Amed’li lise öğrencisi Şahin Öner’in ocağına ateş düşerken, egemenlerin basın ajansı “Polise bomba atmak isterken elinde patladı” dedi. Çoğunluk böyle duydu ve böyle bildi. Buna karşın, “Zırhlı polis aracı ezip öldürdü“ dedi, mağdurun haber ajansı. Mazlumlar böyle duyuyor ve böyle biliyorlar. Bazen mağdurun ölümü bile haber değeri taşımıyor bu coğrafyada. Bunda da iletişim araçlarının kimlerin tekelinde olduğu belirleyici. Doğal olmayan bir dengesizlik.
AKP Hükümetinin başlattığı “demokratikleşme süreci” sonucunda “Kürt sorununda tabular yıkıldı“, “Kürt dili üzerindeki yasaklar kalktı”, “Kürtler kültürel haklar elde ettiler”. BBC, Euronews, CNN ve yazılı basının bilinen büyük gzateleri son 10 yılda bu kanıya vardırıldılar. Bu manipülasyon ve dezinformasyon uluslararası kamuoyunda etkili oldu. Ezilenlerin medyaları da kamuyounu bilgilendirmekten daha ziyade Türkleri iknaya ve Kürtler’in de nabzını canlı ve kontrol altında tutmaya şartlandığı için bu dezinformasyona karşı etkili olamadılar. Zaten “Batılı emperyalistlerin“ ne düşündüğü de bizi ilgilendirmiyordu. Fakat her ne hikmetse toplum olarak sorunları anlamada ve bilgi edinmede yetersiz kaldığımız zaman da kolaya kaçıp bütün günahları, “Eperyalizm ve sömürgeciliğe” yıkma konusunda çok başarılıyız! Senaryo ve komplo teorisi üretmede başarılıyız. Ben de artık saadete gelip kendi payıma bu senaryoları yazayım.
Son yıllarda Kürtler’e tanınan “kültürel haklardan” sonra devlet şimdi de bir “barış” kararlılığıyla, “görüşme” ve “çözüm süreci“ başlatmış. Batı medyları da bu durumu Türkiye’nin asırlık sorununu çözme noktasında uzlaştığını ve “siyasi iradenin“ oluştuğu şeklinde yansıtıyorlar. Kamuoyunda giderek bilinçlere “Barışçıl, demokratik AKP Hükümeti” imajı yerleşiyor. ABD Başkanı Barak Obama bile bu siyaseti desteklediğini Milliyet gazetesine açıklıyor. Öyle bir hava estiriliyor ki adeta, bir tartışma sürecinden öte siyasi bir anlam ifade etmeyen bu durum bir provokasyonla sekteye uğrarsa bunun sorumlusu Kürt tarafı olacak.
Senaryo bir: Paris’te biri PKK kurucusu üç kadının katledilmesi siyasi bir mesajdır. Bu mesajın ne olduğunu Türk Başbakanı Erdoğan “Bin Ladin vari operasyonlar” tehdidiyle açıkladı. Devlet Kürt sorununda “terör ve güvenlik” konseptinin ütesine geçemedi henüz. Dolayısıyla da “Üniformasız güçlerimizi kullanmaya gerek görmeden de, istersek kutsal Türk devleti için canını vermeye hazır bazı evlatlarımızı kullanarak da sizi yok edebiliriz” diyor Başka bir deyimle, bunun için de “modern” Kara Murat, Malkoçoğlu popüler dizilerinden etkilenmiş, Avrupa sokaklarının kimlik buhranlı serseri mayın “post modern akıncıları” kullanabilirler.
Senaryo iki: “Eğer başlattığımız bu süreci sabote etmeye, uzlaşmaya yanaşmayanlar olursa, onları istediğimiz yerde, o çok güvendikleri zirvelerde, yerin yedi kat dibinde bulup, imha edebilecek güçteyiz.” Bakın sizden üç kadını bile yok edecek kadar bu konuda kararlıyız ve dünyanın tepkilerini de umursamayız”. Hatta “Biz istersek Paris’te, Batı medeniyetinin kalbinde, bile ola ki gelecekte siyasi olarak oralara sığınsanız bile, sizleri bulup imha edecek kadar muktediriz” mesajı verildi.
Senaryo üç: Türk devleti iç ve dış dezinformasyon ağını bütün imkanlarıyla kullanıyor. “Çözüm plan ve projesi” açıklanmıyor, “Barış” kelimesi demogajik söylemle egemenler lehine kullanılıyor. Bununla da bir süre sonra bu sisli havadan yararlanıp bazı yerlerde “Bin Ladin vari” operasyonlar yapılırsa bundan da tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmanın hesapları yapılıyor. İç ve dış kamuoyuna mesaj olarak da “Barış istemeyen, uzlaşmaya varmayan şahin kanattan teröristlerdi.” Hatta “Bunlar İran, Suriye, Rusya’dan aldıkları destekle üst düzey devlet yöneticileri ve bazı Batılı ülkelerin temsilcilerine yönelik eylem planlarken etkisiz hale getirildiler” açıklaması yapmanın uluslararası zemini oluşturuluyor. Bu “şahin kanattan teröristler” ya “iç hesaplaşma sonucu birbirlerine düştüler” ya da “Polat Alemdar hayranı bir Malkoçoğlu tarafından ortadan kaldırılırlar” demek de zor değildir bu iktdidar için.
Senaryolara sonuç cümleler; “Kürt sorunu” teşhisi konulmadan, mağdurun acılarına saygı gösterilmeden, sadece egemen çoğunluğun milliyetçi hassasiyetleri dikkate alınarak “terör sorununu” sona erdirme kararlılığına indirgeniyor. Mağduru rencide eden böyle bir durumda ne barıştan ne de “onurlu barıştan” söz edilemez. Evet dünya eski dünya değil, Kürtler de artık eski Kürtler değil, mücadaleyi, siyaseti öğrendiler; liderler, komutanlar, siyasetçiler yetiştirdiler. Elbette ki uyanıklar oyalamaların, Bizans entrikalarının farkındalar. Fakat siyasi geleneğinde “devletin bekaası için kardeş kanı helaldir” zihniyetinde olan bir iktidardan da herşey beklenir. Vicdan borcu, okur -yazar, sorumluluğu gereği bize düşen yazmak, paylaşmak. Ji ber ku Rom xayine bextê wî tine! Başka bir deyimle, Bizans’ta oyun çok!
ikurt@bluewin.ch
‘Barışa’ giden yolun karanlık senaryoları!