Rauf KARAKOÇAN DAİŞ çeteleri 3 Ağustos 2014 tarihinde Şengal’a saldırmasıyla dünya yeni bir vahşete uyanıyordu. Çok önceden hazırlanmış ve alt zemini oluşturulmuş olan DAİŞ denilen cihatçı çeteler Irak’ta ve Suriye’de alt yapısını ve toplumsal tabanını önemli oranda oluşturduktan sonra tarih sahnesine çıktığı bilinmektedir. Suriye yapılanmasıyla birleşerek DAİŞ adını alan bu çete gurubunun amacı Levant’ta (Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan’ı kapsayan coğrafya) İslam devletinin kurulması olarak şekillendi. DAİŞ’i oluşturan faktörler çok çeşitlidir. Suudi devletinin oluşumundan günümüze kadar devam eden uzun bir hikayesi vardır. Êzîdî fermanı çok kanlı bir şekilde insanlık dışı yöntemlerle gerçekleştikten sonra DAİŞ çetelerinin barbarlığı daha fazla belirgin hale geldi. Şengal’deki sivil savunmasız bir avuç Êzîdî topluluğun hedef alınmasının ardındaki siyasi hesapların açığa çıkarılması gerekir. Birleşmiş Milletler tarafından soykırım olarak kabul görmüş, yine ABD ve AB tarafından soykırımı kabul etmiş kararlara rağmen neden herhangi bir pratik girişimde bulunulmuyor? Fermanın ardından 5 yıl geçmesine rağmen uluslararası güçlerden bölgesel güçlere kadar bu soykırımın nedenleri üzerinde durma gereği duyulmuyor. Siyasi çıkarlara, kirli emellere, bir takım basit hesaplara kurban edilmesinin nedenlerini ve sahiplerini açığa çıkarmak, teşhir etmek ve hesap sormak gerekiyor. Yaşanan trajedilerin, büyük acıların hesabı mutlaka sorulması gerekir. Bu fermanın planlayıcıları ve uygulayıcıları, göz yumanları, sesiz kalanları, sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin bu fermanda sorumluluk sahibi olduklarını bilmelidirler. Yaşanan insanlık dışı suça ortaktırlar. DAİŞ çetelerinin saldırıları Şengal Êzîdîlerine ulaştığında bunun önü alınabilinirdi. Bu soykırıma engel olmanın imkanları vardır. Şengal’ı savunma görevi üslenen KDP, hiçbir girişimde bulunmadan Şengal’i terk etmesi bu soykırıma zemin sunmuştur. Bu soykırımın gerçekleşmesinde ihmalkarlık gibi bir suçtan ziyade KDP’nin bu soykırım planında yer almasıdır. Sadece KDP değil Türk devletiyle ortaklaşarak gerçekleştirilmiş ve uygulanmış bir plan söz konusudur. Aslında DAİŞ’in çıkışını kendileri için bir fırsata dönüştürmenin, ortaya çıkan avantajlardan yararlanmanın hesapları yapılmıştır. Hesap oldukça basittir. KDP Şengal’i savunmasız bırakarak Şengal Dağı gibi stratejik konumu olan bu coğrafyanın DAİŞ’in hakimiyetine girmesini sağlamaktır. DAİŞ bu alanda hakimiyet kurduktan sonra ardından da Rojava’yı arkadan çevreleyen bir saldırıyla Rojava Devrimini boğmanın hesapları yapılmıştır. Bu hesap hem KDP ve hem de Türk devletinin çıkarları için son derece uygun bir planlamadır. ‘Kazın geleceği yerden tavuk esirgenmez’ misali Rojava Devrimin yenilgisi her iki güç açısından stratejik öneme sahiptir. Kısaca Şenga işgali ve DAİŞ hakimiyeti Rojava için çok ciddi bir tehdit oluşturması bekleniliyordu. Êzîdîleri bu plana kurban ederek soykırımın gerçekleşmesine yol açtılar. TC ve KDP ortaklığı Êzîdî kanı üzerinden gerçekleşen bir ortaklıktır. Günümüze kadar da devam etmektedir. KDP, Türk devletinin Güneyi işgal etmesine davetiye çıkaran ve her türlü desteği sunarak ulusal ihanet rolünü keyifle yerine getiren bir güç olmuştur. Kendi topraklarını, egemenlik alanlarını Kürt düşmanına peşkeş çeken KDP Êzîdîleri satmaması için hiçbir neden yoktur. KDP Rojava Kürtleriyle komşu olmaktan ziyade DAİŞ ile komşu olmayı tercih etmesi Kürt özgürlük mücadelesine duyduğu düşmanlığın bir boyutudur. Bu düşmanlığı zaten açıktan yapabildikçe yapmaya çalıştı. Rojava ile arasına hendek kazmaktan tutalım birçok fiziki engel yarattı. Yaralı geçişlerinden tutalım insani yaşam malzemelerinin geçişine kadar her konuda engel oluşturmuştur. Benzer pratik uygulamalar TC’nin işine de çok uygun düşmektedir. Türk devleti DAİŞ’e olan ideolojik yakınlık ve karşılıklı işbirliği DAİŞ’in çıkışından beri vardır. Musul konsolosluğunun tüm uyarılara rağmen boşaltmaması karşılıklı anlaşmalı bir dalaşma ile sonradan geri alınması basit uydurulmuş hikayelerden oluştuğunu akılda tutmak gerekir. Günümüze kadar DAİŞ ile karlı ortaklığa devam edilmektedir. Fermanın soykırım olarak kabul edilmesi kendi başına bir anlam ifade etmemektedir. Türkiye, KDP ve DAİŞ bağlantılarını ve Şengal üzerindeki pazarlıklarını, güç birliği yapmaları deşifre edilmediği müddetçe 73. Ferman aydınlatılamaz. Uluslararası bir mahkeme kurulamıyorsa ve yargılama gerçekleşmiyorsa bu iş sadece DAİŞ ile sınırlı olmadığıdır. TC ve KDP Êzîdî soykırımının failleri olduğu için uluslararası güçler tarafından karşılarına almak istemediklerinden dolayı mahkeme kurulamıyor yargılama yapılamıyor. Êzîdî halkımız soykırım düşmanlarını iyi tanımalı ve bunlardan mutlaka hesap sormalıdır. Yargı önüne çıkarılıp cezalandırılasının mücadelesini sürekli yükseltmelidir.