Giritli ünlü yazar Nikos Kazancakis’in El Greko’ya Mektuplar adlı kitabında anlattığı derin anlam yüklü bir hikâyedir: Çölde yaşayan bir Bedevi kabilesi düşman güçlerin beklemediği bir saldırısına uğrar. Kısa bir süre panik yaşanır. Ardından toparlanan kabilenin savaşçı gençleri saldırganları püskürtmeyi başarırlar. Ancak saldırıya hazırlıksız yakalanmış olmak ağır kayıplar verilmesine yol açmış, kabilenin en yiğit gençleri bu direniş sırasında can vermişlerdir. Ölen gençlerin cesetleri başında toplanan kadınlar ve kabilenin öteki üyeleri ağlayıp ağıtlar yakmaktadır. Bunun üzerine kabile reisi yüksekçe bir yere çıkar ve acı içinde dövünen insanlara şöyle seslenir: “Analar, babalar, kardeşlerim! Ağlamayın, bağırıp çağırmayın ki acınız hafiflemesin!”
Çok uzun yıllar öncesine ait bu hikâye Kürdistan’da yaşanan bugünkü tabloyu özetler gibidir. Kürt halkı hemen her gün çatışmalar ve baskınlarda yaşamını yitiren yiğit oğulları ve kızlarının cesetlerini toprağa veriyor. Cenaze törenlerine katılan on binlerin içinden birilerinin çıkıp benzer bir çağrıda bulunmasına gerek kalmıyor. Daha doğrusu aynı çağrı daha farklı bir biçimde seslendiriliyor. Bu ülkede namuslu herkes şehidin ardından ağlamanın sadece acıları hafiflettiğini ve bunun da yalnızca katilleri sevindirdiğini çok iyi biliyor. Bu yüzden acılarını içine gömüp şairin dediği gibi kalbini dinamit kuyusuna dönüştürmeyi yeğliyor. Yürekleri kor gibi yanan analar kendi evlatlarını ellerinde içinde mumlar yanan kına tepsisiyle ebediyete uğurluyor. Böylece bu ülkede toprağa düşen gerillaların cenaze törenleri her yerde birer düğün alayı görünümüne bürünüyor.
Düşününce siz de hak vereceksiniz. Amed’de omuzlarda taşınan ağabeyinin tabutu önünde düğün evindeymiş gibi kına tepsisiyle dans eden kız kardeşinin görüntüsü hiç kuşkusuz Kürdistan’a özgü canlı bir yeni Guernica tablosudur. Bu tablo belki müzelerde yer almayacaktır. Ne var ki, üzerinden binlerce yıl da geçse, yüreğinde özgürlük ateşi yanan onurlu hiçbir Kürt’ün belleğinden silinmeyeceği kesindir. Sözü edilen kabile reisinin yerini Kürt toplumunda bir genç kız almıştır. Reisin aktarılan sözel çağrısı bu örnekte çok daha etkili bir davranış diliyle tekrarlanmıştır. Sözü dinlenmesi gereken en yüce otorite konumuna yükselen bir genç kızın özgür yaşamak isteyen Kürt toplumuna verdiği mesaj oldukça nettir: Ömrünün baharında sonsuzluğa yolculuk özgür bir ülke ve demokratik bir toplum içindir. Sevinç gösterisi bunadır. Geride bıraktıklarının yüreğinde açtığı onulmaz yaralara rağmen, uğruna can verdiği ve halkı sevinç içinde yaşatacak bu hedeflere doğru yürüyüşün mutlaka sürdürülmesi gerekir. Bu yolda geriye dönüş olmamalıdır. Yaşadığı acı özgür yaşamak isteyeni bu yolda şevkle yürütecek en büyük güç kaynağıdır.
Nerede ve ne türden olursa olsun, kadın elinin değdiği, kadının sımsıcak yüreği ve hünerli elleriyle yürütülen bir çalışma yenilgiye kapalı bir çalışmadır. Kürt halkının özgürlük uğruna direnişi de yine kadının kurucu özellik taşıyan kutsal emeği ve dökülen kanı sayesinde büyüyor, dallanıp budaklanıyor ve zafer yolunda emin adımlarla ilerliyor. Kadının duygu çağlayanı dünyasıyla tanışan mücadele saflarındaki erkek savaşçı soğuk aklın denetiminden kurtuluyor, yüreğini ısıtıyor, beyni ile yüreği arasında bağ kuruyor. Kadının bani karakteri yine burada da hükmünü konuşturuyor ve kendisiyle birlikte erkeği de özgürleştiriyor. Keybani (Kürtçenin Kırmancki lehçesinde ‘ev kurucu’ oluyor) önderliğinde bir halk ve ülkesi kadın rengiyle âdeta yeni baştan kuruluyor.
Son yüz yıllık tarihin kurtuluş hareketlerine bakın. Hangi halkın özgürlük mücadelesine bu kadar kadın katılmış, öncü düzeyde rol oynayıp şahadet mertebesine ulaşmıştır? Türkiye’de egemenlerin yere göğe sığdıramadığı ve ezilen halklara ışık tuttuğunu iddia ettiği Kurtuluş Savaşında yer alan tek kadın Halide Edip Adıvar olmuştur. Kendisine onbaşı rütbesi verilse de, Halide Edip Ankara’dan pek ayrılmamış, doğrudan savaşa ise hiç katılmamıştır. Cephede elde silah savaşarak şehit düşen tek bir kadın yoktur. Buna karşılık Kürt direnişinde öncü düzeyde yer alıp cephede savaşarak şehit düşen kadın gerillaların sayısı binlere ulaşmaktadır. Daha da çarpıcı olan, Türk Kurtuluş Savaşında tek bir örnek bile gösterilmese de, Kürdistan’daki özgürlük mücadelesine katılıp şehit düşen Türk, Arap, Çerkez, Tatar ve hatta Alman kökenli çok sayıda kadın gerillanın bulunmasıdır. Kürt halkının onur kaynağı olan bu gerçeklik tek başına Kürdistan’daki mücadelenin özgürlükçü karakterinin en büyük kanıtı olmaktadır.
 Kusurlu hilkat örneği bir adam, bakanlık koltuğunda oturan bir ‘Merd-i Kıpti’ şecaat arz ederken sirkatini söylüyor ve Kürt gerillasına o en anlamsız soruyu yöneltiyor: “Yeni Kalaşnikofların, yeni BKC’lerin, yeni kanasların polise, askere doğrultulduğu gün mü Nevruz sizin kitabınızda?.. Öldürmek midir, yaşatmak mıdır bayram?” diye ünlüyor. İçişleri Bakanlığını bir kadavra istifleme kurumuna dönüştüren Goebbels karikatürü bu adam kendi marifetini gerillaya mal etmeye çalışıyor. Hâlbuki Newroz günü kürsüden gururla Türk askeri ve polisinin Cudi’de ‘terörist avı’na çıktığını duyuran kendi Başbakanıydı. On kişiden az bir gerilla biriminin üzerine koca bir orduyu sürüp öldürme emrini veren, uçaklar ve helikopterlerle bombalattıran oydu. Newroz’da kan akıtıp bayramı Kürt halkına zehir etmek isteyen yine bu ‘Merd-i Kıpti’nin Milli Şefi’, onun Kürt düşmanı lideriydi.
Newroz’daki Cudi direnişi Türk ordusu ve özel harekât polisi için ağır bir hezimet oldu. Bu yenilgiyi telafi etmek isteyen AKP Hükümeti bu kez kadın gerillalardan oluşan bir birliği hedef aldı ve on beş kadın gerillayı hunharca katletti. Yaptığı katliamlarla Diriliş Bayramı olan Newroz’u, baharı muştulayan bu anlamlı günü ‘Kürt kışı’nın başlangıcı haline getirmek istedi. Yıkıcılıkta derinleşen tüm despotik rejimlerin karakteristik özelliğidir. Onlar ne kadar kan dökerlerse kendilerini o kadar emniyette hissederler. Ancak tarih bunun bir yanılgı olduğunu kanıtlıyor. Öyle olsaydı, elli milyonu aşkın insanın ölümüne yol açan Hitler rejiminin şimdi yaşıyor olması gerekirdi. Zalime karşı mazlumun direnişinde akan ezilenlerin kanı özgürlük ağacını büyüten bir abıhayat işlevi görür. Pablo Neruda bu gerçeği ozanın diliyle en güzel şekilde anlatır: “Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde!”
Arjîn, Berîvan, Diljîn, Berfîn ve diğerleri! Baharda açmış çiçeklerin en âlâsı on beş dağ çiçeği! Bembeyaz karların ortasında açan on beş kan gülü, on beş özgür yaşam pınarı, özgür ülke ve demokratik toplumun on beş koruyucu meleği, on beş jin û jîyan! Ölümün kendilerine en uzak durduğu on beş bengi can! “Biz ki ustasıyız vatan sevmenin/ Umut saklımızda ölümsüz bayrak/ Kırmızı kırmızı/ Dalga dalgadır” diye haykıran ‘her biri bir parça vatan’ on beş emsalsiz kahraman! Kürt halkının özgürlük yürüyüşünün başına geçen bu on beş Özgürlük Tanrıçası’nın manevi komutasından daha emredici ve bağlayıcı bir komuta düşünülebilir mi? Kölelik zincirlerini kırıp özgür yaşamı fethetmek isteyen bir halk için bundan daha büyük bir kazanım ve daha yetkin bir mürşit olabilir mi? Özgür ülke ve demokratik topluma götüren yol onların yaptığından daha fazla aydınlatılabilir mi?
PKK ve Önderliğini diktatörlükle itham ederek Yeşil Türkçü faşizmin soykırım uygulamalarına meşruiyet kazandırmaya çalışan onurdan yoksun dönek takımı ve uşak ruhlu kimi Kürtlerin bu gerçeğe gözlerini kapamaları anlaşılır bir durumdur. Faşist saldırganlık azgınlaştıkça, onlar da yıkıntıların içinden başlarını çıkarıp baykuşlar gibi ötmeyi tercih edeceklerdir. Ama çabaları boşunadır. Bunların küfür ve hakaretlerinin kutsallığı bilmeyen itin cami duvarına işemesinden hiçbir farkı yoktur. Kadının katılım düzeyi bir mücadelenin demokratik karakterinin en şaşmaz ölçütüdür. Egemenlik kültürünün ve her türlü despotizm eğiliminin panzehiri kadının sevgi dolu yüreğidir. Bu kadınların savaşı her şeyden önce kadın cinsi, sınıfı ve ulusunu özgürleştirme savaşıdır ve bu savaş tüm anayurt savaşlarından çok daha değerlidir. Gerçek demokrasi böyle kurulacak, Kürt anayurdu kadının bu savaşımının zaferi temelinde özgürleştirilecektir. On beş kadın gerillanın şahadetinin verdiği en temel mesaj budur.
‘Toprağın Gelini’ şehitlerin ardından ağlamayın, bağırıp çağırmayın ki acınız hafiflemesin! Öyle ki, birikmiş acınız iyiyi, doğruyu ve güzeli inşa etmenin en muktedir güç kaynağı haline gelsin! Özgür ülke ve demokratik ulus bu güç sayesinde vücut bulsun! Kürt insanının emeği, alın teri ve kanıyla varılacak bu hedefler bu şehitler için dikilmiş en göz alıcı anıt olsun!