Sokağa çıkma yasağının halen Abdülkadirpaşa, Fırat, Dicle, Yenişehir, Kışla ve Zeynelabidin mahallelerinde tam zamanlı, diğer mahallelerde ise gece 23:00 ile sabah 05:00 arasında sürdüğü Nusaybin’de, bir taraftan devletin yıkım ve talanı sürerken diğer taraftan halk yaralarını sarmaya çalışıyor.


Binlerce ağaç kökten sökülmüş

Ablukanın 134 gün sürdüğü Nusaybin’de yasağın kısmen kaldırılmasıyla birlikte Türk devletinin yaptığı talan ve yıkım gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. YPS direnişi karşısında bir varlık gösteremeyen Türk devleti, hıncını direnişin olmadığı alanlardaki park, bahçe ve kütüphanelerden alıyor. Konu hakkında konuştuğumuz Nusaybin Belediyesi Eşbaşkanı Sara Kaya şunları dile getiriyor: “Nusaybin’i iki parçaya ayırarak Rojava’ya kadar bir yılanı andırırcasına süzülen Çağ Çağ Deresi yatağının kenarında, 24 dönüm üzerine tam 19 yıl önce kurulan Musa Anter Parkı yakılıp yok edilmiş durumda. Parkın olduğu yer, Türk devletinin varlığını temsil eden ve etrafı beton bloklarla kaplı Hükümet Konağı’nın yüz metre aşağısı. Dolayısıyla bu civarda kesinlikle herhangi bir çatışma yaşanmadı. Ancak Musa Anter Parkı’nda bulunan en küçüğü 15 yaşında 8 bin civarında ağaç büyük bir kinle yakılmış ya da sökülmüş durumda. Küçük bir ormanı andıran yemyeşil alandan eser bırakmamışlar. Orayı bilmeyen biri şu an gelip baksa sanır ki burası 20 yıldır tek bir su damlasının dahi değmediği bir çöl.”


Kadın emeğini de yıktılar

Çatışmaların olmadığı alanlarda yapılan yapılan tahribatın bununla sınırlı olmadığı belirten Kaya, şehir merkezindeki Barış ve Demokrasi Parkı’nın da ‘yağmalandığını’ anlatıyor. Parkın içindeki kadın kooperatifi de yağmadan payını almış. Kaya, devam ediyor: “Kadın kooperatifi tarafından yapılan ve içinde binlerce kitabın olduğu kütüphaneyi dağıtmış, kitapları yırtmış ve camlar da dahil olmak üzere içindeki eşyaları kırmışlar. Yine burası da hiçbir çatışmanın yaşanmadığı hatta yakınlarında tek bir silahın dahi ateş almadığı bir alandır.” 

Sınırın sıfır noktasında olan ve nasibini asker ve polisin talanından alan başka bir park da Kader Ortakkaya adına yapılan park. Eşbaşkan, burada ise duvarların yıkıldığını söylüyor.


YPS gitti ama savaş sürüyor!

Etrafını tellerle çevirdikleri Abdülkadirpaşa, Fırat, Dicle, Yenişehir, Kışla ve Zeynelabidin mahallelerinde yıkımın halen sürdüğünü söyleyen Eşbaşkan Kaya, “Amaçları mahalleleri tamamen yıkmak” diyor ve ekliyor: “Çünkü hiç zarar görmeyen iki, üç katlı evleri dahi yıkıyorlar. Ancak ev sahipleri evlerinin yıkılmasına karşı. Kendi çabalarıyla evlerini onarmak istediklerini dile getiriyorlar. Bunun için Emniyet’e gidip yıkımın durdurulması için başvuruda bulunuyorlar ancak yetkililer hiç kimseyi ciddiye almıyor.”


Kimse Nusaybin’den vazgeçmiyor

Nusaybin’in altı mahallesiyle birlikte çarşı merkezi de halen tellerle sarılı. Evleri gasp edilmiş ve halen yıkılan halk, kalacak yer bulmakta zorluk çekiyor ama ilçeyi terk etmemekte de ısrar ediyor. Eşbaşkanın anlatımına göre binlerce insan, ya çadırlarda ya da akrabalarının yanında kalıyor.

İlçede yasak ve yıkım devam ederken yeni eğitim-öğretim yılı da yaklaşıyor. Nusaybinlilerin çocuklarını memleketlerinde okula göndermek istediğini belirten Kaya, devam ediyor: “Yakın köylere yerleşenlerin bir kısmı halen geri dönebilmiş değil. Onlar da bir an önce geri gelmek istiyor. Oysa mahallelerde elektrik sistemi bile yok. Bir an önce onarmaları için yetkililere gerekli başvuruları yapıyoruz. Mahallelerdeki su sorununun çözülmesi için de Büyükşehir Belediyesi çalışmalarını yürütüyor.”


3 bin aile, ‘kardeşini’ bekliyor

Kardeş Aile Kampanyası, öz yönetim direnişlerine yönelik devlet vahşetinin doğurduğu zararları karşılamakta önemli işlev gördü. Nusaybin, halen bu dayanışmaya ihtiyaç duyuyor. Eşbaşkan Kaya da, bu kapsamda çağrıda bulunuyor.

Kaya, Avrupa’daki Kürtlere ve dostlarına, şöyle sesleniyor: “Rica ediyoruz, lütfen Kardeş Aile Kampanyası‘na destek versinler. Burada kardeşleriniz çok zor durumda. Hiçbir şey yapamıyorsanız, sigara içiyorsanız sigaraya verdiğiniz parayı buradaki bir aileye gönderebilirsiniz. Her aile, bir kardeş aile edinsin. Şu anda en az 3 bin aile, acilen kardeş aileye ihtiyaç duymaktadır. Zor durumda olan 6 bin ailemiz var. Biz burada yaptığımız çalışmalara ses olmanızı istiyoruz. Çünkü kış geliyor. Nusaybin’den göç etmek zorunda kalan insanlar sadece birkaç battaniye, biraz giyecek elbise alabilmişti yanlarına. Evlerinden bir kaşık dahi alamadan göç etmek zorunda kalmışlardı. Şu anda o evlerin çoğu yerle bir edilmiş durumda. Kalanlar da  yıkılıyor. Evlerdeki her şey molozların altında kaldı. Bu yüzden ısrarla söylüyorum: Kim elinden ne geliyorsa Nusaybin için seferber etsin. Bu kampanya hem maddi hem de büyük bir felaket yaşayan halkımızın manevi duygularına güç katıyor, yalnız olmadıklarının farkına varıyorlar.”


‘Herkesi Nusaybin’e çağırıyorum’

Kaya, Nusaybin’deki durumun sözlerle anlatılamayacağını söylüyor ve herkesi ‘gelip görmeye’ davet ediyor. Eşbaşkanın anlatımına göre durum öyle ki, İngiltere’den Nusaybin’i ziyaret etmek için gelen bir aile, daha önce kardeş aile edinmesine rağmen, gördüklerinden o kadar etkilenmiş ki, iki aileyle de Nusaybin’de kardeş olmuş.



Okulların 13’ü yıkıldı, 6’sı karakol yapıldı

2016-2017 eğitim öğretim yılı, 19 Eylül’de başlıyor. Başlıyor ama... Nusaybin’deki çocukların çoğunun ne okulu ne sırası var. Mardin Eğitim-Sen Şube Başkanı Hamdullah Yıldırım, eğitim-öğretim yılının başlangıcına günler kala, kentteki okulların durumunu anlattı.

Çatışmaların yoğunlaştığı mahallerdeki kimi okulların yakılıp yıkıldığını kimilerinin de karakol yapıldığını belirten Mardin Yıldırım, devam ediyor: “Çatışmaların olduğu mahalleler yaklaşık 40-50 bin kişinin yaşadığı mahalleler. Bu mahallelerin tamamı yakılıp yıkılmış. Mevcut durumda oralardaki okulların tümü hemen hemen yıkılmış. Bizim raporlaştırdığımız 13 okul yakılmış durumda. Ayrıca bu mahallelerin içinde ve yakınında, Emniyet’in, askeriyenin üs olarak kullanmak için karakol haline getirdiği 6 okul var. Dolayısıyla Nusaybin’de eğitim adına bir şey kaldığını söylemek mümkün değil. Ayrıca diğer mahallelerden de çevre şehirlere yoğun bir göç yaşandı. Yani Nusaybin’deki eğitim devam eder mi etmez mi bilinmiyor. Bunun için ne tür çalışmalar yapılacağına dair de herhangi bir şey de söylenmiyor.” 

İlçedeki 1.800 öğretmenin son bir yılda okula gidemedikleri için farklı kentlerde görevlendirildiğine de dikkat çeken Yıldırım, “Bazılarının farklı yerlere tayinleri çıktı. Kalan az sayıda öğretmen de yerli öğretmen. Bu öğretmenlerin şu anki koşullar itibarıyla okullara gidip ders verme imkanı yok. Karakol haline dönüştürülen okulların nasıl eski haline döndürüleceği, nerede eğitimin yapılacağına dair net bir bilgi yok. Milli Eğitim ile yaptığımız görüşmelerde de buna dair net bir veri alamıyoruz” diye anlatıyor durumu.


Öğretmenlere sistematik baskı

Ayrıca çoğu öğretmenin haklarında yürütülen adli soruşturmaların kıskacında bulunduğuna dikkat çeken Eğitim-Sen Şube Başkanı Yıldırım, “Somut olarak konuşmak gerekirse şunları söyleyebilirim” dedi ve ekledi:

* Çoğunluğu Nusaybin ilçesinde görev yapan Mardin Şubemize bağlı 3 bin üyemiz haklarında açılan davalarla boğuşuyor.

*  Benim de içinde olduğum 15 arkadaşımız farklı illere sürgün edildi. Gerekçe ise örgüt propagandası yapmak, Cumhurbaşkanı’na hakaret etmek.

* Nusaybin ve Cizre’de eğitim haklarından mahrum bırakılan öğrenciler için yaptığımız bir açlık grevi vardı ve bu grevde oralardaki öğrencilerimizin yaşam haklarının, eğitim haklarının gasp edildiğine dair bir açıklamamız olmuştu. Yaptığımız bu barışçıl eylemden dolayı hakkımda bir buçuk yıl hapis cezası verildi.

*  Bir arkadaşımız memuriyetten men edildi. 

*  Nusaybinli 39 öğretmen arkadaşımızın sürgün edilme durumları oldu. Bakanlık nezdinde yaptığımız itirazımızla şimdilik bunu engelledik. Fakat yarın öbür gün bu tür baskılar yine önümüze çıkacaktır.

*  Yine Nusaybin, Midyat ve Mardin merkezdeki birçok arkadaşımız 10 gün boyunca gözaltında tutuldu. 


‘Telafi eğitim’ yalandan ibaret

Yaşananların Nusaybin halkını etkilediğini belirten Yıldırım, ekledi: “Nusaybin’de yaklaşık 35 bin ilköğretim öğrencisi bulunuyor. Bunların 8 bini TEOG öğrencisi bu 8 bin öğrenciden 400’ü Mardin merkezde 400’ü de Midyat ilçesinde telafi eğitim programına alındı. Bu programlar 10-15 günlük hızlandırılmış eğitimden oluşmaktaydı. Düşünün ki 8 bin öğrenciden 800’üne 10-15 gün içinde aylarca verilmesi gereken dersler veriyorsunuz. Durum böyleyken biz telafi eğitimi verdik diyorlar. Yani siz düşünün artık, yaptıkları telafi eğitimin ne kadar sağlıklı olduğunu. Gelinen noktada yürüttükleri çalışmaların sadece günü kurtarmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Hükümet sırf, ‘İşte biz kimseyi eğitim hakkından mahrum bırakmadık’ diyebilmek için ve kamuoyunda oluşan tepkinin önüne geçmek için yaptı bu çalışmayı.”


30 AİLE ŞEHİDİNİ ARIYOR

 ‘Evladımı bir başına bırakmam’


Nusaybin’de abluka, birçok yeni karakolun inşasını da beraberinde getirdi. Karakola dönüştürülen yapılar arasında okullar, meteoroloji binası ve eski devlet hastanesi de bulunuyor. Nusaybin HDP İlçe Eşbaşkanı Ferhat Kut’un aktarımına göre, karakol ya da ‘karargâh’ olarak kullanılan yerler şunlar: 

* Fırat Mahallesi’nde bulunan Bülent Pekdemir İlköğretim Okului çatışmalar sırasında asker ve polisler tarafından karargâh olarak kullanıldı, tahrip edildi.

* Yenişehir Mahallesi’nde bulunan Meteoroloji Müdürlüğü binası da çatışmalar sırasında karakol olarak kullanıldı. Şu anda ise karargâha çevriliyor. Burayı resmi olarak askeriye yapacaklar.

*  Newroz Bulvarı’nda bulunan ve Nusaybin’in en büyük lisesi olan Atatürk Lisesi, çatışmalar sırasında asker ve polisin el koyduğu başka bir okul. Şu anda boşaltılmış fakat burada da çok büyük tahribat yapılmış.

* Abdulkadirpaşa Mahallesi’nde bulunan eski Devlet Hastanesi’ne çatışmaların başlamasından bir süre sonra polisler tarafından el konuldu ve karargâh olarak kullanıldı. Şu an ise resmi olarak polis karakoluna dönüştürülüyor. 

* Yine Abdulkadirpaşa Mahallesi’ndeki Fatih Sultan İlköğretim Okulu, asker ve polisler tarafından kullanıldı. Şu an boşaltılmış olsa da kullanılamaz halde.

* Ayrıca Yenişehir Mahallesi’nde bulunan Misak-ı Milli İlköğretim Okulu, Çağ Çağ Caddesi üzerinde bulunan Merkez İlköğretim Okulu ile Emire Gözü Lisesi, yasak zamanında devlet güçlerince kullanılmış. Bu okullar yasağın halen sürdüğü ve kimsenin gitmesine izin verilmeyen mahallelerde olduğu için ne kadar zarar gördükleri bilinmiyor.


‘Çocuğumu bulacağım’

Eşbaşkan Kut, Nusaybin’de cenazelere bile tahammül edilmeyen bir insanlık trajedisinin yaşandığını da anlatıyor. “Aylardır bu yıkıntılar arasında çocuklarının cenazesinin çıkmasını bekleyen 30 aile var” diyen Kut, devam ediyor: “Her ne kadar cenazelerin nerede olduğunu bilmesek de gidip her yıkılan evin altına bakmak istediğimizi buradaki yetkililere defalarca söyledik. Fakat her seferinde engellendik. Aileler çocuklarını acısını yaşayamıyor. Geçen gün bir anne şunu söylüyordu: ‘Yüreğim evladımın şehadetine yanmıyor. Benim acım, cenazesinin öylece oralarda kalmasınadır. Çocuğumu ne pahasına olursa olsun bulacağım. Ben evladımı öyle oralarda bir başına bırakmam.’”


Elektrik firması borç yolluyor

Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin tüm Nusaybinlilerin bir yıllık su borcunu sildiğini aktaran Eşbaşkan Kut, “Nusaybin’de elektrik çalışmalarını yürüten firma TEDAŞ ise eski adresleri baz alıp ailelere yüklü miktarda faturalar yolluyor ya da TEDAŞ sisteminde aboneleri borçlandırıyor. İnsanlar zor durumdayken fırsatçılık yapılıyor. Bu konu hakkında kaymakamlığa başvurduk fakat herhangi bir sonuç alamadık” diyor. 


Kürdistan’la dayanışmaya geldik


Kürdistan’da yaşanan devlet saldırıları ardından Kürt halkı toparlanmaya çalışırken birçok yerden de dayanışmacı gruplar şehirleri ziyaret ederek yardımlarda bulunuyor. 

Mayıs ayından beridir Ankara’da yürütülen ‘Savaş ve Şiddete Karşı Kadınlar Bir Arada’ kampanyası dahilinde Nusaybin’e gelen 4 kadından biri, Ankaralı Sevinç Koçak. Bir sosyalist kadın olarak Nusaybin ile dayanışmak için geldiğini söylüyor ve ekliyor: “Kampanyamız süresince savaş ve şiddet ortamında kadının sözünü yükseltmek ve Kürdistan’daki kadınlar ile Ankara’daki kadınlar arasında bir kardeşlik köprüsü kurmak için burada bulunuyoruz. Ankara’da çeşitli forumlar, film gösterimleri yaptık. Şimdi de çalışmalarımızı ete kemiğe büründürme adına Kürdistan’a geldik.”

Nusaybin’de ‘devlet şiddetine rağmen direnci kırılmamış insanlarla’ karşılaştıklarını anlatan Koçak, bir gözlemini şöyle paylaşıyor: “Dün taziye evine gittik. 12 yaşındaki bir kız çocuğu dışarıda gördüğü bir cismi eline alıyor. Cisim bomba çıkıyor ve çocuğun elinde patlayarak yaşamını yitirmesine neden oluyor. Taziyede anne, bir taraftan ağıt yakarken diğer taraftan ‘Ben bir Kürt kadınıyım, kendi topraklarımdayım ve biz burada yaşamak istiyoruz. Yaşamamıza izin vermiyorlar ama biz buradayız ve her şeye rağmen de burada yaşamaya devam ediyoruz’ diyordu. Bu aslında şu demekti: Dün olduğu gibi bugün de çocuklarımızı öldürüyorlar ama bu bizi özgürce yaşama isteğimizden vazgeçiremeyecek.” 


ARGEŞ KAYA/HABER MERKEZİ