Kısa boylu, yaşına göre zayıf… Aksakalı, acıların yüzünde bıraktığı izlerin bir kısmını örtse de gözleri ve alnındaki derin çizgiler birçok şeyi anlatıyor!.. Başını öne eğerek yürüyor. Başının öne eğik olması „Baş eğmeyi“ gerektirecek bir durumdan değil. Hani derler ya „Boş başak dik durur. Başak doldukça eğilir!“ O’nun başı insan sevgisi, ırkçılığa karşı mücadele inancı, barış tutkusu, demokrasi bilinci gibi insanlık erdemleriyle dolduğundan öne eğilmiş… „İnsan yaşadıklarının ürünüdür.“ O da yaşadıklarının toplamını omuzlarında taşıyan bir „İhtiyar delikanlı.“ Elini tutup, yüzüne bakınca gözlerinde insanlık kitabını gördüm… Kitabın ilk kelimesi „Tevazu!...“ İlk cümlesi ise „Tevazu, insan olmaya giden erdemli yoldur!“
1962 Yılında ırkçı Apartheid rejimi tarafından „Ömür boyu hapis“ verilen, 27 yıl Robben Adası’nda hücrede tek başına kalan Afrika Ulusal Kongresi (ANC) lideri Nelson Mandela’nın ve 1984 Nobel Barış Ödülü alan, Anglika Kilisesi Başpiskoposu Desmond Mpilo Tutu’nun avukatı. Cape Town „Yüksek Mahkeme Yargıcı„, „Kürt İnsan Hakları Eylem Grubu Başkanı“ Essa Moosa…
7/8 Aralık 2011 tarihinde Avrupa Parlamentosu’nda yapılan „Demokratik Çözüm“ başlıklı „Kürt Konferansı’nda“ nice bedeller uğruna, savunmalarını üslendiği insanlardan derin ve öğretici izler taşıyan Essa Moosa ile tanışma onuruna erdim! Irkçı Apartheid rejimi sistematik ırk ayrımcılığını sadece siyahlara karşı değil, melezlere ve Hint kökenlilere karşı da uygulamış. Essa Moosa da Hint kökenli bir Güney Afrika Cumhuriyeti yurttaşı.
Desmond Tutu „Sağlık sorunları“ nedeniyle konferansa gelemeyince, açış konuşmasını „Video konferans“ yöntemiyle yaptı. Konuşmasının bir bölümünde çok etkileyici bir anısını anlattı. „Irkçı Apartheid rejiminin uygulamalarına karşı büyük bir yürüyüşteydik. Irkçı Rejimin güvenlik güçleri önümüzü kesip bizi apar topar gözaltına aldılar ve bir nezaret haneye tıklım tıklım doldurdular. Ben durmadan bağırıyordum; Avukatımızı isteriz, avukatımızı isteriz… Bu sırada nezaret hanenin arka tarafından bir ses duydum. Burdayım… Burdayım… Diye bağırıyordu! Essa Mossa da bizimle beraber gözaltına alınmıştı!“ Desmond Tutu perdede bunları anlatırken Essa Mossa’ya baktım. Gülümsüyordu… Gülümsemesi bulutlu bir havada yağan yağmurun ardından açan güneş ışığı rengindeydi.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yaşanan sorunlarla Türkiye’dekiler çok benzeşiyor. Irkçılık, baskı, zulüm, katliam, acı, gözyaşı, gözaltılar, tutuklamalar… İmralı Adası ile „Kandıra Hapishanesi“ arasında Desmond Tutu ve Essa Mossa’nın yaşadığına benzer bir diyalog olmuş mudur? „Avukatlarımı isterim“ avukatlar hep bir ağızdan „Burdayız… Burdayız…“. Nerede? Hapishanede!.. Beş aya yaklaşan „Tecrit“ ve çetelesi tutulamayan tutuklamaların „Hukukla“ açıklanacak yönü var mı??? O sebepten olacak ne Başbakan ne de hükümet yetkilileri bu konuda pek fazla konuşmuyorlar. Adalet Bakanı „Uzun tutukluluk süresinin kısaltılması kamu vicdanını yaralar!“ diyor. Adalet Bakanı’nın bu söylemi, binlerce siyasetçi, aydın, gazeteci ve yakınlarını; demokrasi, barış gibi evrensel değerleri savunan milyonları „Kamu vicdanından“ saymadığı anlamına geliyor! Bir bilge der ki; „Zirveye çıkarken gördüklerinize dikkat edin! İnerken tekrar onlarla karşılaşacaksınız!“ Apartheid rejiminin sona ermesinde çok önemli rol oynayan Frederik Willem De Klerk bir beyazdı. „İktidarın zirvesindeydi!“ Büyük olasılıkla da Güney Afrika Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu içler acısı trajik tabloyu fark edene kadar „Muktedirdi!“
…Sonra bir gün, ANC lideri Nelson Mandela’nın elini sıktı! De Klerk ile Nelson Mandela 1993 yılında Nobel Barış ödülünü birlikte aldılar. Güney Afrika Cumhuriyeti halkları ve dünya insanlığı bu muhteşem tablonun önünde saygı ile eğildiler!... Güney Afrika Cumhuriyeti halkları ve dünya insanlığı için yapılan paha biçilmez fedakarlıklar Nelson Mandela ve De Klerk’i gerçek „Muktedir“ yaptı.
1960’lardan 1990’lara kadar Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yaşanmadık acı kalmamıştır… Toplumsal barış ve insan haklarına dayalı bir yönetim için on yıllarca mücadele edilmiştir. Peki, nedir Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki ırkçılık sorununu çözen „Mucize!?...“ Kürt sorununda da yaşanmadık acı, denenmedik yöntem kalmadı. Kürt sorununun Türkiye ve Dünya insanlığının gıpta edeceği Güney Afrika benzeri çözümü „Mucizenin de mucizesi“ midir??? 
Çözümü getirecek olan „Mucize“ değildir. „Ret ve inkar“ yerine insan olmanın gerektirdiği erdemlerdir! Güney Afrika’daki durum bir bütün incelendiğinde sorunun çözümünde anahtar rolün devlette „Ret ve inkar“ yerine „Kabul ve saygı„ Mandela yönünden ise Desmond Tutu ve Essa Mossa’da olduğu görülüyor..! Türkiye’de „Kürt varlığını ret ve inkar“ muhatabın varlığını inkar ederek „Ben iktidarım her sorunu kendi başıma bildiğim yöntemlerle çözerim(Nasıl çözümse???)“ mantığına dönüştü! Bir Desmond Tutu ve Essa Mossa’ya ihtiyaç var..!