Dün, Ahmet Altan Taraf’ta mükemmel bir şekilde bu “denetlenememe” durumunu yazdı. Ona göre, Cumhuriyet tarihinde ilk defa bütçe, Sayıştay raporları parlamentoya sunulmadan görüşülüyor.
Bunun anlamı şu: Hükümet, halkın parasını nereye, niçin harcayacağını TBMM’den, dolayısı ile halktan saklıyor.
Hükümetin ne dolaplar çevirdiğini anlayabilmek için şu soruyu sormak gerekir: Bir ülkede hükümetin devlet adına yaptığı bütçe ne zaman denetim dışında tutulur, yani “gizlenir”?
Bunun yanıtı açıktır:
Birincisi, ortada bir “darbe hükümeti” varsa, bütçe denetim dışında tutulur. Çünkü darbe hükümetinden zaten hiç kimse hesap soramaz.
İkincisi, eğer ortada bir “savaş hükümeti” varsa ve hükümet bu savaş hazırlığını halktan ve komşu devletlerden gizlemek istiyorsa, o zaman bütçe derin bir “gizliliğe” gömülür.
Bizde iki durum da geçerlidir:
AKP Hükümeti, bütün gücüyle “başkanlık” rejimine yürüyor. Ama bunu, adım adım “başkanlık” rejimini inşa ederek yapıyor. Herkes ilerde bir Anayasa değişikliği ile böyle bir “başkanlık” rejiminin kurulacağını düşüne dursun, Türkiye son üç yıl içinde fiilen Başkanlık Rejimiyle yönetiliyor.
Bütçe müzakereleri de göstermiştir ki, TBMM hükümeti denetleme imkanından yoksundur. AKP çoğunluğu tek bir adamın emriyle hareket ediyor. Sayıştay devre dışı bırakılmıştır. BDP vekili Sırrı Sakık’ın da işaret ettiği gibi içinde tek bir Kürt ve Alevi üyenin bulunmadığı Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve tüm yargı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu eliyle denetim altına alınmıştır. Çankaya kimi uygulamalara “mırın kırın” etse de, AKP çoğunluğunun çıkardığı bütün yasaları bir noter gibi onaylamaktadır. Devlet polis devleti haline gelmiştir.
Şu anda, devletin hiçbir kurumu Erdoğan Hükümetinin hiçbir kararına karşı koyamaz, hiçbir tasarrufunu denetleyemez. Halkın, siyasi partilerin, sendikaların, meslek kuruluşlarının ve sivil toplum örgütlerinin Hükümeti sokakta denetlemesi ise, Fırat’ın Batısında polis gücüyle, medyanın etkisiyle fiilen imkansız hale getirilmiştir. Kürdistan’da ise zaten faşizm var.
Demek ki, Türkiye’de “darbe dönemlerini” aratmayan bir fiili “Başkanlık rejimi” kurulmuştur. Eğer yapılırsa, Anayasa bu “fiili duruma” hukuki temel sağlayacaktır. Tıpkı Evren diktatörlüğüne 12 Eylül anayasasının sağladığı “hukuki temel” gibi…
Türkiye böyle bir rejim altında olduğu için AKP bütçenin denetimine izin vermiyor.
İkinci duruma gelince: AKP Hükümeti savaşa hazırlanıyor. NATO Suriye bahanesiyle adım adım Türkiye sınırları içine yerleşiyor; Kürecik’te Amerikan askerlerinin denetiminde “füze kalkanı” kuruldu, şimdi Patriot füzeleri Türkiye sınırları içinde konuşlanacak, bunları denetleyecek Alman askerleri yolda. AKP Türkiye’yi ABD’nin dümen suyunda “asrın savaşına” hazırlıyor. ABD’nin 1990’dan beri uygulamaya koyduğu “Basra Körfezi”nde tam egemenlik için İran artık hedeftedir.
İşte AKP’nin bütçeyi denetimden kaçırması savaş hazırlığını gizleme amacıyladır.
Ve Başbakanın göz boyamaya dönük “on yıllık ekonomik icraatı” hakkında da birkaç söze gerek var. Çünkü muhalefet bu konuşma karşısında “şaşırdı”. Oysa şaşılacak bir şey yok. Hatta bu konuşmadaki verileri tartışmaya bile gerek yok. Velev ki, Başbakan’ın sözleri yüzde yüz gerçeği yansıtsaydı, bu neyi gösterirdi?
Ekonomik bakımdan “başarılı” bir hükümetin, bu “başarılara” dayanarak, “tek adam” diktatörlüğüne ve kanlı bir bölgesel emperyalist savaşa yöneldiğini gösterirdi.
Tıpkı 1930’lu yıllarda Hitler gibi. Hitler Almanya’yı yüzde yüzbinlik enflasyon ve yirmi milyon işsizlik bataklığından çıkardı, “ekonomik mucizesini” “otobahnlar ve Panzerler” ile ilan etti; bu başarılarına dayanarak Alman halkına “tek şef, tek devlet, tek millet” faşizmini dayattı ve sonra dünya savaşında insanlığı kana buladı…
Dinleyin: “Duble yollar” ve “milli tanklar”, “tek millet, tek devlet, tek dil, tek din ve tek Başkan” nutukları kulağınıza tanıdık gelmiyor mu?
Bütçe tartışmasında temel soru şu: Eğer gerçekse ekonomik başarılar, Erdoğan’ın tek adam diktatörlüğü ve savaş için mi kullanılacak, yoksa demokrasi ve barış için mi? Ve hangi yol halka felaket, hangi yol refah getirir?
‘Ekonomik başarı’ yoluyla diktaya ve savaşa doğru
Bütçe “müzakereleri” devam ediyor. Parti sözcüleri, “denetlenemeyen” bir bütçe hakkında konuşuyor.