23 yıldır “Çocuklarımızın kemiklerini görmeden ölmek istemiyoruz” haykırışlarının yükseldiği Galatasaray Meydanı’nda çok sayıda anne çocuklarının kemiklerine kavuşmadan hayata veda etti, ancak çığlıkları 700. haftada sürüyor.
BAYRAM BALCI
Yağmurlarda ıslandılar… Karlar yağdı saçlarına… Güneşte kavruldu yüzleri. Ayazlarda daha çok sığındılar birbirlerine… Rüzgarlı havalarda çığlıkları kapladı semayı…
Soğuk oldu, sıcak oldu, mevsimler gelip geçti, vazgeçmediler aramaktan… Tam 700 haftadır vazgeçmediler hesap sormaktan...
Karanlıklara ses verdiler… Arş-ı ala duydu seslerini… Zalimler duymadı.
700 haftadır sadece üç talepte bulundular: kayıpların akıbetlerinin açıklanıp faillerinin yargılanması, TCK'nin 77. maddesine zorla kaybetme suçunun eklenmesi ve Birleşmiş Milletler Gözaltında Kayıplar Sözleşmesi'nin imzalanması.
Bu üç taleple 700 hafta önce 27 Mayıs 1995'te eylemlerine başladılar.
Geçen 700 hafta içinde çocuklar, büyüdü, genç oldu. Gençlerin alınlarına zaman yeni çizgiler ekledi, ağır ağır yaşlandılar.
Ama hiçbir zaman yılmadılar.
700 haftadır gözaltında kaybedilen yakınlarının, çocuklarının, babalarının, ablalarının, dedelerinin kemiklerini istemekten vaz geçmediler. Devletin kaybettiği yakınlarının akıbetinin açıklanmasını ve sorumlulardan hesap sorulmasını istediler.
Kimi zaman ağladılar, hüzün ve acı düğüm düğüm oldu boğazlarında. Ama hep vakur bir eda ile taleplerini dile getirdiler.
Ömrü yetmeyenler oldu
Kış günlerinde kar yağdı üzerlerine, bahar yağmurlarında ıslandılar. Hasta oldu bazıları, hastanelerde yattı, fakat bacaklarında bir direnç bulduklarında yeniden meydandaki yerlerini aldılar.
Her eylemlerinde yanlarında iki şey taşıdılar;devletin kaybettiği yakınlarının fotoğrafları ve karanfiller.
Berfo Kırbayır, Fatma Morsümbül, Zeynep Güney, Kiraz Şahin, Cevriye Altunbaş, Meryem Bulut, Fatime Taşkaya, Kesriye Demir, Makbule Babaoğlu, Ziyneti Türkoğlu, Fincan Bilgin, Koçeri Kurt ve daha niceleri... “Oğlumun kemiklerini görmeden ölmek istemiyorum” diyen bu anneler, istekleri yerine gelmeden, göçüp gittiler aramızdan.
[gallery ids="126702,126704,126705,126706,126707,126709,126710,126711,126712,126713,126714,126715"]Sessizlik bir ilke oldu
Cumartesi Anneleri'nin mücadelesi Türkiye'de gözaltında kayıpların arttığı 1995 yılında başladı. 21 Mart 1995 tarihinde İstanbul'da gözaltında kaybedilen Hasan Ocak'ın bulunması için ailesi ve İHD yöneticileri ve insan hakları savunucuları sürdürdükleri çaba ile Cumartesi Anneleri'nin mücadelesinin de tohumlarını attılar. Ocak ailesinin verdiği mücadele sonucu Hasan Ocak'ın işkence ile katledilmiş bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu. Hasan Ocak'ın cansız bedeninin bulunmasının ardından, düzenlenen basın toplantısında bir araya gelen 30 kadar kayıp yakını, kayıpların akıbetlerinin açıklaması ve sorumluların cezalandırılması için bir şeyler yapmaya karar verdi. Biri, "Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında oturalım" dedi. Başka birisi "her hafta sessizce" dedi.
Cumartesi Anneleri'nin eyleminde sessizlik bir ilke oldu. Eylemin nasıl olacağı da böylece netleşti. Her hafta Cumartesi günü saat 12:00'de Galatasaray meydanında yarım saat sessizce oturduktan sonra bir basın açıklaması yaparak, eyleme son vermeye başladılar.
700 hafta önce böyle başladı…
Cumartesi Anneleri'nin Türkiye tarihinin en uzun ve en hüzünlü, en öfkeli eylemi.
Baskı ve tehditler
Ama su uyur düşman uyumazdı.
Cumartesi Anneleri'nin direnişi daha bir ayını bile ilk doldurmadan, devlet güçlerinin saldırısına uğradı. Baskı ve tehditler her hafta artarak sürdü.
Darp edilerek gözaltına alınmaya başlandı. Polis saldırılarının şiddetinin artması nedeniyle Cumartesi Anneleri eylemlerine bir süre ara vermek zorunda kaldı.
Cumartesi Anneleri eylemlerine ara vermesine verdiler ama devletin beklediğinin aksine kayıpların bulunması talepleri sona ermedi, kayıplar unutulmadı. Çünkü, onlar, yakınları devlet tarafından kaybedilmiş, anneler, babalar, ablalar, abiler, kardeşler, çocuklar ve hatta torunlardı. Onlar devletin gözaltına kaybettiği insanların yakınlarıydı çünkü...
‘Beni bul anne’
Sinemacılar, Cumartesi Anneleri'nin eylemleriyle ilgili filmler, belgeseller çekti. Müzisyenler onların mücadelesi için şarkılar besteledi.
Ahmet Kaya, "Beni bul anne" dedi.
Sezen Aksu, "Ümidimi kaybedemezsiniz" diyerek Onların bitmeyen ümitlerini dile getirdi.
Bandista, "Benim Annem Cumartesi" diye seslendi sağır kulaklara.
Cumartesi Anneleri'nin şiire, müziğe, sinemaya daha pek çok sanat eserine yansıması, mücadelelerinin toplumun daha geçiş kesimlerine yayılmasını da sağladı. Kayıp yakınları için bestelenen şarkıların TV kanallarında yayınlanması ise devletin geri çekilmesine neden oldu. Polis saldırıları durdu.
Tacizler yıldırmadı
Fakat polis bu kez de kayıp yakınlarının eylemlerini sabote etmeye başladı. Emniyet Müdürlüğü "Kayıplar Otobüsü" diye bir tabir icat etti. Her Cumartesi günü, kayıp yakınlarının eylem yaptıkları yerin yakınına bu otobüsü park ederek, kayıp yakınlarını taciz etmeyi sürdürdü.
Devlet, gözaltında kayıp diye bir şey olmadığı, kayıpların örgütlere katıldığı, devletin kayıp aileleri ile işbirliği içinde olduğu iddialarını ortaya attı.
Polisin tacizlerine rağmen eylemlerinden vazgeçmediler. İstanbul'da Galatasaray Lisesi önünde devam eden eylem başka kentlere de yayıldı.
Amed'de, Cizre'de Şırnak'ta, Mardin'de ve Kürdistan'ın bir çok kentinde kayıp yakınları, her hafta Cumartesi günü gözaltıda kaybedilen yakınları için bir araya gelmeye başladı. Eylemle de her hafta gözaltına kaybedilen bir kişinin akıbeti ile bilgeler paylaşıldı. Ve bu eylemin bir geleneği haline geldi.
Devlet her zaman faşist
700 haftadır eylemlerini sürdüren Kayıp Yakınlarına "terörist" diyen başbakanlar da oldu. Onlarla görüşmek zorunda kalan da başbakan, içişleri bakanları… Hatta AKP Genel Başkanı Recep Erdoğan, başkanlığı döneminde devletin gözaltında insanları kaybettiğini kabul etmek zorunda kaldı. Kayıp yakınlarına, kayıpların akıbetlerinin açıklanacağı sözünü verdi.
Soruşturmalar açıldı, komisyonlar kuruldu ancak faşist devlet geleneği sürdürüldü.
AKP iktidarı, kendisinin açtırdığı soruşturma dosyalarını teker teker kapattı, açılan davalarda faillerin aklanmasını sağladı. Kurulan komisyonlar dağıtıldı.
Devlet her zamanki faşist karakterine bu kez açık bir şekilde geri döndü. Yine insanları kaçırmaya, gözaltında kaybetmeye başladı.
Sorumluların yakasından ellerini çekmiyorlar
Ancak devletin yüzündeki maskesini çıkarması, kayıp yakınlarının eylemlerinin daha güçlü olarak sahiplenilmesine neden oldu. Bugün kayıp yakınları başta Galatasaray Meydanı olmak üzere Amed'de de eylemlerini sürdürüyor.
Aynı taleplerle, aynı saatte devam ettirdikleri eylemleriyle devletin kaybettiği yakınlarının unutulmasına izin vermiyorlar. Kayıpların sorumlularının yakasından ellerini çekmiyorlar.