Sanatçı Xemgîn Bîrhat’ın müzik serüveni, 1980’de geldiği Almanya’da başladı. Sanatçı, faaliyetinin özünü gelişmekte olan Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaratığı değerleri, estetik boyutuyla topluma aktarabilmek olarak özetliyor.
Münster Üniversitesi’nde müzik ve iletişim alanında doktora yapan
Bîrhat, çeşitli işlerde çalışmasına rağmen müzik çalışmalarından mutlu olduğunu söylüyor. 30 yıla çok sayıda beste ve albüm çalışması sığdıran sanatçı, ilk günkü moral ve coşkusunu koruduğunu belirtiyor. Bîrhat ile hem çalışmaları ve sanata bakış açısı hem de son çıkardığı ‘Jîn û Hebûn’ adlı albümü üzerine görüştük.

Sayın Bîrhat akademisyen kimliğiniz ve 30 yıllık bir müzik geçmişiniz var. 30 yıllık çalışmanızın bir özetini nasıl çıkarırsınız?

Müzik serüvenim, 1980’de öğrenci olarak geldiğim Almanya’da başladı. Daha önceleri yani çocukluk yıllarımda, belki hayal olarak bilinçaltında yerleşmiş bir düşüncenin Almanya’ya geldikten sonra, pratik anlamda yaşam kaynağı bulması diyelim. Gerek müziğe olan ilgim gerekse de bazı tesadüfler sonucu o zaman Avrupa’da yeni yeni örgütlenme girişimlerinde bulunan Özgürlük Hareketi ile tanışma imkanım oldu.
O zamanlar, Kürt Özgürlük Hareketi’nin de Kürt kültürünü koruma ve geliştirme gibi projeleri vardı. Bunun sonucu olarak bir grup sanatçı adayı Şehit Çiya, Zozan, Seyîtxan, Serdar, Amele, Şehit Mizgin ve Şehit Sefkan öncülüğünde Kürdistan Sanatçılar Birliği’ni (HUNERKOM) kurduk. Bu kurumun bünyesinde Koma Berxwedan Müzik Grubu ile benim müzik serüvenim başladı.

Müziğinizde yurtseverlik olgusu ve özgürlük için yaşamını yitiren devrimciler hep ön planda...

Bizim sanatsal faaliyetlerimiz özünü, gelişmekte olan Özgürlük Hareketi’nin yarattığı ve yaratacağı değerleri, estetik boyutlarla topluma aktarabilmek ve bu mücadeleye moral verme oluşturuyordu. Yani hiçkimsenin bu yolla maddi gelir elde etmek veya popüler olmak gibi bir düşüncesi ve kaygısı yoktu. Olması da mümkün değildi. Dolayısıyla ilham kaynağımız sadece mücadeleydi. Ruhumuzu dolduran oydu. Bu mücadelede zindanlarda yatanlar ve şehit düşenler sanatımızın kaynağını oluşturuyordu. Bunlara cevap olmaktan başka hiçbir kaygı gütmedik. Onun için eserlerimin içeriğini genellikle yurtseverlik ve şehitler olgusu teşkil ediyor. Örneğin benim ilk albümüm 1982 sonbaharında çıktı. Diyarbakır Hapishanesi’nde şehit düşen Mazlum Doğan’ın anısını anlatıyor. O günden sonra katıldığım her etkinlikte Mazlum’u anlatan ‘Hepsa Diyarbekir’ isimli eserimi, halk benden okumamı istedi.

Doğduğunuz coğrafyanın, müziğe yönelmenizde nasıl bir etkisi oldu?

İnsan bir sosyalitenin ürünüdür. Doğup büyüdüğü sosyal çevrenin hatta içinde yaşadığı koşulların kişilik yapılanmasında önemli etmenler teşkil ettiğini belirtmem gerekiyor. Ben eskiyi çok önemserim. Eğer geçmiş albümlerimi dinlerseniz benim her albümümde sosyal yaşamı, ülkemizin coğrafyasını konu olan eserleri bulursunuz. Bu albümümde de ‘Welatê Me’ adlı eserde ülkemizin sosyal ve coğrafik güzelliklerini anlatmaya çalıştım. Çocukluğumun maalesef sanatçıları olmadı. Rahmetli amcam o zamanlar Kürtçe plaklar getirirdi. Mahmut Kızıl, Ayşe Şan, Hüseyin Tutal gibi dengbêjleri dinlerdik. Almanya’ya geldikten sonra burada var olan sanatçılarla tanışma fırsatım oldu. Örneğin Şivan Perwer ve Ciwan Haco gibi...

Kardeşinizin de Özgürlük Mücadelesi’nde yaşamını yitirdi. Bunun üzerinizdeki etkisi nasıl oldu?

Yaklaşık 30 yıldan beridir böylesi bir çalışmanın içindeyim. Henüz yolun başındayım gibi birçok deneyim ve tecrübem oldu. Bunları gelecek sanatsal faaliyetlerimle değerlendirmek daha çok bu işin felsefesi ve teorisi üzerine kafa yoruyorum. Bir sanatçı olarak her şehadetten etkileniyorum. Özellikle beraber çalıştığımız yakın arkadaşlarda şehadete ulaşanlar oldu. Bunun derin üzüntüsünü yaşıyorum. Kardeşimin şehadeti beni tabii ki çok derin etkiledi. Öyle ki, onu anlatacak bir eser yapmak için kendimi çok yeterli görmüyorum. Adorno’nun bir sözü var. Nazi Almanyası’nda katledilen Yahudiler için „Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır“ diyor. Bazı durumları anlatmak için bazen sanat da yetersizdir.

Son albümünüzü konuşalım biraz da...

Albüm yapmak bir sanatçının topluma ve kendisine dair hissettiklerinin dışa yansımasıdır. Ben böyle görüyorum. Her albümde olduğu gibi bu albüm de içi dünyamda biriken düşüncelerin yansımasıdır. Albümde deyiş tarzında müzik yaptığım Cigerxwîn’in bir şiiri ‘Jîn û Hebûn-Yaşam ve Var Olmak’ ismini verdim. Çünkü şiir gerçekten günümüzü, yaşamı ve var olma mücadelesini çok iyi anlatıyor. Bu albümde özgürlük mücadelelerinde çok ağır bedeller veren gazi arkadaşlara atfen bir eser yaptım. Onları şu dizelerle anlatmaya çalıştım:
Sana verdim iki gözümü,
Onlarla aydınlat yolunu,
Sana verdim iki ayağımı,
Onlarla derelerden ovalardan geç,
Ey memleketim...
Sana verdim iki elimi,
Silahını, kargılığını taşı onlarla
Buyur al yürek sızımı,
Daha da vereyim ruhumu ve canımı,
Ey memleketim...

Albümde yine Başkan Apo’yu anlatan, müziğini benim yaptığım sözlerini ise Hekim Sefkan’ın yaptığı „Beni attılar sulara/Gözlerden uzak denizler ortasına/İstediler lal kalayım/Görmeyeyim Kör olayım...“ sözleri ile başlayan ‘Nav Deryayan’ isimli bir eser yer alıyor. Diğer önemli bir eser de şehitlere adanmış. Yine Ozan Diyar’la beraber okuduğum bir folklorik esere de albümde yer verdim. Kısacası bu albümde gerek toplumun sanatçılardan beklentileri, gerekse de sanatçının toplumun her kesimine hitap etmesi gibi bir kaygım oldu. Albümün içeriğini de ona göre tasarladım.

Önümüzdeki süreçte farklı projeleriniz var mı?
Günümüzde albüm yapmak her şeyden önce belli bir ekonomik yükü birlikte getiriyor. Bunu sponsorlarla gidermeye çalışıyoruz. Ancak çok zorlanıyoruz. Bu tarzda bir daha albüm yapabilir miyim? diye düşünüyorum. Yapım firmaları bence gelişen teknolojik şartlara göre pazar yaratamıyor. Buna bir de artık her meslekten insanları albüm, singl, klip yaptıkları düşünülürse kimin sanatçı, kimin zanaatçı, neyin iyi neyin kötü olduğunu birbirinden ayırmak çok zorlaşıyor. Önümüzdeki döneme ilişkin bir projem var. 80’li yıllarda yapmış olduğum 3 albüm var. Bunlar kaset formatıyla çıkmıştı ama bugün bulmak mümkün değil. Bu albümlerin içinde yer alan iyi yapıtları günümüz standartlarına uygun aranje edip yayınlamak istiyorum.


M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG