
2011 yılı içerisinde KJB bileşenlerinin kongre ve konferansları oldu. Bunların kadın örgütlenmesinde yarattığı düzey nedir?
2011 yılına Önderliğimizin özgürlüğüne kenetlenerek ulusal direnişi başarıyla sonuçlandırma perpektifiyle başladık. Bunu tüm mücadele alanlarında örgütlenmeye, yeterli planlamaya, kadrosal öncülüğe, sosyal yapılanmaya, ağlarını geliştirmeye dönük mücadelemizin temel alanlarını kapsayan ayrı ayrı konferans ve kongreleri yılın başından itibaren gerçekleştirdik. Bu bizim için ciddi bir hazırlık demekti. Kışın yaptığımız meşru savunma güçleri olarak yapılan YJA-Star konferansında devrimci halk savaşı taktikleri ve bunda kadın gerilla birliklerinin öncülük rolü ve katılım, üstlenme, mevzilenme planlaması, düzenlemesi yapıldı. Ardından kadın hareketinin ideolojik öncü partisi PAJK 8. Kongresini geniş bir katılımla yaptı. Kapitalist modernite güçlerinin ideolojik saldırıları, kadın özgürlük mücadelesinde geldiğimiz aşama, aydınlanma, entelektüel görevlerimiz ve öncü militan duruşlarımızı ele aldık. Önderliğimizin esaret koşullarına son verilmesi kadının özgürlüğünün Önderliğin özgürlüğü olarak bir kez daha sözleşmemizi yineledik. Toplumdaki kadınların karşı karşıya olduğu ideolojik kuşatma, siyasi saldırı, baskılar, sosyal sorunlar, erkek egemenlikli sistemin cinsiyetçi politikaları, kadına yöneltilmiş şiddet, düşürücü, yozlaştırıcı politikalar, gelenekten kaynaklı gerilikler vb birçok konuyu özgür kadın birlikleri- Yekitiya Jine Azad konfrensında bilinçlenme-örgütlenme-harekete geçme kapmasında netleştirdik. Kadının çatı örgütü olan KJB kurultayını gerçekleştirerek kadının meşru savunma, ideolojik mücadele, toplumsal örgütlenme düzeyini ortaya çıkan gelişmeleri ve mevcut yetersizlikleri özeleştirel-eleştirel değerlendirerek kapsamlı yıllık bir planlamaya kavuşturduk. Burada önemli bir husus da tüm kadınların kapitalist modernite güçlerine, ulus-devletin yok edici şiddetine karşı kadınların mücadele birliği, ittifak politikaları, dayanışma düzeyi ele alındı. Kuşkusuz yıl boyunca yıllık planlama kapsamında yoğun bir mücadele ve emek verildi. Her örgütlenen, bilinçlenen kadınlar her yerde önemli çalışmalar yürüttü. Kadın Kırımına Hayır kampanyası toplumsal cinsiyetçi kültüre iradi bir siyasi-ideolojik tavırdı. Kapitalizmin kendisi, ulus-devletin kendisi tecavüz kültürünü yaygınlaştıran, özgürlük karşıtı, kadın karşıtı bir saldırı sistemidir. Bu vahşi sisteme karşı her yerde kadın demokratik örgütlenmelerini geliştirmeli, sistem dışı eğitim-bilinçlenme kurumlaşmalarına gitmeli, savunmasını erkeğin ve öldürücü zihniyete sahip erkek zihniyetinin ve onun kurumsallaşmış cismi olan devletin insafına bırakmadan öz savunma tedbirlerini almalıdır. Yoksullaşmaya, işsizliğe karşı ve aynı zamanda değersizleştirilen kadın emeğinin hak ettiği değere kavuşması, alternatif ekonomik üretim modellerinin faaliyete geçmesi, kadın düşüncesinin, iradesinin, dilinin siyasete yön vermesi, toplumsal sorunların çözümünde özne olarak varlığını ortaya koyması için siyasi mücadele araçlarını çoğaltmalıdır.
Kürdistan’ın dört parçasında ve yurtdışında Kürt kadın hareketi, yıl boyunca kadının toplumsal rolünün gereklerini yerine getirmesi için engelleyici tüm saldırılara karşı eylem hattını genişletmeye çalıştı. Kuşkusuz istenildiği gibi hedefe ulaşmadı. Ancak önemli olan şu, kadın mücadelesi geliştikçe, güçlendikçe bir o kadar da devletin polisiye, siyasal, hukuki, sosyal, ekonomik, kültürel alanda şiddeti yükseldi ve buna karşı Kürt kadınları başta olmak üzere kadınlar geri adım atmadı.
Bu yıl içerisinde ‘KCK’ adı altında yapılan operasyonlarda kadınlar da yoğun bir şekilde tutuklandı. Bu operasyonları aynı zamanda kadın örgütlülüğüne dönük bir saldırı olarak değerlendiriyor musunuz? Bunun kadın mücadelesine etkisini değerlendirir misiniz?
Faşist AKP Hükümeti, tasfiye konseptini kararlaştırmış planlanmış bir biçimde hayata geçirdi. Bunun için toplumsal mücadelede öncülük rolü olan dinamik, örgütlü kesime yöneldi. Kürt Kadın Hareketi 70 yaşının üstündeki analardan tutalım, genç kızları, ev kadınlarını, emekçileri, işçileri, işsizleri, öğrencileri, çeşitli meslek sahiplerini kısacası toplumun her kesimini kapsamaktadır. Bu devrimci demokratik güç geriletilmeden Kürt halkının toplumsal mücadelesi geriletilemeyeceği bilindiğinden kadın hareketine dönük sistematik bir terör uygulandı. Sayıları binlere varan siyasetçi, sendikacı, avukat, öğrenci, kadın aktivisti, dernek, meclis çalışanı, üyesi yani örgütlü her kadını hedeflediler. Bununla alanı boşaltarak kendi politikalarına yol aldırmak istediler. Kadın özgürlüğünü türbana indirgeyen bunun üzerinden neredeyse toplumu iki kampa bölen AKP Hükümeti temel haklar ve özgürlük konusunda yani örgütlenme, düşünce ifade etme ve eylem hakkına, siyaset yapma hakkına KCK adı altında saldırdı. Bilinçlenen kadından, Kürt kadının özgür iradesinden korktuğu için kadını polis şiddetiyle, hukuk terörüyle susturmaya, kendine göre ehlileştirmeyi amaçladı. Ancak kadınlar susmayacağız diyerek alanlarda özgürlük yürüyüşlerini sürdürdüler.
Kadın Hareketi daha fazla toplumsal güç olarak özellikle bu baskıcı ve şiddet yüklü ortamda etkinliğini daha örgütlü süreklileştirmelidir. Bu zulüm ancak başkaldırıyla sonlanabilir. Hayatımıza, geleceğimize, onurumuza, kimliğimize, dilimize, mücadele kazanımlarımıza yöneltilmiş sistemli faşist saldırılardan güçlü hesap sormanın zamanıdır. Kadını nesneleştiren, karılaştıran, üzerinde her türlü hoyratlığı, çirkefliği reva gören, sahte namus anlayışıyla erkeğin vahşet kafesine ölünceye kadar haspseden, zamanı geldiğinde bir sebeple öldüren, ölümleri, katliamları, kadın vahşetini, cinayetini meşrulaştıran, normalleştiren, özel savaş politikası olarak fuhuşu, tecavüzü yaygınlaştıran devletten kopma, boşanma zamanıdır. Devletin özel ve genel mülkü haline gelen kadınlar gerçek anlamda ideolojik, siyasi, sosyal boşanmayı gerçekleştirmediği sürece özgür olamayacaktır. Erkeğin esiri, devletin esiri ve kurbanlık koyun gibi fiziki-siyasi ölümünü bekler durumdan çıkmak için kadınların radikal bir red hareketine ihtiyaç vardır. Kadınların kadınlardan başkasına ihtiyacı yoktur. Özgürlük mücadelesinin başarısı için kendisine yetebilecek güçtedir.
2011 boyunca yürütülen Kadın Kırımına Hayır kampanyası istenilen sonuçlara ulaştı mı?
Şimdi Kadın Kırımına Hayır! Kampanyasına karşı erkek aklı 3 çocuk projesi politikasıyla çıktı. Her gün işlenen cinayetlerle Türkiye korku filmlerini aratmayacak vahim durumları sıradan olaylar olarak yaşarken kadını sadece soy sürdürme makinesi olarak gören Erdoğan yıl boyunca 3 çocuk projesini gündemleştirdi. Sözde cinayetleri durdurmak için harekete geçen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Meclis’te 3 çocuk projesine teorik kılıflar bulmaya çalışması utanç vericiydi. Erkek aklıyla kadın sorununa çözüm bulunmasını beklemek olsa olsa bakanın hayal mahsulüdür. Bu ülkede doğanların yaşama sorunu var, insanca doğuştan getirdiği haklar temelinde yaşam sorunu var. Her gün sokakta, evde, iş yerinde, dağda, mitingde, cezaevlerinde kadınlar, insanlar, gençler ölmektedir. Bunu durdurmak için harekete geçmek yerine üç çocuk için harekete geçmek bilinçli bir saptırmadır. Bu zihniyetten elbette çözüm beklemek kadınlar için kendini aldatmak olacaktır. O nedenle doğrusu kadınların mitinglerde attığı şu sloganı pek anlayamıyorum. Devletten güvence, koruma isteyen talepler kendi celladından yardım istemeye benzer. Bir N.Ç davası, İzmir’deki Karabağlar Karakolu’nda kadının yaşadığı polis şiddeti, korucuların, özel timlerin, askerleri, bürokratların Kürdistan’da kadına yönelik tecavüz olaylarının hangisini devlet cezalandırdı. Kadın sorunu ne Türkiye’de ne de diğer bölge devletlerinde demokratikleşmenin merkezine alınmadı. Çokça demokratikleşmeden söz eden egemen güçler, yeni iktidarcı yapıların el değiştirmesini savunmaktalar. Halklara ve topluma karşı büyük bir yalan ve aldatma politikalarıyla kadının, halkların özgürlük isyanı kapitalist çıkarlar uğruna siyasi materyal olarak kullanılmaktadır. Erkek egemen hegamonik iktidarla zihniyet ve kurumsal olarak mücadele etmek gerekir. İşte yıl boyunca sürdürülen kampanya bu ideolojik hegamonik kalıpları bilince çıkarma anlamında önemli eğitsel faaliyetlerle birlikte, eylemler sürdürüldü. Bu kampanya hem Kürt toplumunda, hem devletçi toplumda önemli sorgulamalar sağlatmıştır. Kadınların ortak mücadele hattını güçlendirmiştir. Erkek gerçeğini ve biçimlendirdiği iktidarcı geleneği, kültürünü sorgulatmıştır. Kadın mücadelesi veren tüm kadın örgütlerinin ortak sesle yürümelerini sağlamış, hiçbir kadının yalnız olmadığı, her şeyden önce yaşama kast eden düzenin değişmesi için kadınların mücadeleye cesaret etmeleri gerektiği inancını, güvenini geliştirmiştir. Mevcut yasal düzenin kendisi kadın yaşamını ve haklarını güvence altına almadığı gibi aleyhinedir. Yasalar cinsiyetçidir, taraflıdır, dışlayıcıdır. Bu nedenle kadınlar kendi özgür-demokratik toplumsal yasalarını yapmaları için güçlü irade ortaya koymaları gerekmektedir. 2011 yılı kadın açısından devletin siyasal şiddetine, geleneksel toplumun sosyal şiddetine, askeri ve hukuki şiddetine en fazla maruz kalınan bir yıl oldu. Kadın katliamında, cinayetlerinde artış, sosyal ağların parçalanması, ahlaki çöküntünün yarattığı kaos toplumu çöküş noktasına getirmiştir.
2011 yılı için AKP’nin kadına yönelik politikasını değerlendirir misiniz? Buna bağlı olarak yıl içerisinde Gülen cemaatinin kadını kullanarak geliştirdiği karşı saldırı konusunda ne düşünüyorsunuz?
Özellikle özel savaş politikaları kapsamında Önderliğimizin kadın özgürlük projesine saldırı geliştirildi. Özgür kadınla yaşamın estetik kazanacağını, toplumun demokratikleşmesinin ve özgürleşmesinin ancak kadınla mümkün olabileceğini savunan bunun için yaşamını ortaya koyan Önderliğimiz, Fethullah Gülen’in yandaş medya organları ve kirli kalemleri tarafından bu yıl da hedef haline getirildi. Çirkef, düzmece yalanlar yer yer basında kara propaganda olarak yer aldı. Örneğin Amed eyaletinde yer altı sığınağında jeneratör gazından zehirlenerek şehit düşen kadın arkadaşlarımız, Türk basını tarafından ‘iç infaz’ olarak verildi. Bunun yanı sıra kadın gerillaların infaz edildiği yönündeki çeşitli yalan haberler masa başı hazırlandı, Özgürlük Hareketi’ndeki biz kadınların baskı gördüğüne dair iftiralar yer aldı. Bir taraftan da kadın gerilla birliklerinin imhasına dönük askeri operasyonlar, kimyasal silahlar kullanıldı ve örgütlü kadını hedefleyen siyasi soykırım operasyonları yürütüldü ve halen devam ediyor.
Diktatör, faşist AKP Hükümeti, kadınla savaş halindedir. Kürt kadının ulaştığı değişim düzeyinden, politik bilincinden, iradeleşmesinden, siyasal değişim gücü olmasından korkmaktadır. Ve bu yüzden zehirli diliyle şehit analarına, barış analarına, kadın vekillere, siyasi temsilcilere, kadın belediye başkanlarına, meclis üyelerine saldırmaktadır. Gerilla cenazelerine sahip çıkan kendi evlatlarına sahip çıkan Kürt analarını, kadınlarını taş kalplilikle suçlayacak kadar kadın değerlerine, yüreğine pervasızca saldırmıştır. Siyaset malzemesi olarak yeri geldiğinde anaların göz aşının dinmesinden söz ederken, inkar, imha ve asimilasyon politikalarını sürdürmek için ‘kadında olsa çocuk da olsa vurun’ emrini de açıktan veren Erdoğan örneği kadınlar için devletin, iktidarın zihniyetini anlamaya yeterli bir veridir. En fazla AKP döneminde kadınlar sokak ortasında infaz edilmiştir, siyasal gösterilerde linç edilmişlerdir, hayatını kaybetmiştir. Hatta seçim sonuçlarını kutlamak için sokağa çıkan kadınlar, analar en sert biçimde darp edilmişlerdir. Cesur kadın gazeteciler hedef haline getirilmiştir. Yani bu sisteme baş kaldıran, AKP diktatörlüğünü eleştiren, örgütlenen, eyleme geçen, susmayan, geri adım atmayan tüm cesur, yürekli, iradeli, onurlu kadınlar ve örgütlenmeleri hedeflenmiştir. Bu saldırılar topyekün savaş kapsamında yürütülmektedir.
2011’da kadın mücadelesinin, Kürt sorununun barışçıl çözümü için bulunduğu katkıları ve çabasını anlatır mısınız?
Kadın Hareketi olarak Kürt sorununun barışçıl çözümü için her zaman tarihsel ve toplumsal sorumluluğumuz gereği olarak öncülük rolümüzü yerine getireceğiz. Onurlu bir barışın da ancak görkemli, onurlu bir direnişle gerçekleşeceği aşikardır. Kadın Hareketi olarak örgütlü olduğumuz her yerde kadının muazzam toplumsal değişim gücünü daha yetkin açığa çıkarmak, barışı güçlü savunmak için özgürlük alanlarını tutmanın zamanı gelmiştir.
Kürt kadını ulusal birliğin geliştirilmesi için hangi adımları attı? Bu adımların ortaya çıkardığı sonuçlar nelerdir, neler yapmalıdır?
Kürt kadınlarının aslında genelde kadınların birlik sorunu olduğunu düşünmüyorum. Bunu söylerken hayalci değilim. Ancak birliğe gelmeyen tüm politikalar, tutumlar kadın zihniyetiyle değil, erkek aklıyla yaklaşıldığında kadınların bir araya gelmesi, birliği, ortak dili ve yüreği yakalamasında problemler çıkabilmektedir. Bu cins bilinciyle alakalı bir durumdur. Çeşitli siyasi kimlikler altında özgürlük mücadelesi veren kadınların bu bilince sahip olduğunu düşünüyorum. Kürt kadınları ulusal birliğin sağlanmasında ve pekişmesinde önemli ciddi bir adım atarak öncülük yapmıştır. Amed’de yapılan ulusal birlik konferansı bunu açığa çıkarmıştır. Bu konferansta önemli bir planlama ve bir dizi çalışma belirlendi. Ancak şunu eleştiri ve özeleştiri olarak belirtmek mümkün, bu konferansın takibi, pratikleştirilmesi güçlü yapılamadı. Oysa sorun kadınların sadece birlik olma sorunu değildir, Ortadoğu gibi kaynayan bir merkezde Kürt kadınları olarak en fazla Kürt halkının geleceğini, biz kadınları ilgilendiren gelişmelere ortak iradi yönlendirici pozisyonda olunabilirdi. Partilerin, örgütlerin sınırlarını aşarak Kürt kadın örgütlerinin, Kürdistan kadınları adına rollerinin gereklerini yerine getireceğine inanıyorum. Şunu da görmek mümkün ve oldukça sevindirici bir gelişme. Artık dört parçadaki Kürt kadınları hem kadın sorunu üzerinden ortaklaşmakta hem Kürt halkına ve mücadele değerlerine, kazanımlarına yöneltilmiş bir tehdide, saldırıya karşı ortak refleks gösterebilmektedir. Ulusal değerleri sahiplenme, koruma, yaşatmada da ciddi bir duyarlılık gelişmiştir. İkinci planlanan ulusal kadın konferansının en kısa sürede gerçekleşeceğini düşünüyorum. Bu konferansın da ulusal birlik çalışmalarına ivme kazandıracağına inanıyorum. Türk devletinin Önderliğimize dönük tecrit politikasını, savaş, yıkım politikalarını protesto amaçlı yine Van depreminde halkın yaralarını sarma amaçlı Güney Kürdistan başta olmak üzere Güneybatı Kürdistanlı ve yurdışında yaşayan kadınlar eşzamanlı harekete geçerek eylemler düzenlemiştir, tavır ortaya koymuş ve organize olmuştur.
KJB’nin başlattığı Ulusal Direniş Hamlesi, yeni yılda nasıl gelişecek? Hamlede kadınlara düşen rol nedir?
Anayasal çözüm sürecini tıkatan, çözümün önünde engel olan, savaşı soykırım düzeyinde yürüten AKP’nin tehlikeli politikaları Kürt halkı için varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama mücadelesini zorunlu kılmaktadır. Bu bizim için topyekün savaşa karşı topkeyün direniştir. Önderliğimizin sağlık, güvenlik, özgürlük şartları yerine getirilmeyip tersine ağırlaştırılmış tecridin sürdürülmesi Kürt sorununda benimsenen politikayı ortaya koymaktadır. 40 yıldır bedel ödeyerek, şehit vererek, halkımızın direnişiyle kazandığımız tüm özgürlük değerlerimizi savunmak ve özgür olmak için başka bir yol kalmadığından ulusal direniş hamlesini başlattık. Burada hedeflenen sadece PKK ve yurtsever kitle değil, dört parçadaki Kürtlerin tarihi kaderi gündemdedir. Tüm Kürtlerin statüsüz kalması ve sömürgeci politikaların sürmesi için Kürt sorununun şiddetle bastırılması karşılığında ABD’nin her türlü uşaklığını yapmaktadır. Sorun sadece Türkiye’nin iç gündemiyle alakalı değildir. 21. yüzyılda da Kürtlerin statü kazanmasını engellemektir. Bu nedenle ‘Önderliğimizi özgürleştirelim, soykırımı durduralım’ şiarıyla sonuç alıncaya kadar bir mücadele ve direniş hamlesini başlattık.
Kadın hareketi olarak yeni yıl için hedefleriniz nelerdir? yeni yıla dönük projelerinizi nelerdir? Uluslararası Kadın Kurultayı için yeni yılda öngörülen neler var?
Kadın Hareketi olarak en önemli ve temel gündemimiz Önderliğimizin güvenliği, sağlığı ve özgürlüğüdür. Önderliğimizin yaşamı bizim yaşamımızdır ve yaklaşım savaş-barış gerekçemizdir. İmralı ölümcül sisteminin parçalanması için mücadeleyi geniş, zengin taktiklerle yükselteceğiz, yaygınlaştıracağız. Kürt kadınları Önder Apo’nun fedaisidir. Şimdi fedailik zamanıdır. Zaten Önderliğimizin koşullarının değişmesi demek Kürt sorununda yaklaşımın değişmesi olarak pratikleşecektir. Kürt sorununu, Önderlik ve PKK’den ayırmak beyhude bir çabadır. Yeni bir dünya mümkündür şiarıyla yola çıkan Wall Street işgalcilerinin eylemlerini, Ortadoğu’da canı pahasına değişim isteyen, insanca yaşam hakkı isteyen tüm kadınların mücadelelerini selamlıyoruz. Kadınlar için eşitlik-özgürlük-demokrasi yüklü ahlakla yücelmiş bir toplumsal yaşam mümkündür. Kapitalist modernite sistemiyle en güçlü hesaplaşma dönemidir. Ortak paydalar altında tüm kadınları kapitalizme, faşizme, cinsiyetçiliğe, eşitsizliğe, erkek egemenliğine sömürüye karşı her yerde mücadele bayrağını yükselteme çağırıyor ve biz Kürt Kadın Hareketi olarak her zaman her yerde en güçlü kadın buluşmasına hazırız ve bunun küresel bir kadın eylemine dönüşmesi için görev ve sorumluluklarımızı yerine getireceğimizi belirtiyorum.
ÖZGÜR SERHAT/BEHDİNAN