
‘AKP’nin kalesi’ olarak iddia edilen bir ilden, Bingöl’den seçildiniz. Başbakan’ında seçim öncesi açıklaması öyleydi. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?
Aslında biz Bingöl’ü hiçbir zaman AKP’nin kalesi olarak görmedik. Yani Bingöl tam tersine Özgürlük Mücadelesi’nin her zaman kalesi olan bir konumu vardı. Ancak son dönemlerde devletin Bingöl’ün özgün konumuyla ilgili ciddi bir yoğunlaşması vardı. Gerek Bingöl’ün tarihsel duruşu ve stratejik konumu gerekse de Bingöl’ün Kürt Özgürlük Hareketi’ne sağladığı değerler konusunda devletin yoğunlaştırdığı konsepti analiz edip, bunları göğüsleme noktasında yetersizlikler yaşadık. Dolayısıyla seçim sonuçlarında ortaya çıkan AKP’nin bir hakimiyeti varmış gibi bir algı oluştu. Ama şunu unutmamak gerekiyor, 99 seçiminde Bingöl Belediyesi ilk alınan belediyelerden biriydi. Bir sonraki genel seçimlerde Bingöl’den yine partimizin bir milletvekili seçildi, ancak ülke seçim barajı geçilmediği için parlamentoya gidemedi. Bingöl her zaman devletin planlarına rağmen Kürt siyasetinin, Kürt demokratik siyasetinin bir milletvekili, bir belediye başkanının seçebileceği potansiyeli hep korudu. Bu seçimde de tabii Bingöl üzerinde yine özel bir yoğunlaşması vardı. Şêx Saîd 1925 direnişinden bugüne kadar devletin özgürlük kıvılcımlarının Bingöl’den bölgeye doğru nasıl devasa yangınları arttırabileceğine dair öngörüleri var. Bundan dolayı devletin özel bir yönelimi oldu. Bingöl üzerinde farklı bir seçim yoğunlaşması yaşadılar, çok özgün bir takım projelerle.
AKP daha çok hangi argümanları kullanıyordu? Mesela seçimlerde Bingöl halkına ne ile hitap ediyordu? Onları nasıl etkilemeye çalışıyordu? Bunu cemaati kullanarak mı, yoksa farklı politikalar mı?
Aslında çok yönlü bir strateji uyguladılar. Söylem düzeyinde aslında altını dolduramayacakları, sadece kitlelerin kafasında bir soru işareti yaratabilecek bir karışıklık yaratabilecek popülist söylemlerle götürdüler. Kendi ideolojilerine zemin hazırlayacak bir söylemle seçim kampanyası yürütmedi. Örneğin Zazacılık vurgusunu ön plana çıkardılar. Tayyip Erdoğan’ın söylemlerinde ve AKP’nin aday gösterdiği milletvekillerinin genel olarak Bingöl’deki seçim propagandalarında Kürt ve Zaza diye özel bir söylemi ön plana çıkarmaya çalıştılar. Yine dini argüman olarak kullandılar. Özgürlük Hareketi’nin dine bakışını hiçbir şekilde doğru yansıtmadan, bir kara propaganda haline getirdiler. Bütün Kürtleri, kendini Kürt olarak tanımlayan, kimliğine, kültürüne sahip çıkanları Zerdüştlükle suçladılar. Bunu Bingöl’deki seçim meydanında gür bir sesle Erdoğan söyledi. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın peygamber gibi sunulduğuna dair, olmayan bir takım söylemleri seçim malzemesi olarak kullandılar. Bunun dışında tabi AKP’nin bölgede siyasetini belirleyen bir takım faktörler daha vardı. Bu halkımızın yoksulluğuydu.
Bingöl’de yapılan yardımlar devletin bizzat yapması gereken zaruri işlerdi. Şimdi halk bunları AKP ya da Erdoğan’ın bağışıymış gibi görüyor. Bu konuda halkı bilinçlendirmek gerekmiyor mu?
Özellikle Bingöl gibi yerlerde AKP’nin veya sistemin kendini var etmesinin iki önemli ayağı var. Birincisi din ile ilgili halkın bir takım hassasiyetlerini, bir takım duygusal yaklaşımlarını kullanmak. İkincisi de halkımızın yoksulluğu üzerinde siyasi kazanç mekanizmalarını devreye sokmak. Kullanmak istedikleri propagandaların çoğuna halkımız inanmadı aslında. Halkımız AKP’nin dine bakışını sorgularken ilk defa bu seçim meydanında Şêx Saîd’i, Saîdî Kurdî’yi ön plana çıkaracak şekilde bir takım sorgulamalara gitti ve AKP burada boşa çıktı. Yine Blok’ta İslam inancına sahip olan ve siyasal İslam bakışı olan insanların da yer alması AKP’nin din söylemini boşa çıkardı. Geriye bir tek şey kaldı, halkımızın yoksulluğu üzerine siyasi kazanç elde etme mekanizması. Bununla ilgili devletin elinde ciddi imkanlar var ve şu an AKP de bu imkanları elinde bulunduran güç konumunda.
Özellikle sosyal yardımlar üzerinden yürüttükleri ciddi bir çalışma vardı ve bunu son güne kadar zorladılar. Halkımızın makarna, kömür siyaseti olarak teorize ettiği bir siyaset tarzını çok pervasız bir şekilde yaptılar. Halkımızın yoksulluğu üzerinden bu sosyal devletin yapması gereken bir takım yardımları siyasi bir kazanç malzemesi haline getirdiler. Aslında genel olarak sosyal yardımlar ulaşılması gereken kitlenin neden o durumda olduğuna dair bir takım sorgulamaları beraberinde getirmesi gereken olgulardır. Öz itibariyle baktığımız zaman sistemin yoksul halk yığınlarını yaratan sistemin kendisine nefes aldıran kitlelerde biriken tepkisel enerjiyi boşaltan nefes boruları gibidir. Ancak AKP bu algıyı kırarak sosyal yardımları çok önemli bir hizmetmiş gibi halkımıza sunma noktasında üstün bir propaganda ortaya koydu. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor. Bunun aynı zamanda AKP’nin elinden de alınması gerekiyor. Yani biz örneğin Demokratik Özerklik olarak kendi halkımızın çözüm statüsünü ilan ettik. Bu Demokratik Özerklik’in bir boyutunuda sosyal ve ekonomik olarak bir takım etkinliği örgütlenme mekanizmaları, halkın kendi öz yeterliliğini oluşturma mekazismalarını oluşturuyor. Dolayısıyla bu önümüzdeki dönemlerde özellikle ihtiyacı olan halkımıza sosyal anlamda, ekonomik anlamda ulaşabilecek bir takım mekanizmaları biz üretebilirsek, AKP’nin eldeki ikinci büyük siyaset malzemesini boşa çıkartmış olacağız.
Bundan önceki dönemde BDP’nin elelinde olan Bingöl Belediyesi şu anda AKP’nin elinde. Bingöl halkı, BDP’yi arıyor mu?
Bizim yerel yönetimler modelimiz özgür, demokratik bir yerel yönetim modeli, cinsiyet özgürlükçü ve ekolojik bir yerel yönetim modelini esas alıyor. Bunun da ana omurgası şeffaf kapsayıcı, katılımcı, halkın hem karar verme süreçlerinde, hem inisiyatif kullanma süreçlerinde söz sahibi olunan bir yerel yönetim modelidir. İki dönemdir AKP’ye belediyeleri, yerel yönetimler temsil etmesi gibi bir durum söz konusu. Burada aynı zamanda şöyle bir beklenti de var halkımızda. Yoksul olan bir halk kitlesi ve cumhuriyetin kuruluşundan beri hizmet noktasında ciddi anlamda ihmal edilmiş bir kent. Acaba iktidarda yakın bir duruş sergilersem hem yoksukluğun giderilmesi hem de bu hizmet yetersizliğinin giderilmesi noktasında bir takım iyileştirmeler yapılabilir mi? Gibi bir beklentinin getirdiği bir sonuç bu.
Ancak gelinen aşamada AKP’li yerel yönetimlerin Bingöl halkına getirmiş olduğu önemli, dişe dokunur hiçbir iyileştirme modelinin olmadığını görüyoruz. Aynı sekilde Bingöl’ün hizmet alma noktasında bölgedeki hemen hemen bütün belediyelerden çok daha geri bir noktada. Bingöl halkının bu duruma ciddi tepkileri var. Özellikle şu anda belediye başkanlığını yürüten kişinin seçim döneminde çok önemli bir takım projeleri hayata geçireceğine dair birçok söylemleri olmuştu. Geçen bunca zamana rağmen, bunların hiç birisinin yapılmadığı görüldü. Yer yer devletin resmi söylemlerini Bingöl’de cemaat yapılanması çerçevesinde hayata geçirmeye çalışan bir aktör olarak konumlanmaya çalıştı. Bu da halkın tepkisini beraberinde getirdi. Biz iki üç dönem önce emanet ettiğimiz bu yerel yönetimleri önümüzdeki seçim döneminde almayı hedefliyoruz ve bu yönde halkımızın da bizden bir beklentisi var. Aslında bu bir önceki dönemde yani 2009 yerel yönetimler seçiminde Bingöl’de belediye başkanı seçimini biz kazandık. Son seçim kazanıldı ama bir takım seçim hileleriyle ibrenin AKP’ye çevrildiği yönünde istihbarat raporlarının olduğu biliyoruz.
Şimdiki AKP ve cemaat politikaları ülkeyi nereye götürüyor? BDP olarak sizin buna karşı politikalarınız nelerdir?
Temel olarak son dönemde AKP’nin uyguladığı politikaların özeti bir tasfiye konseptidir. Bu hem Kürt muhalefetine karşı, Kürt demokratik siyasetine karşı, hem de Türkiye’de en temel demokratik halk arayışında olan yığınla karşı bu şekilde gelişiyor. Özellikle bu savaş konsepti kapsamında siyasi soykırım operasyonlarını geliştiriyorlar, askeri soykırım operasyonlarını geliştiriyorlar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridi yoğunlaştırıyorlar. Bu şekilde Kürt hareketini nefessiz bırakma, Kürt hareketini boğma gibi bir yaklaşımı ortaya koyuyorlar.
Kürtler pazarlık haline getiriliyor
Bunu yaparken tabi Ortadoğu’daki bir takım gelişen dengeleri de gözönünde bulundurarak biraz ABD ve NATO’nun Ortadoğu’yu şekillendirme stratejilerine Kürtleri bir pazarlık konusu haline getiriyorlar. Biz bunu çok tehlikeli bir yaklaşım olarak görüyoruz. Gerek Türkiye içinde gerek bölgesel politika çerçevesinde, gerekse de genel olarak ortadoğu politikasinda küresel hegemonik güçlerden çok, oradaki halkların istemlerini ve çıkarlarını önceliyen bir siyaset ve politikanın olması gerektiğini düşünüyorum.
‘Siyasi soykırım’ olarak adlandırılan operasyonlar neden yapılıyor? Bu operasyonların sonuçları ne olabilir?
‘Kürt demokratik siyasetini bu yolla bitirebiliriz’ gibi bir algıyla şu anda hareket ediyorlar. Biz de bu nedenle bu siyasi soykırımları boşa çıkarmaya yönelik üye kampanyasını başlattık. Mart ayına kadar sürecek olan kampanyada, bir milyona yakın yeni resmi üye katmayı hedefliyoruz. Aynı şekilde KCK adı altında tutuklanan çok sayıda arkadaşımız olduğu biliniyor. Kendi anadilinde savunma yapmak isteyen arkadaşlarımızın hiçbir şekilde bir mahkeme konseptine uymayan bir tiyatral sahne içerisinde maruz kaldıkları yargısal süreci hepimiz biliyoruz. Bu arkadaşlarımızla ilgili bu güne kadar ciddi ortaya konan yargısal ve hukuksal anlamda suç teşkil eden hiçbir delil ortaya konulmadı. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki bir takım legal çalışmalar kriminalize edilerek illegal çalışma gibi gösteriliyor. Bu nedenle biz böyle bir çıkışı anlamlı bulduk ve böyle bir üye kampanyası başlatıldı. Eğer bu arkadaşlarımız iddia edilen suçlardan dolayı cezaevlerinde ise bizlerde bu suçu işledik, işliyoruz yaklaşımını ortaya koyduk.
Meclis çalışmalarınıza yönelik bizi bilgilendirir misiniz? Gündemde yeni Anayasa tartışmaları var...
Açıkçası dışarıda görünen genel AKP zihniyeti meclis içerisinde de devam ediyor. Daha önce tek millet, tek din, tek dil gibi tekçi yakalaşımların son AKP iktidarı döneminde artık tek parti ve tek adama doğru bir sürece girdiğini gözlemliyoruz. Mecliste bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmalarda halkın beklentisinin en fazla yoğunlaştığı alan demokratik bir anayasanın oluşum süreci.
‘AKP anayasa çalışmalarını sabote ediyor’
Şu anda Anayasa komisyonumuz çalışıyor. Ancak bununla ilgili AKP’nin ciddi anlamda süreci sabote etmeye yönelik girişimleri var. Örneğin; komisyonumuzda yer alan Prof. Büşra Ersanlı hocamızın gözaltına alınarak cezaevine konması süreci baltalamaya yönelik önemli bir müdahale. Darbesel nitelik taşıyan bir müdahale. Yine bugüne kadar arkadaşlarımızın yürüttüğü çalışmalarda Kürt halkının bazı kazanımlarını ve bazı taleplerini kırmızı çizgi olarak örneğin anadilde eğitim gibi iyiniyet içermeyen yaklaşımları söz konusu AKP’nin. Ancak burada şöyle birşeyi esas alıyor; AKP aslanıda yeni Anayasa sürecini bir şekilde yürümesini istemiyor. Bu istememezliğe bir suçlu arıyor. Bunun için de BDP’yi anayasa sürecinden düşürmeye çalışıyor. Ancak biz halkımızın gerek anadilde eğitim, gerek kültür, kimlik ve statüyle ilgili istemlerini bu anayasal süreçte bir sözleşme altına alma noktasında kendi çabalarımızı yoğunlaştırmak üzere devam ediyoruz. Meclis’te de demokratik bir muhalefete tahammül edemeyen bir iktidar anlayışı var. Bu iktidar anlayışı aslında kendi içerisinde de biat kültürüne uygun bir takım örgütlenmeler ve kadrolar yaratılmış.
AKP içerisinde bulunan Kürt milletvekilleriyle diyaloğunuz var mı? Örneğin yüz yüze geldiğinizde nasıl bir hava oluşuyor?
AKP içerisindeki bu milletvekillerini biliyoruz. Seçimden öncesinde Kürt kamuoyunun desteğini almak için önemli bir takım çıkışlar yapan bazı kişilikler de var. Ancak bu dönemde Kürt demokratik siyasetine pervasızca bir saldırının olduğu bu dönemde aleyhte tek bir cümle kullanan tek bir milletvekiline rastlamadım. Yine Kürt gençlerine yönelik askeri soykırım operasyonları, sınırötesi operasyonları kararları alınırken aksi yönde davranan bir tek AKP’li milletvekiline rastlamadık. Yine son örneğinde Çelê’de kimyasal silahlarla yapılan katliamla ilgili Kürt gençlerinin parçalanmış cenazelerinin morglarda aylarca bekletilmesiyle ilgili duyarlılık gösteren, bir tek cümle kullanan bir milletvekiline rastlamadım. Yani tamamen kendi halk gerçekliğinden kopmuş devletin resmi söylemlerini esas alan bir yaklaşım sözkonusu.
Bir süre önce Bingöl’ün Karlıova (Kanireş) ilçesinde meydana gelen olaya ilişkin neler belirteceksiniz?
Silahlı bir saldırı sonucu bir korucu yaşamını yitirmişti. Ardından, beş saat boyunca devletin valisi, emniyet müdürü, kaymakamı ve polisinin gözü önünde onların koruması altında yapılan bir korucu terörü vardı. Hukuk devleti beş saat boyunca Karlıova’da bir yerlere saklanmıştı. Halkın can ve mal güvenliğine yönelik çok önemli fiili bir saldırı olmuştu. Biz en son Karlıova olayları ile ilgili bir meclis araştırması istedik ve bir önerge sunduk. Bizim vermiş olduğumuz araştırma önergesine AKP milletvekilleri ret oyu verdi. İlginç olan da ret oyu metnini de Bingöl milletvekiline okuttular. Aslında bu Bingöl milletvekili okuduğu metnin ne anlama geldiğini de bence çok fazla idrak edebilecek veya o muhakeme gücünü ortaya koyabilecek bir siyasal öngürüden uzak bir yaklaşım içerisinde. İste AKP’nin bölge milletvekillerinin şu anda kendi halklarına yönelik bu topyekün soykırım operasyonlarına karşı hangi konumda durduklarını gösteriyor.
Doktorsunuz ve siyasete de yenisiniz. Neden siyaseti tercih ettiniz? Sizi siyasete getiren sebepler neler?
İdris Baluken her şeyden önce duyarlı bir Kürt’tür. Politikaya giriş sebebim de tam da bu noktada insan yaşamına duyduğum saygıdan dolayı. Kürt sorunundan kaynaklı insan ölümlerine karşı olan vicdani duyarlılığımdan dolayı geliştiğini belirtmek istiyorum. Bu anlamda zor olan bir bölgeden en azında konjoktürel olarak siyasi yapılanmanın bir şekilde savrulduğu bir alandan siysete girdim ve Bingöl milletvekili olarak büyük bir onurla Kürt halkının iradesini temsil etmeye çalışıyorum. Halkımızın bize vermiş olduğu göreve layık olmaya çalışıyorum.
Burada çeşitli toplantılara katıldınız, Avrupa’daki Kürdistanlılar için ne söyleyebilirsiniz?
Şunu belirtmek istiyorum ki Bingöl seçiminin kazanılmasında yediden yetmişe bütün yurtsever duyarlı halkımızın çok önemli emeği söz konusu oldu. Bu anlamda belki de en önemli duyarlılığı gösteren Avrupa’da yaşayan insanlarımız olmuştur. Bir kısım insanlarımız seçim bölgelerine gelerek, çalışmalara katıldı. Bazıları ise özgün nedenlerinden dolayı gelemedi, ancak iletişim tekniği ile elinden gelen bütün çabayı ortaya koydu. Bundan dolayı halkımıza teşekkürlerimizi sunuyorum.
İDRİS BALUKEN: 2 Temmuz 1976’da Çewlik’te (Bingöl) doğan İdris Baluken, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Heybeliada Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi’nde göğüs hastalıkları ve tüberküloz alanında uzmanlığını tamamladıktan sonra Bingöl Verem Savaş Dispanseri, Bingöl Devlet Hastanesi ve Diyarbakır Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde çalıştı.
Toraks Derneği, Türk Tabipler Birliği ve SES Diyarbakır Şubesi’nde yönetici ve aktivist olarak görev alan Baluken, uzmanlık dalıyla ilgili olarak Türkiye’de ve farklı ülkelerde akademik çalışmalara katıldı. Evli ve iki çocuk babası olan Baluken, BDP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eşgenel Başkan Yardımcılığı ve Meclis’te Sağlık ve Sosyal Politikalarla ilgili Komisyonun aktif bir üyesi olarak görev yapıyor.
ADEM KARAÇOBAN