Kürt kadınları geliştirdikleri özgürlük devrimine layık bir 8 Mart kutladılar. Kürdistan’ın dört parçasında ve yurtdışında, bulundukları her yerde büyük bir coşku ve heyecan içinde meydanları doldurdular. Kadın örgütlülüğünün temsilcileri olan KJB ve PAJK, yaptıkları açıklamalarla kadın eylemliliğini yönlendirip 2012 yılı 8 Mart’ının önemini ortaya koydular. Tüm bunlarla Kürt ulusal-demokratik devrimine öncülük ettikleri gibi, küresel düzeyde kadın özgürlük devriminin öncülerinden olduklarını da herkese gösterdiler.
Mart başından bu yana Kürt toplumunun nabzı 8 Mart kutlamalarında attı. Birçok çevre 2012 yılında Kürt toplumunun tutumunun ne olacağını 8 Mart kutlamalarının göstereceğini belirtiyordu. Nitekim Kürt kadınının meydanları dolduran özgürlük eylemi, öne sürdüğü somut talepler ve gösterdiği coşku ve öfke Kürt toplumunun tutumunu netçe ortaya koydu.
Kürt kadını her alanda gerçekleştirdiği 8 Mart eylemlerinde çok somut bir biçimde “Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük” hedefinde odaklandı. “Öcalan’a Özgürlük, Soykırıma Son” sloganı her yerde taşındı. Belliki Kürt kadını kendi özgürlüğünü, Kürdistan’ın ve Kürt toplumunun özgürlüğünü Önder Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünde gördü. Bunun gerçekleşebilmesi için de faşist AKP hükümetinin yürüttüğü sömürgeci soykırım rejiminin yıkılması gerektiğini açıkça ifade etti.
Kürt kadınlarının 8 Mart özgürlük eylemliliği dört koldan yürüyen Kürt Barış Anneleri’nin bir haftalık Roboskî ziyaretiyle doruğa ulaştı. Halen sürmekte olan bu anlamlı ziyaret, Roboskî’de gerçek başbakan kendisiymiş gibi konuşan Emine Erdoğan’ın Roboskî gezisinin izlerini silip adeta çöp sepetine attı. Emine hanımın Roboskî gezisine bakarak umutlanan ve onun üzerinden siyaset yapabileceğini sanan Tayyip Erdoğan ise, Kürt kadınının meydanları dolduran özgürlük çığlığıyla karşılaşınca yine kendisini tutamayıp kuyruklu yalanlar sıralamaya devam etti.
Belliki Kürt kadın devrimi en çok AKP iktidarını zorluyor ve korkutuyor. Bu temelde netçe görülüyor ki, tüm Türkiye’de olduğu gibi Kürtlerde de erkek egemenliğini ve gericiliğini AKP iktidarı koruyor ve temsil ediyor. Kürt kadınının gerçek özgürlük eyleminin bu durumu açığa çıkarması, AKP’nin “Nezaket sahibi” görünerek erkek egemenliğini sinsice sürdüren maskesini düşürüp çirkin ve gerici yüzünü, katliamcı ve soykırımcı gerçeğini açığa çıkarması, tüm AKP yöneticilerini ve özellikle de Tayyip Erdoğan’ı adeta deli ediyor.
İşte sözde kadınların 8 Mart’ını kutlamaya çalışırken Tayyip Erdoğan’ın PKK’ye ve Kürt kadınına hayasızca saldırması bundan ileri geliyor. Bilmem PKK beş kadın gerillayı infaz etmişmiş! Bilmem Kürt kadınlarının derdi özgürlük değilmiş! Bilmem Kürt kadın örgütleri aslında birer terör örgütüymüş! Tayyip Erdoğan başbakan olduğunu adeta unutarak, işte bu tür deli zırvalarını ileri sürüyor. Bu tür zırvalarla kafaları karıştırabileceğini ve gerçekleri tersyüz edebileceğini sanıyor.
Halbuki kimin neyi katlettiği ortada. Her gün ortalama on kadının katledildiği sistemi yöneten, günlük yaşamın kadınların yüzde doksan beşine zehir edildiği bir tecavüz sisteminin sahibi olan, Kürt kadınına doğurduğu çocuğu kendi diliyle eğitme fırsatını bile vermeyen, yüzlerce kadın gerillayı katleden, yüzlerce özgür kadın militanını zindanlara dolduran AKP, bir de kalkmış “PKK’nin kadınları katlettiği”nden söz ediyor! Böylece kendi gerçek yüzünü, kadın ve Kürt düşmanı gerçeğini maskelemek istiyor.
Halbuki artık herkes AKP’nin gerçek yüzünü görebiliyor. Kendi yaptığını başkasına maletmeye çalışmak boşuna. Çünkü, artık kimse AKP yalanına ve demagojisine aldanmıyor. AKP kendi yağdanlıklarıyla baş başa kalmış durumda. Onların da ampulünün sönme vakti gittikçe yaklaşıyor. Bu nedenledir ki Tayyip Erdoğan ve AKP yöneticileri sonderece öfkeli ve gergin. Kendilerini bu duruma getirenlere karşı açık bir intikam savaşı yürütüyorlar.
Bu nedenle AKP gerçeğini iyi tanımak gerekiyor. AKP’yi sadece CHP döneminin ezdiği bir güç olarak görmek kesinlikle yetersizdir. Bilelimki CHP’den önceki yönetimin, padişahlık sisteminin günümüze kadar uzanan gerçeğidir. Bu nedenle siyasal İslam olarak, devlet İslamı olarak yüzlerce yıllık iktidar geleneğini ve gücünü temsil ediyorlar. Diğer yandan cumhuriyet döneminde ağırlıklı olarak iktidardan dışlanmaları ve muhalefette kalmaları AKP’yi oluşturan güçleri son derece saldırgan ve açgözlü hale getirmiş bulunuyor. Bunlara bir de dış güçlere bağımlılığı, ABD’nin Ortadoğu politikalarının taşeronu haline gelmişliği, yani ABD gücüne dayanmayı eklemek lazım.
İşte AKP’yi bu kadar saldırgan kılan ve intikam politikası izlemeye yönelten gerçekler bunlardır. İktidar açgözlülüğü AKP’yi saldırgan yaparken, dayandığı tarihsel iktidar mirası ve küresel kapitalist sistem ona saldırı gücü vermektedir. Her ne kadar Tayyip Erdoğan “İntikam politikası izlemeyeceğiz ve herkesin yaşam tarzına saygılıyız” dese de, bal gibi intikam politikası izlemektedir. Zaten bu da AKP tarzıdır. Yaptığını ya inkâr etmekte ya da başkasına yüklemeye çalışmaktadır.
AKP’nin Kürtlere yönelik saldırısını işte bu temelde ele almak gerekiyor. AKP intikamcılığı şimdi tamamen Kürtlere yönelmiş bulunuyor. Çünkü Kürtlere saldırmak kolaydır, güç ve dayanakları zayıftır. Dolayısıyla ucuz bir kahramanlık elde edilebilir. Diğer yandan, günümüzde AKP iktidarını tehdit eden Kürt özgürlük direnişidir. Ordu ve yargı bürokrasisi, CHP ve MHP, büyük sermaye ve basın gibi temel güç odaklarının hepsi bir bir dize getirilmiştir. Tayyip Erdoğan’ın “Okyanusları aşmayı başardık” deyimi bunu ifade etmektedir. “Göldemi boğulacağız” demesi de, Kürt engelinemi takılacağız anlamına gelmektedir.
İktidarı tümden ele geçirmesi önünde adeta tek engel konumunda kalan Kürt özgürlük hareketini ezmek ve tasfiye etmek için de tüm gücüyle saldırmaktadır. Halka ve demokratik siyasete bu kadar pervasız saldırması, cezaevlerini adeta toplama kampına çevirmesi bunun içindir. Kürt kadınına yönelik bu kadar saldırgan davranmasının amacı budur. Gerillaya karşı her türlü yasak silahla saldırısı bunu ifade etmektedir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a saldırısı ise tüm bunların bileşkesi olmaktadır. Ortada tam bir intikamcı saldırı vardır. Adeta her şeyin intikamını Kürtlerden almak istemektedir. KCK yöneticilerinin başına ödül koyacak kadar çılgın ve gözü kara hale gelmiştir.
Ama AKP bilmeli ki, bu kadar intikamcı saldırı kendi karşıtını da geliştirebilir. Kürtlerin de intikam alma, devrimci intikamı geliştirme gücü vardır. Bölgesel durum da bunun için pek elverişsiz değildir. Eğer şimdiye kadar Kürtler böyle bir intikam eylemine yönelmedilerse, bu güçlerinin olmadığından değil, Kürt Halk Önderi’nin yürüttüğü demokratik çözüm çizgisine bağlı olmalarından kaynaklıdır. Fakat giderek sabrın sonuna gelinmekte, bıçak kemiğe dayanmaktadır. 8 Mart eylemlerinde Kürt kadınının ortaya koyduğu öfke bunu açıkça göstermektedir.
Şimdi 8 Mart eylemliliğinden Newroz direnişine doğru yürünmektedir. Kürt halkı, 8 Mart’ta kadınların başlattığı özgürlük direnişini Newroz’da zirveye taşıyacaktır. Kürt kadını özgürlükçü tutumunu ortaya koymuştur, şimdi sıra Kürt halkında ve gençliğindedir. Kürt halkı ve gençliğide tüm zamanların en büyük Newrozunu geliştirerek özgür yaşam kararlılığını bir kez daha net bir biçimde ortaya koyacaktır. Bu temelde özgürlük mücadelesi yürüten tüm kadınların 8 Mart’ını ve Kürt halkının Newroz bayramını kutluyoruz!..