İlk Kurşundan Toplumsal Devrime - 4

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zeki Şengali, 15 Ağustos Atılımı’nın Avrupa’daki Kürt halkı üzerinde büyük bir devrimsel etki yarattığını, kendisine yabancılaşan Kürt artık kimliğine sahip çıkmaya başladını dile getirdi. Şengali, “15 Ağustos Atılımı büyük coşku yarattı ve bu coşkuyla Kürtler büyük bir örgütlülük ortaya çıkardılar” dedi. 15 Ağustos Atılımı gerçekleştiğinde Avrupa’da bulunan Zeki Şengali’yle o günleri konuştuk. 


Genelde Kürtler özelde ise Avrupa’daki Kürtler açısında 15 Ağustos Atılımı’nı tanımlayacak olursanız neler söyleyeceksiniz?

15 Ağustos’u Kürdün yüzyıldır karartılmış dünyasını aydınlığa kavuşturmanın ilk adımı olarak ele almak yanlış olmayacaktır. Kürdün bir daha ölmemecesine başkaldıran bilinçli, örgütlü, planlı ve cesaretli yaşam eylemidir. Varım, dünyada herkes gibi yaşamaya hakkım var diyen, kimliğimle, kültürümle yaşamak istiyorum diyen bir halkın; kapitalist emperyalizmin, sömürgeciliğin ve onların Kürdistan’daki uzantıları işbirlikçilerine bilinçli bir başkaldırıdır 15 Ağustos Atılımı.
Bu anlamlı ve kararlı devrimci hamle bütün Kürt halkını çok derinden etkilemiştir. Tabi Avrupa’da yaşayan Kürtleri de oldukça etkilemiş, dönüştürmüş ve özgür yaşam konusunda kararlı kılmıştır.

Avrupa’daki Kürtler o dönemde daha çok hangi örgütlerde yer alıyorlardı? PKK nasıl oldu da Avrupa’daki Kürtler arasında bu kadar sempati topladı?

Bildiğiniz gibi 12 Eylül faşist cuntasının Türkiye’de iktidara el koymasıyla birlikte binlerce Kürt tutuklanıp işkenceden geçirilmişti. Ağır işkenceler sonucu yüzlercesi yaşamını yitirdi. Birçoğu ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Ülkeyi terk edenlerin büyük çoğunluğu Avrupa’ya göçmek zorunda kaldı. Yine Kürdistan’da tutunamayıp Türkiye metropollerine göç etmek zorunda kalanlar oldu. Avrupa’ya kaçmak zorunda kalanlardan kimileri Türk kimileri de çeşitli Kürt örgütleri içerisinde yer aldılar.
Ancak PKK’nin gerçekleştirilen 2.Kongresi’nde yapılan çözümlemeler kongre sonuçlarının Avrupa’ya taşırılması gerçekleşti. Bu halkta büyük özgürlük umudu yarattı. Cunta her ne kadar halkı korkutmaya sindirmeye çalışmışsa da PKK’nin birinci konferansı ardından ikinci kongresi gerçekleşmişti yine cezaevlerinde büyük direniş yaşanmıştı. İşte bu halkta büyük bir umut yaratmış ve bir araya toparlanmalarını sağlamıştı.

Sözünü ettiğiniz kongre sonuçlarının aktarılması ve zindan direnişleri Avrupa’da yaşayan Kürtlerin mücadele ivmesinde nasıl bir etki yarattı?
15 Ağustos Avrupa’da yaşayan Kürtlerin mücadele azminde büyük bir etki yarattı. Halka ruh verdi adeta. Bu ruhla etkinliklere, yürüyüşlere, mitinglere katılımda sayı ikiye üçe katlandı. Örneğin Köln’de yapılan 15 Ağustos Atılımı’nı selamlama yürüyüşüne tahmin edilenin çok çok üstünde bir kitle katıldı. Aslında halkın bu büyük sahiplenişi bizde oluşan alışkanlıkları da kırdı. Bizde halka dair yanılgılarımızı açık bir şekilde bu katılımlarla görebildik.

Atılım haberi ilk yayıldığında hem siz hem de bulunduğunuz alanda nasıl bir hava oluştu?

Eruh ve Şemdinli’de gerçekleşen eylemlerle başlayan 15 Ağustos Atılımı’nın haberi yayılınca Kürtler tam bir bayram havasını yaşadılar. Haber aldığım geceyi hatırlıyorum. Sevinç ve neşeden yatmadık, halaylar çekiyorduk. Kürtler bulundukları alanlarda sevinçten sokaklara dökülüyordu. Birçok aile kurban kesti. İlerleyen günlerde örgüte çok yoğun para yardımı yapıldı. Birçok yerde eğitim ve propaganda komiteleri oluştu. Diğer Kürt örgütlerine o zamana kadar sempati duyan birçok kişi PKK’ye sempati duymaya başladı. Bu durum diğer örgütleri hayal kırıklığına uğrattı. Burada yaşayan Kürt halkı “artık benimde bir ordum, savaşan halk gücüm, HRK var” diyordu. İşte bu Kürde büyük bir mücadele cesareti verdi. O güne dek tek tük olan derneklere birçok alanda dernekler eklendi. Halk bu derneklerde bir araya gelmeye örgütlenmeye başladı. Mücadeleye katılmak için binlerce Kürt katılım önerisinde bulundu. Birçok insan mücadeleye daha fazla katılmak için birbirleriyle adeta yarış halindeydi.
İnsanlar bir araya geliyor, durmadan çalışıyor, ekonomik olarak biriktirdiklerini örgüte aktarmaya çalışıyordu. Bireysel düşünme yerine toplu düşünmeye, bireysel yaşama yerine toplumsal yaşamayı tercih etmeye başlamışlardı. Değişim ve dönüşüm inanılmaz düzeyde hızlı yaşanıyordu. Kürtler artık kendine inanıyor, güveniyor, kendi sorunlarını kendisi çözmeye çalışıyor ve bu durum gittikçe gelişiyordu.

Halkın bu durumu karşısında devletlerin ya da diğer örgütlerin tepkisi nasıldı?

15 Ağustos Atılımı’nın etkisi Avrupa’da çok güçlü hissedildi. Bunun Kürtler üzerindeki kırmak isteyen güçler de az değildi tabi. Saldırılar bazı devletlerden, hatta çeşitli Kürt ve Türk örgütler tarafından gelişiyordu. Bazı Kürt ve Türk örgütleri bir araya gelerek PKK’ye sempati duyan, PKK’yi destekleyen kitleye saldırıyorlardı. Kendi rahatsızlıklarını sokağa taşırıyorlardı. Ancak tüm bu saldırılar Kürtlerin PKK etrafında bir araya gelmelerine engel teşkil edemiyordu. Gerillanın Kürdistan’da faşist Türk devletine ve işbirlikçilerine dönük eylemleri geliştikçe halkın PKK’ye desteği daha çok artıyordu. 

Bu Atılım Kürtlerde nasıl bir iç sorgulamaya yol açtı?

Kuşkusuz bütün Kürtlerde büyük bir sorgulama ortaya çıktı. Yeni ve özgür yaşama mı adım atacağım, onda mı tercih kılacağım yoksa eski köle olarak mı yaşayacağım, bağımsız mı yaşayacağım yoksa eskiden sömürgeciliğin emrinde mi yaşayacağım sorgusu çok güçlü yapılıyordu. Aslında düğüm orada çözülüyordu. Kürtler artık toplumsal varlıklarıyla yaşamakta karar kılıyorlardı.

Biraz daha açar mısınız, 15 Ağustos’un verili yaşam algısına, zihniyete etkisi nasıl oldu?

15 Ağustos eylemi Kürde kimlik kazandırdı ve bundan en fazlada Avrupa’da ki Kürtler etkilendi. Kürtler Avrupa’nın resmi kurumlarında da olsa kendilerini Arap, Fars ya da Türk diye tanımlıyorlardı. Kendi kimliği yoktu veya yok sayılmıştı ve o da istemese de bir şekilde bunu kabul etmişti. Kendi kimliğine sahip çıkamıyordu çünkü. Ama bu durum öyle bir hale gelmişti ki kendinden kaçıyor ve utanıyordu. Beden sahibidir ancak adı yok, kimliği yoktu. Belki de Avrupa da yaşayan yabancılar arasında en fazla kendisine yabancılaşmış olan Kürtlerdi. Türkün, Arabın ve Farsın despot politikaları ve yaklaşımı yetmediği gibi batı kapitalizmine neredeyse teslim olmuştu. “Kötünün iyisini” kabul etmişti. Kısacası kendisini değil başkasını yaşıyordu. Bir anlamda elini atıp tutacak sağlam bir dalda yoktu. Büyük bir yabancılaşma yaşıyordu. Bir Kürde etnik kimliği sorulduğunda çok rahatça Kürt olmadığını söylüyordu.
 15 Ağustos 84 Atılımı tüm bunlara dur demenin adımı oldu. İlk kez bu şekilde kendisini koruyan ulusal bir güce sahip oldu. Eruh ve Şemdinli’de patlayan ilk kurşunla Kürtlerde büyük bir heyecan yaşandı, yaşadığı güvensizlik yerini büyük bir güvene bıraktı. Avrupa da yaşayan birçok Kürt duyduğu bu heyecandan ve sevinçten ağlıyordu. Çünkü hayalini kurduğu şey gerçekleşmişti. O zamana kadar propaganda için oluşmuş komiteler halkın yoğun ilgisi karşısında örgütleneme ihtiyaçlarına cevap veremez duruma gelmişti. Kitle potansiyeli gittikçe büyüyor, taleplerde çoğalıyordu. “Gövde genişliyor ancak gövdenin üzerindeki baş küçük kalıyordu” bu biçimde komiteler gereğince durumu yönetemiyor ve yönlendiremiyordu. 15 Ağustos sonrası kitlenin genişlemesiyle birlikte örgüt de tarz ve yöntem değiştirmek istedi. O zamana kadar küçük olan birimler geniş halk topluluğuna ulaşmak için halk komiteleri kuruyordu. Her tarafta dernekler kuruldu, kadın çalışmaları, gençlik ve kültür faaliyetleri çocuk faaliyetleri komiteler biçiminde gelişiyordu. Kürtler kendileri için diplomasi faaliyetleri yapar duruma geldiler.

Sonraki yıllarda ERNK’nin kurulmasıyla birlikte örgütlülük nasıl bir dönüşüm yaşadı?

O zamana kadar yürütülen dar faaliyetler sınırlı bir kesime hitap etme yerine kendisini geniş kitlelere ulaştırmanın, daha büyük örgütlülüğe dönüştürmenin zorluluğunu yaşıyordu. 21 Mart 1985’te ERNK’nin kurulması bu dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek en etkileyici silah oldu. HRK’nin Kürdistan’da geliştirdiği eylemlilik halka büyük moral ve güç vermişti.
Örneğin ERNK’nin kuruluşundan bir süre sonra Avrupa’da yapılan etkinlikler artık salonlara sığmıyordu. Örgütü maddi anlamda besleyecek araç-gereçler yaratılıyordu. Bütün Kürt aileler gönüllü şekilde sistemli maddi yardımda bulunmaya çalışıyorlardı. Yapılan gece ve mitinglerde sahnenin üzerine çıkarak halkın karşısında örgüte katılma kararı ve sözünü veren onlarca genç oluyordu. Yani her yönüyle bir devrimci yarış başlamıştı. Bu Kürtler için yeni bir şeydi, yeni bir yaşam, yeni bir duygu ve güvendi. Tarihin üzerlerinde oluşturduğu ağırlığı tek tek atıyorlardı.
Bütün bu gelişmelere rağmen 1980’ler örgütün en zor şartlarda geçirdiği yılları oldu. Avrupa’da yaşayan halkımız örgütü bağrına bastı, güven verdi, güven aldı. Her yönüyle destek vermeye çalıştı. Tüm bunları yaparken 15 Ağustos devrimci hamlesine ve onun mimarı Reber APO’ya başkomutan Mahsum Korkmaz arkadaşa ve bu uğurda canını feda eden binlerce şehit yoldaşa karşı kendini borçlu görüyordu.
Gerek Kürdistan’da gerekse de diaspora da yaşayan Kürtler bugün yaşamsal örgütlenmelerini yaratmışlarsa, legal platformlarda iradelerini oluşturmuşlarsa 15 Ağustos tüm bu gelişmelerin mayası olmuştur. Dört parça Kürdistan’da Kürdün bilinçlendirilmesinde, kendi kurumlarını oluşturmasında birçok alanda gerillanın hakimiyetini ve denetimini sağlamada, gücü zulme baskıya ve her tür haksızlığa karşı direnişin harcı durumuna getirmesinin temelinde 15 Ağustos Atılımı yatıyor. 15 Ağustos ülkeye dönüşü sağladı, halk kendi iradesine sahip çıkmaya başladı. Başta M. Rauf Akbay, Bınevş Agal(Berivan) Hüseyin Çelebi, Hüseyin Gündar, Abdullah Sevgat ve daha ismini sayamadığım binlerce halk kahramanı 15 Ağustos’un inancıyla abideleştiler. Ve onların sayesinde bugünlere geldik. Bu şekilde 29.yılına geldiğimizde bu ruh Kürdistan toplumu için kök saldı ve bu şekilde bugün Kürtler özgürlüğe daha güçlü yürüyorlar. Bu temelde bir kez daha bu mücadele de yaşamını ortaya koyan tüm yoldaşlarımı saygıyla anıyorum.

YARIN:
* Avrupa’dan ve Kürdistan’tan 15 Ağustos’un tanıkları anlatmaya devam ediyor. 


 HALİT ERMİŞ




An olur her şey değişir!

28 yıl aradan sonra o ilk anı hatırlamak, yarattığı etkileri görmek insana yeniden heyecan veriyor. İnsan bir anda birçok şeyi birden yaşayabiliyor ve o an yeni bir başlangıca da vesile olabiliyor. Bu başlangıç ne kadar doğru anlaşılırsa, onun üzerinde gelişecek inşa süreci de o kadar gelişkin olur. O günü ya da anı anlamayanın bugünü de anlaması çok zordur.
O anı Avrupa’da yaşayanlardan bir olarak, tam 28 yıl aradan sonra yeniden hatırlamak ve tarif etmeye çalışmak bile bir yürek kıpırtısına yol açıyor. Bu arada, o anın öncesinde yaşanan gelişmeleri de iyi anlamlandırabilmek gerekir. 80‘li yılların başında Özgürlük Hareketi geri çekilmiş, faşist darbe ile önder kadroların çoğu tutuklanmış ve halen anlatılması zor işkence uygulamalarına karşı insanlık onuru için yoğun bir direniş sergilenmişti. Hareket, İkinci Kongresi sonrası ülkeye dönüş kararı almıştı. Ancak, hem içinden hem de dışardan Hareket’in kendisini toparlama çalışmalarına karşı adete ağız birliği etmişcesine yönelmeler oldu. Bu durum, Kürtlerin Avrupa’da daha yeni filizlenen örgütlenme çalışmalarını da zorlaştırmıştı.
Kitlelerin henüz örgütlü olmadığı bu süreçte Almanya’da yapılandırabildiğimiz sayılı kurumumuzla gelişmelere cevap olmak zorundaydık. 1984 yılı başlarında tam bir tecrit yaşıyorduk. Bu süreçte, örneğin Rüsselsheim kentine girmemiz bile sorun oluyordu. Gittiğimiz birçok aile bizi içeri almıyordu. Diğer hareketlerde yaşanan tasfiye olayları halk üzerinde olumsuz etki bırakmıştı. Ülkeye dönüş, birçokları için neredeyse inanılması güç bir olay durumundaydı. İnancını koruyabilen bir avuç insan bu süreci göğüslemeye çalışıyordu. Ancak bu kesimlerde bile Hareket’in başarısı konusunda bazen kafa karışıklığı yaşanabiliyordu.

Baskını BBC’den öğrendik
İşte Avrupa’da halkımızda böylesi bir psikolojinin yaşandığı o günlerde, Münster kentinde bir toplantı halindeyken, akşam BBC radyosunun Türkçe haberlerini dinliyorduk. O günkü haber bülteni, isimlerini ilk kez duyduğumuz Eruh ve Şemdinli ilçelerine, Kürt gerillaların baskın haberi ile başladı. Artık spikerin ne dediği o kadar önemli değildi. Ama biz, onun bile coştuğunu düşünüyorduk. Şehitlerin anılarına bağlılık gereği ülkeye dönüş gerçekleşmişti. Artık haberi dinlemekten ziyade, yaşananları gözlerimizin önünde canlandırmaya çalışıyorduk. Gerillaların ilçeye nasıl girdikleri, cami hoparlörlerinde HRK’nin kuruluşunun nasıl ilan edildiği ve artık hiç bir kuvvetin gerillaları buradan söküp atamayacağı ve en önemlisi de, söylenen sözlerin arkasında nasıl durulduğu gözlerimin önünde canlandı.
Öyle düşünmek gerekiyor ki, herkesin umudunu yitirdiği ve giderek bu umutsuzluğun beni de sarmaya başladığı bir anda, imkansız denilen şey gerçekleşmişti.
Yaşananlar, adeta geçmişin bir muhasebesi gibi gözlerimin önünde birer birer canlandı... Tabi ki artık bu yaşananlardan sonra gelecek üzerine yoğunlaşmak oldukça önemli bir hale gelmişti. Halkımızın geleceği de gözlerimizin önünde canlanmaya, şekillenmeye başlıyordu. O akşam kimsenin gözlerine uyku girmedi. Duygularımız o kadar yükselmiş ve kendimize olan güvenimiz o kadar artmıştı ki, yakın çevremizde olup biteni görecek durumda değildik. Yaşanan gelişmenin bize yüklediği sorumlulukları da hesaplayacak durumda değildik.

Selam vermeyenler de artık değişmişti...
Toplantıdan sonra bölgeye geldiğimizde, şaşırtıcı bir durumla daha karşıladık. Bizi evine almayan, hatta o ana kadar düşmanlık derecesinde karşı tavır sergileyen birçok kişi dernekte bir araya gelmişti. Yanlarına yaklaşamadığımız, evlerine bizi kabul etmeyen o insanları dernekte karşımda görmek, beni de hayrete düşürmüştü. İşte orada anladık ki, halk gerçeklere, kendisi için mücadele edenlere var gücüyle sahipleniyordu. Kendi kendisini önder görenlerin ise, çığırtkanlıkları sağda solda duyuluyordu; ama boşunaydı...
O güne kadar onların peşlerinde giden halk, birden bire Hareket’in saflarına kaymıştı. Artık etkileyebilecekleri bir kitle ellerinde kalmayınca, Hareket’i kirminalize etmenin çabasına giriştiler. Ama artık Kürdistan gerillaları dağların doruklarındaydı ve bu hem halk hem de Hareket’in çalışanlarına müthiş bir güç ve moral veriyordu. Avrupa çalışmalarının dönüm noktası da 15 Ağustos 1984 tarihidir. Biz Avrupa’daki çalışanlar, Hareket’in yurtdışında dışarıya açılan nefes boruları gibiydik. Ancak Hareket’in ana gövdesi ülke topraklarındaydı. Ülkedeki Hareket, bir ana gibi bizi sürekli besledi ve halen de beslemeye devam ediyor. Elbette o an’a kolay ulaşılmadı ve tarihimizde bir ilk gerçekleşmişti.

‘Evde olmayan sensin herhalde’
Onun yarattığı heyecan ve güçle Avrupa sahasında daha fazla örgütlenme için harekete geçildi. O tarihten itibaren Almanya’daki dernek ve kurumlarımızın sayısı gittikçe arttı. Bu gelişmelerden birçok Kürt aydını da etkilendi. Dönemin kitle gazetesi Berwxedan’da yazmak için yoğun talepler gelişti. Kitlesellikte bir patlama durumu yaşandı. Bunların tümü yeterince kucaklanmazsa da, halkın talepleri yerine getirilmeye çalışıldı...
Halkta yaşanan değişimi anlayabilmek için, o günlere ilişkin şu anımı da anlatayım. O tarihten kısa bir süre önce, bir arkadaş vasıtasıyla bir yurtseveri ziyarete gitmiştik. Kapıyı açan eşine, kendisini tanıyan birinden adresi alıp geldiğimizi belirtik. Oturma odasındaki yurtseverimiz, eşine, “kimler geldi” diye sordu. Eşi, “Apocular” deyince; odadan, “söyle onlara, ben evde yokum” sesi geldi. Biz, cevabı duymamazlıktan gelerek, “kusura bakmayın” deyip evden ayrıldık. 15 Ağustos Atılımı’ndan sonra Frankfurt Derneği’ne uğradığımda, evine gittiğimiz kadın, yanında bir erkek ile oturuyordu. Kadınla selamlaştıktan sonra dönüp kendisine, “evde olmayan yurtseverimiz sensin herhalde” deyince, adam mahcup bir bakışla bize baktı ve sanki bakışıyla, “böyle olacağını nereden bilebilirdim” der gibiydi. Gerçi haklıydı da; çünkü böyle bir anı yaşayacağımıza ve böylesi gelişmelerin ortaya çıkacağına biz bile inanmıyorduk.
Hayatı durduran, değiştiren ve geleceğe yön veren, tüm karanlıkları bir darbeyle dağıtan o an’ı yani 15 Ağustos’u selamlamak ve gereklerini yerine getirmek, hangi konumda olursak olalım, 15 Ağustos’un yaratıcılarına ve ona yön veren Önderlik etrafında olmak, bizim için bir insanlık borcudur. 15 Ağustos, Kürt halkının, başkalaşıma uğratılan ve kendisi olmaktan çıkarılan tüm insanlığa da armağanıdır...

MAHMUT SEVEN