ardından Lavrov, “Ülkelerimiz arasında çok önemli ortak noktalar tespit ettik” demişti.
Konferansa ise BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri (ABD, Rusya, Çin ve Fransa) ile Irak, Kuveyt, Katar ve Türkiye’nin Dışişleri Bakanları, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve BM eski Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan katılmıştı.
Konferansa damga vuran, Annan’ın konuşmasıydı. Annan, Esad ve yanlıları ile muhalefetin birlikte bir geçiş hükümeti kurmasını önerdi. Toplantının sonuç bildirgesinde de bu öneri yerini aldı.
Cenevre 1’e, Suriye’de, sahada etkisi bulunan hiçbir güç katılmamıştı. Bölgede etkin olan devletlerden İran da davet edilmemişti. Bunun yanı sıra devrimlerini yeni gerçekleştiren Kürdistanlılardan da hiç bahsedilmiyordu. Toplantının sonuç bildirgesinde ifade edilenler ile tartışılanların, sahada hiçbir karşılığı da olmadı.
3 - Cenevre 2’de ne olmuştu?
Cenevre’de Birleşmiş Milletler organizasyonuyla gerçekleştirilen Suriye görüşmelerinin ikincisi, 22 Ocak 2014’te İsviçre’nin Montreaux kentinde başladı; 23 Ocak’tan itibaren Cenevre’de devam etti. 31 Ocak 2014’e kadar devam eden görüşmelere, 30 ülkenin ve uluslararası kuruluşun temsilcileri katıldı.
Görüşmelere, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesiyle bilikte Arap Birliği, Avrupa Birliği, İslam Birliği Teşkilatı, Cezayir, Brezilya, Kanada, Danimarka, Mısır, Almanya, Hindistan, Endonezya, Irak, İtalya, Japonya, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Fas, Norveç, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Güney Afrika, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri, dışişleri bakanları düzeyinde katıldı.
İran ise önce BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından davet edildi; fakat ardından Türkiye’nin de desteklediği “Suriye Ulusal Koalisyonu”nun (SUK) “İran katılırsa biz katılmayız” demesiyle davet geri çekildi.
Suriye rejimi ise konferansa katıldı; ancak “yönetimi hiç kimseye devretmeyeceklerini” de net biçimde ifade etti.
“Muhalefet” ise karmakarışıktı. Sahada etkinliği olan hiçbir gücü temsil etmeyen, maaşlı bir takım insandan başka neredeyse kimseyi kapsamayan, ama içinde çoğu tabeladan ibaret “121 üye” bulunan SUK’un bile 44 üyesi, konferans öncesinde çekildiklerini açıkladı.
4- Cenevre 2'de Kürtlerin pozisyonu neydi?
Suriye’de cihatçı örgütler ve rejim dışında etkin tek güç olan, cihatçılara karşı başarılar elde eden ve Rojava’yı kontrol eden Demokratik Birlik Partisi (PYD) öncülüğündeki Kürtler, Türk devletinin tarihsel Kürt düşmanlığı ve bölgesel planları dolayısıyla güttüğü düşmanlık neticesinde Cenevre 2’ye katılamadı.
Fakat KDP destekli ENKS, muhalefet sıralarında konferansa katıldı. Kürtlere dair hiçbir talebi tartışmayan, zaten Rojava sahasında da belirleyici bir gücü olmayan ENKS’nin konferansa Kürtlerin statüsüne karşıtlık güden ülkelerin desteklediği SUK’la birlikte katılması, yoğun bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Aynı ENKS, daha sonra da, 8 Aralık 2015’te yine Rojava güçlerinin dahil edilmediği, Türkiye-Katar-Suudi Arabistan ortaklığı belirleyiciliğinde geçen ve MSD’nin ilan edildiği Dêrik Konferansı‘yla aynı güne getirilen Riyad toplantısına katılmış; Ehrar El Şam gibi cihatçı örgütlerin meşrulaştırılması çabasına dahil olmuştu.
PYD Eşbaşkanı Salih Muslim, bu pozisyonu daha sonra şu sözlerle açıklamıştı: “ENKS birleşmiyor. ‘Ben de bir partiyim, benim de şu kadar üyem var’ diyor. Ama Suriye rejimi eliyle yaratılmış bir şey, bu nasıl birliğe gelecek? ENKS de bunlar gibi, öyle bir örgüt. Yer üstünde birkaç kişi var. İstanbul’da oturuyor, parasını, maaşını alıyor... Bilmiyorum gerçekten, buyrun siz bir çare bulun. ENKS’nin durumu budur. Birleşmememiz için yaratılmıştır. Ben ne dersem yok diyor, bununla nasıl politika yürüteceğim? Hatta son zamanlardaki en ilginç olay şudur: Şimdi düşün ki sen yıllardır Kürt dili için mücadele ediyorsun. Okullar açılıyor Kürtçe, sen niye karşı çıkıyorsun? Onlara bile karşı çıkıyor. Peki ben bununla nasıl birleşeceğim?”
Velhasıl Rojava, bütün taleplere rağmen, Cenevre 2 masasına dahil olamadı. ENKS’nin varlığının ise Kürtlere kattığı tek bir şey olmadı.
5- Cenevre 2’nin sahadaki karşılığı ne oldu?
Hiç. Bu soruya herkesin verdiği ortak cevap bu. Görüşmelerden Suriye’deki sorunların çözümüne dair hiçbir sonuç çıkmadı. Rejim, Cenevre I’deki “geçiş hükümeti” önerisi de dahil olmak üzere, “muhalefetin” yönetime dahil edileceği hiçbir öneriyi kabul etmedi. “Muhalefetin” ise bir bölümü geçiş hükümetini savunurken, bir bölümü ise “Esad gidecek” demeyi sürdürdü. Kürtlerin sözü ise konferansta hiç yoktu. Dolayısıyla “demokratik özerklik” önerisi de tartışmalar arasında değildi.
PYD, Cenevre 2I öncesinde de başarısızlığın “sahadaki halkları kapsayan model sahibi tek gücü” dışlama tavrı sürdükçe devam edeceğini belirtti. Keza şu anda Suriye’de, demokratik özerklik önerisi dışında tüm farklılıkların demokratik süreçlerle yönetime dahil olmasını öneren, önermekle de kalmayıp örneğini uygulamalı gösteren bir model bulunmuyor. Ortada bunun dışında yalnızca rejimin istibdadı ve cihatçı örgütlerin barbar kafa kesme eylemleri bulunuyor.
Cenevre 2 ardından, 26 Mayıs 2014’te gazetemize konuşan PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in sözleri de başarısızlığın nedenlerine dikkat çekiyordu: “Biz zaten herhangi bir umut bağlamamıştık. Halkımız da bir beklenti içerisinde değildi. Cenevre 1’de Kürtler yoktu. Kürtler tartışılmayacaktı. Cenevre 2’ye de bu anlamda katılmamızın bir anlamı yoktu. İleride benzer konferanslar gerçekleştirirlerse sanırım yine başarısız olacaklar. Suriye halkının gerçek temsilcileriyle görüşmedikleri sürece bir sonuca ulaşamayacaklar. Kürt meselesinin tartışılması gerekiyor. Yoksa çözüm beklenmesin.”
Bugün, Salih Muslim’in sözlerinin doğrulandığını gördüğümüz günleri yaşıyoruz.
6 - Cenevre 3’e nasıl gelindi?
Cenevre 3 öncesinde, önemli siyasal ve askeri gelişmeler yaşandı.
Kürtler açısından, Kobanê Zaferi ardından Girê Sipî’nin (Tel Abyad) de DAİŞ‘ten temizlenmesi, Hesekê Hamlesi, Fırat’ın batısındaki Tişrin Barajı ve ilçesinin DAİŞ‘ten temizlenmesi, çok önemli askeri gelişmelerdi. Bunun yanı sıra diplomatik ilişkiler de eskiye göre çok daha ileri bir seviyeye ulaşmış; Kürtler, gittikleri her yerde hem sahadaki etkileri hem de modelleriyle tartışmalara etkin biçimde dahil olmaya başlamıştı. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Avusturya Cumhurbaşkanı, Almanya Dışişleri Bakanı ve Rusya Dışişleri Bakanı’yla yaptığı görüşmeler de aynı kapsamda değerlendirilebilir.
Aynı dönemde, Türkiye’nin Suriye politikasının içine düştüğü bataklık daha da netleşmiş; “Türkiye tezleri” olarak ifade edilenlerin “yeni-Osmanlıcı” bir hasta zihnin gizli/açık ve başarısızlığa mahkum planlarından başka şey olmadığı iyice ortaya çıkmıştı. Rus uçağının vurulması ardından yaşananlar da Türkiye’nin bölgedeki kifayetsizliğini iyice ortaya koyuyordu. Öyle ki, uçağın düşürülmesi ardından Türkiye, artık Suriye hava sahasında tek bir uçuş dahi yapamaz hale getirilmişti.
Rojavalı Kürtlerin diplomatik temasları, konferansın hemen öncesinde meyve vermeye de başladı. Türkiye’nin yoğun çabalarına rağmen PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in de içinde olduğu heyet, Cenevre’ye davet edildi; Birleşmiş Milletler tarafından tutulan bir otelde kalmaya başladı. Bu sırada yapılan görüşmelerde PYD’nin davetine kesin gözüyle bakılıyordu. Hatta Rus haber ajansı Sputnik’le birlikte dünyanın sayılı haber ajansları da bu yönde haberler geçti.
Bu sırada Türkiye, PYD’nin katılması halinde toplantıyı boykot edeceğini ilan ediyor; PYD’yi ise dünyada başka hiçbir ülke ve kurum öyle tanımlamamasına rağmen “terör örgütü” olarak tanımlıyordu.
Türkiye’nin uluslararası güçlere, sırf Kürtler toplantıya katılamasın diye, ne tür tavizler ve vaatler verdiği henüz bilinmiyor; ancak PYD’nin ilk aşamada toplantıya katılmayacağı açıklandı. Bunun yerine yalnızca, PYD’nin de dahil olduğu Demokratik Suriye Meclisi’nin (MSD) Kürt olmayan üyeleri davet edilmişti. Fakat MSD de, PYD’nin davet edilmediği bir toplantıya katılmayacağını ilan etti.
7- Cenevre 3 sorunu çözecek mi?
Daha en başından, sorunun gerçek muhataplarını o veya bu hesapla dışlayan Cenevre 3’ün de öncelleri gibi çözücü ehliyete sahip olamayacağı, farklı çevrelerden birçok analizin temel iddiası.
Görüşmeler, daha başlamadan da akamete uğradı ve ertelendi. Sahada etkin olan ve bir modele sahip olan güçlerin açık bir süreçle dahil edilmediği barış görüşmelerinin başarısız olacağı da, böylelikle bir kez daha teyit edilmiş oldu.
MSD Eşbaşkanı İlham Ehmed, PYD’nin davet edilmediği haberini almaları ardından ANF’ye yaptığı açıklamada, “Çözüm projesi olmayan, kendi aralarında bile anlaşamayan ve bir bütünlük sağlayamamış, başka güçlerin etkisindeki bu güçlerle bir çözüm bulunamayacağı görülmeli. ” dedi.
Konferansla ilgili ilk bilgiler ise, Türkiye-Katar-Suudi Arabistan destekli “Riyad oluşumunun” da şartları kabul edilmediği için boykota gittiği yönünde. Bu oluşumda, Ehrar El Şam ve Ceyş-ul İslam (İslam Ordusu) gibi cihatçı çete örgütleriyle birlikte Türkiye himayesindeki Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ve Barzani güdümündeki Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi (ENKS) yer alıyor.
Mevcut durumu, KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, şöyle yorumluyor: “PYD katılsaydı Suriye barış görüşmelerinde büyük bir adım atılmış olacaktı. Cenevre görüşmeleri sonuç alıcı bir politik ve toplumsal temele oturacaktı. Meşruiyetini yitirmiş mevcut rejim ve toplumsal desteği olmayan bir muhalefetle bu tür görüşmeler yapmak IŞİD ve El Nusra gibi faşist çetelere güç vermekten başka bir anlama gelmeyecektir. PYD’yi dışlamak isteyenlerin amacı buydu; hazırlayanlar da bu tuzağa düşmüşlerdir.”
DİZİ-ARAŞTIRMA SERVİSİ