Başbakan böyle buyurmuş. Anlaşılan Kürtlere biraz da kızmış. Adam haksız da değil. 10 senedir babasının mirasından “Kürt kardeşlerine” vere vere kendisine bir şey kalmadı. Kürtler de iyice açgözlüymüş, gözleri doymadı. Aza kanaat edip kadir kıymet bilip sağol bile demiyorlar. Ha bire istiyorlar. Gel de çık işin içinden. “Netekim paşa” ne buyurmuştu: “Bunlara anadil hakkı versen özerklik ister, özerklik versen federasyon ister, federasyon versen bağımsızlık ister.” Yani en iyisi baştan hiçbir şey vermemek. Zırnık koklatmamak. 90 senedir bu cumhuriyet böyle yaşamıştı. Ama artık yaşayamaz hale gelince AKP ve Erdoğan, darbeci paşalarını dinlemeyip Kürtlere kırıntılar bahşederek oyalamak-susturmak ve statükoyu sürdürmek istediler. Oysa zaten devletin Kürt sorunu dediği sorun statükoya ya da Kürtlerin statükosuzluğuna yapılan kesin itirazdı.
Türkiye’de devlete, medyaya ve dolayısıyla halka egemen olan bir söylem var:
“Kürtlerle bin yıllık kardeşiz, kız aldık kız verdik, hepimiz Müslümanız, benim de Kürt arkadaşım var. Ben liseyi Mardin’de okurken bütün arkadaşlarım Kürt, Arap, Süryani’ydi. Hatta onlara çay bile içerdim.”
“Biz din mezhep ayrımı yapmayız. Hıristiyanlar da Allah’ın kuludur. Aleviler zaten en hakiki Müslümanlardır. En iyi komşum Alevilerdir. Ama cemevleri ibadethane değildir.”
“Bizde ayrımcılık yok, vatandaşlık bağı olan herkes eşittir, Türktür. Daha ne istiyorlar?”
İşte bu egemen dil, egemen zihniyetin de sorunun kaynağını da gösteriyor. Türk egemen kafasıyla herkese hükmetmek ve Türkleştirmek, Müslümanlaştırmak, Sünnileştirmek isteyen asimilasyoncu-soykırımcı bir zihniyet. Oysa herkes kim olduğunu binlerce yıldır biliyor. Türk-Müslüman-Sünni olmaya ya da görünmeye zorlanmadan kendi kimliğinin tanınmasını ve ulusa, dine-mezhebe değil anayasal vatandaşlığa dayalı bir anayasal statü istiyor. Demirel’in “Sözüm senettir” demesi gibi Erdoğan’ın ya da başkasının “Benim Kürt kardeşim.., benim Alevi kardeşim, benim Arap kardeşim, benim Çerkes, Gürcü kardeşim. Hepsini çok severim, başımın üstünde yeri var” demesiyle bu sorunlar çözülmez. Yasal, anayasal ve uluslararası hukuka göre kabul edilmiş bir hukuki statü ister. Bu konuda Sayın Öcalan’ın durumu konuyu özetlemektedir:
Öcalan’ın Atina’dan Kenya’ya ve oradan Türkiye’ye kaçırılmasına kadar bir tek hukuki-meşru işlem yoktur. Tümüyle hukuk dışı, korsanca bir kaçırma ve hürriyeti gasp olayıdır. Türkiye’deki yargılama ve infaz sürecinin de hiç bir hukuki temeli yoktur. İmralı yoğunlaştırılmış işkence ve tecrit sistemi alenen sürmektedir. İkinci yılına giren ve Öcalan’ın avukatlarıyla-ailesiyle bile görüştürülmeme kararını hangi merci, hangi yasaya dayanarak vermiştir? Böyle bir yasa ya da merci olmadığına göre yapılan zulümdür ve tümüyle hukuk dışı, keyfi bir zorbalıktır. İşte sayın Öcalan’ın durumu Kürtlere dayatılan kölelik çözümünün tipik bir örneği oluyor. Hangi ülkenin vatandaşı en ağır adli suçlar işlese bile böyle kaçırılabilir? Kürtlere uygulanan hiç bir hukuki statüsü olmayan, yönetenlerin keyfine ve varsa kör vicdanlarına kalmış bir kölelik. Köle sahibi iyi ise ya da iyi tarafına denk gelirse uslu-çalışkan ve itaatkar kölesini sevecek ve hoş davranacaktır. Yoksa Erdoğan gibi kızıp saldıracaktır. İşte Kürtlerin kabul etmedikleri ve asla etmeyecekleri kölelik statüsü budur.
Kürtler, savaşa son verip soruna barışçı-demokratik bir çözüm yolu bulmak için önerilerini-yol haritalarını yıllar önce hazırlayıp sunmuşlardır. Oslo sürecinde de İmralı-Qandil ve devlet arasında bir mutabakata varıldığı biliniyor. Ama AKP ve devlet Ortadoğu’daki kargaşadan ve yeniden paylaşım savaşından yararlanıp ABD desteğiyle PKK’yi tümden tasfiye edebileceğine, yeni Osmanlı devrinin başlayacağına inanıp bu mecraya girince bu mutabakatı çöpe attı. Çözüm yerine Sri Lanka hayallerine daldı. Kürtlerle anlaşmaktansa ABD ve başka devletlerle Kürtlere karşı anlaşmayı tercih etti. PKK ve Kürtler ise bunun üzerine Demokratik Özerklik temelinde halkın bağımsız örgütlenmesini ve kendini yönetmesini temel aldılar.
PKK’nin ve Kürt halkının projesi ortadadır. AKP ve devletten tek cümlelik öneri-planı bırakın bir vaat bile yok. CHP-MHP ve diğer partilerin bir çözüm önerisi-projesi var mı? O da yok. CHP’nin meclisi olağanüstü toplama önerisine bir tek BDP destek verdi. AKP-MHP’den oluşan meclis çoğunluğu açıkça soy kırıma yani 90 yıllık inkar ve imha politikalarına devam dedi. Kimse “Biz Kürtlerle kardeşiz ama PKK’ye karşıyız” demesin. Buna çocuklar bile inanmıyor. Devlet Kürt realitesini 90 senede zor anladı ama PKK realitesini anlaması için bırakın bir doksan seneyi daha, 9 ay bile beklemeye kimsenin tahammülü yok. 90 yıllık yalanlar terk edilmelidir. Halk bu yalanlara artık inanmıyor ama uyduranlar kendi yalanlarına inanır hale geldi. Onları kim ikna edecek, yalanlarından vazgeçirecek? Sorun burada!
‘Bitmiyor istedikleri’