
Türkiye’de yaşanan baskı ve emek gaspından sanatçılar da payını alıyor. Buna karşı yeni örgütlenmeler de gelişiyor. Biz de bu konuları tartışmak için yeni kurulan, genel başkanlığını Mehmet Ali Alabora’nın yaptığı ve Altan Erkekli, Şebnem Sönmez gibi isimlerin de yönetiminde yer aldığı Oyuncular Sendikası’nın kapısını çaldık. Sendikanın Yönetim Kurulu Üyesi olan oyuncu Janset Paçal sorularımızı yanıtladı. İktidarın düşünmeyen, hissetmeyen ve bilmeyen toplum yaratmak istediğini belirten Paçal, buna karşı mücadelenin önemine dikkat çekiyor.
Tek cümleyle, sendikanızın hangi gerekçeler etrafında kurulduğunu özetler misiniz?
Sendikamızın, şu an bizlere dayatılan çalışma şartlarını reddetmek ve iyileştirmek, geleceğe daha sağlam bir sahne bırakmak, uluslararası bir iletişim kurabilmek ve bütün çalışanları da güvence altına alabilmek için kurulduğunu söyleyebiliriz.
Aslında oyuncular sendikasızlıktan ziyade örgütsüzlüğüyle sorunlu bir durumdaydı galiba. Örneğin Sine-Sen’in varlığına rağmen, neden ‘ikinci bir sendika’ olarak ortaya çıktınız?
Biz buna bir bölünme değil, büyüme olarak bakıyoruz. Sine-Sen’de yaptığımız çalışmalar sonrasında gördük ki, kamera arkası ve oyuncular olarak hem ortak hem de ayrılan sorunlarımız var. Bu da tamamen iş içindeki durumumuzla ilgili. Dolayısıyla Sine-Sen’i kamera arkası ekibinin örgütlediği bir sendika olarak destekledik ve ‘Sahne, Perde, Ekran, Mikrofon Oyuncuları’ sendikasını kurduk. Her iki sendika da dayanışma içinde. Bu bir ‘rağmen’ değil; ‘sayesinde’ vurgusuyla görülmeli.
Sadece kendi iş alanınızdaki sorunlara mı odaklanmayı düşünüyorsunuz; yoksa, ülkenin toplumsal-siyasal gelişmesinde mağdur olan kesimlerle de dayanışma içinde olacak mısınız?
Sanat çevreleri her zaman toplumsal sorunlarla ilgiliydi esasında. Ancak kendimizden örneklersek; sorunlar içinde boğulan bir topluluğun başka sorunlara enerji harcaması sağlıklı olmuyordu. Sendikamızın varlığı bu açıdan da önemli; çünkü ayakları yere sağlam basan, kendi içinde bulunduğu şartları çözmüş ve güçlenmiş bir yapının, başkalarının da derdine derman olabileceğini düşünüyoruz. Duyarsız olamayız ve elimizden geldiğince de toplumsal sorunlara ilgi göstermeye çabalayacağız.
Oyuncuların yaşadıkları ve ivedilikle çözülmesi gereken problemlerini nasıl sıralıyorsunuz?
Sıralayacaklarım sadece oyuncuların değil, sektörün de sorunudur. Yapımcısından çaycısına kadar onlarca birimi ve onbinlerce insanı ilgilendiren sorunlar yani. Bağlı çalışanlara esnaf muamelesi yapılması en büyük derdimiz, yani 4A’lı olmamız gerekirken 4B’li olarak çalışıyoruz. Bu sorun beraberinde emeklilik, sağlık, iş güvencesinin aksamasını yaratıyor. Televizyon kanalları hiçbir sorumluluk almadan tüm yetkiyi alıyor ve yıllardır indirimli bütçelerin içinden aynı kalitede iş bekliyor. Sürekli ekonomik kriz bahane edilerek, işsizlikle tehdit ediyor bizleri. Yapımcı da mecburen aynı yaptırımı ekip için kullanıyor. Çalışanlar da işsiz kalmamak adına bu duruma göz yumuyor.
Bunlarla ilgili önerileriniz neler?
Öncelikle bütün çalışanlarımızın sigortalı olması ve çalışma saatlerinin buna göre ayarlanması gerekiyor. Sağlık ve emeklilik güvencelerinin mutlaka olması gerekiyor. Bunun için de bütçelerin buna göre düzenlenmesi ve kanalların da bu bütçeleri yapımcıya vermesi gerekiyor.
Diğer ülkelerdeki oyuncuların örgütlülüğüyle mukayase ettiğinizde, Türkiye’deki oyuncuların eğilimlerini nasıl buluyorsunuz?
Yurtdışındaki örgütlülük tarihi çok eskilere dayanıyor ama genelde hikayeleri aynı. İşleyişte sorun gören bir kısım insan oralarda da örgütlenmeye başlıyor ve herkesin rahatı için kendi rahatını bozuyor! Böylelikle pek çok ülkede rahata kavuşulduğunu söyleyebiliriz. Maalesef böyle; herkesin rahat etmesi için birilerinin rahatsız olması, elini taşın altına koyması gerek. Ama biz Türkiye’de yeterince ‘rahatsızlık’ çekildiğini de düşünüyoruz. Haliyle çok yeni örgütüz ama artık iletişim kurmak, bilgilendirme faaliyeti eskisi gibi zor değil; sosyal iletişim ağının gelişmiş olması da olumlu yönde etkiliyor. Bir de son zamanlarda Türkiye’de yaşananlar o kadar apaçık ortada ki, büyük çoğunluklar her alanda sendika ihtiyacının farkında.
AKP Hükümeti’nin son on yıl içinde sanata ve sanatçıya dair tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Malum, en son bir bakan da sanat çevrelerini ‘terörün arka bahçesi’ ilan etmişti...
İnsanları sindirmek için sanat çevresine kadar, herkesi baskı altında tutmayı yöntem edindiler. Türkiye’de düşünmeyen, hissetmeyen ve bilmeyen bir toplum yaratılmak isteniyor. Tabii bizlerin olduğu kadar okurların, seyircilerin de bu baskılara verecekleri yanıtlar önemli. Çünkü bir sonraki baskının hududunu bir öncekine gösterilen tepki belirliyor. Bu tip baskılara maruz kalmak hiç hoşumuza gitmiyor!
ALİ BARIŞ KURT