Nisêbînli A.C’nin hikayesi, bir bakıma ilçe halkının da acılarına anlatıyor. A.C., Kerboran’da dünyaya gelmiş, 14 yaşında evlendirilmiş. Eşi Ramazan milis olması nedeniyle devlet tarafından infaz edilir. 23 yaşındaki eşini kaybettiği sırada A.C., 17 yaşında ve üç çocuk annesidir. Rezan ve Helin daha küçük yaşta babalarını kaybederken, en küçük oğlu Ramazan henüz dünyaya gelmemiştir. Genç olmasına rağmen komşuları ona ‘Anne’ diyor. A.C., hikayesini anlatırken, mimikleri ve saflığıyla halen çocukluğunu koruyor. Bu onu daha da sempatik bir hale getiriyor.
A.C., hem devletin hem de içinde bulunduğu toplumsal yapının baskısına karşı büyük bir direniş sergiliyor. A.C., dramı bunlarla bitmiyor. Oğlu Rezan 6 yıl okula gider. Boş zamanlarda ise ayakkabı boyacılığı yapar. Rezan, bir süre sonra devletin Nisêbîn’de geliştirmek istediği özel savaş ağına düşer. Uyuşturucu çetelerinin eline düşen Rezan, daha sonra içine girdiği durumu farkeder ve karanlık tezgahtan ayrılmaya karar verir. Bu arada uyuşturucuyu Nisêbîn’de yaygınlaştırmak isteyen çete başı öldürülür. Bu olaydan Rezan sorumlu tutulur, 27 gün içinde ilk çıktığı mahkemede ömürboyu hapse mahkum edilir.

‘Bağrımdan koparıldı’

A.C., olayı şu şekilde anlatıyor: „Müebbet cezasının tek nedeni o adamın devlet ile ilişkisi olmasıdır. Başka bir nedeni de yok. Parmak izi yok, ortada silah yok. Oğlum bana ‘Ana, onu ben vurmadım’ diyor. Oğlum bize hiç yalan söylemez. Avukatımızın dediğine göre, bugüne kadar ülkenin hiçbir yerinde 27 gün içerisinde müebbet cezası verilmemiştir. Farkına vardığı pisliklerden ayrılmak isteyen oğlumun bu şekilde cezalandırılmasıyla süresiz bir infaz gerçekleşmiştir. Oğlum tam bir buçuk yıldır bağrımdan kopartılmış, Mardin Cezaevi’ndedir. Her görüşe gittiğimizde bana yalvarıyor: ‘Anne beni kurtar, ben suçsuzum, bir şeyler yap...’ Bir kişiyi gerçekten öldüren diğer tutuklular, infaz ettiklerini kabul etmelerine rağmen 12, kimisi 13 yıl hapis cezası alırken, benim oğlum suçu kabul etmemesine rağmen müebbet hapis cezası almıştır. Oğlum suçsuzdur, biliyorum, inanıyorum. Oğlumun infazı geçekleşiyor, gün be gün eriyor, benim de elim kolum bağlı. En büyük acım da budur.“
Elinden geldiği kadar sık sık oğlu Rezan’ın görüşüne giden anne A.C., kimi zaman yol parasını, oğluna verebileceği küçük bir harçlığı bulmakta zorlanıyor. Anne ve kızı Helin biriktirdiği paralarla bir yandan yaşam kavgası verirken, bir yandan da 20 yaşındaki Rezan’a az da olsa harçlık göndermeye çalışıyor.

‘Çöp yığınında çok sayıda ceset bulundu’

Anne devamında, „Oğlumla beraber olan çocuklardan biri, ‘ben öldürdüm’ demiş, ancak kaçıp gitmiş. Kimse nerede olduğunu bilmiyor. Devlet her insanı bulabiliyor da bu kaçıp giden çocuğu nasıl bulamıyor. Belki onu da infaz edip bir çöp yığını içine attılar. Mardin-Nisêbîn arasında bir yol kenarında çöplük alan var. O çöp yığınları arasında çok sayıda ceset bulundu“ şeklinde konuşuyor.
A.C., Nisêbîn’de devletin yaptığı katliamları anlatırken, adeta o günleri yeniden yaşıyor: „20 yıl önceydi. İnsanlar bir yürüyüş yapmak istedi. Ama insanların karşısına panzerler çıktı. Köprü üzerindeki insanlar yürüyüşte ısrar edince panzerler bir anda hareketlendi, kitleye doğru hızlandı. İnsanlar, paniğe kapılıp kendilerini kurtarmaya çalıştı. Panzerler bir anda 25 insanın üzerinden geçti. Polisler ise panzerden kendini son anda kurtaranları kurşun yağmuruna tuttu. Üzerlerine onlarca kurşun sıkılan çocuklar, kan gölü içinde kıvranıyorlardı. Ellerinde oğlunun bedeninden kopmuş kolu kalan anneler vardı. Bir anne oğluyla birlikte panzerden kaçmış, ancak panzerin ezmesiyle çocuğun kolu kopmuştu. O anne elinde oğlunun kopmuş koluyla çığlıklar atıyordu. Oğlunun panzer altında kalması karşısında bir baba ağlıyordu. Ancak baba da daha sonra polis kurşunlarıyla öldürüldü. Kadın, erkek, genç ve çocukların körpecik bedenleri üzerinde panzerler geçti. Hiçkimse o vahşeti unutamaz. Nisêbîn böyle acılara, böyle vahşetlere direndi.“

Ramazan gerillaya katılıyor
Ramazan adlı oğlunun gerilla olduğunu belirten A.C., „Oğlum Ramazan, bir buçuk yıldır özgürlük gerillasıdır. İsmini babasından aldı. Helin’in acısı daha büyük. Ramazan katılmadan önce çok şey paylaşmış. Ne zaman Ramazan’ın sözü geçse, Helin durgunlaşıyor, gözlerinden yaşlar akıyor. Anlıyorum ki, kızım kardeşini çok özlüyor. Yanımda tek kalan kızım Helin’dir. Onun okumasını çok istiyorum. Kızımdan tek isteğim bir üniversite gitmesidir“ diye konuşuyor.
Helin’e sorduğumuzda ise, „Üniversiteye gidersem annem yalnız kalır. Annemi yalnız bırakamam“ diyor.
Anne-kız, sezonu geldiğinde fındık toplama işçiliğine gidiyor. Burada kazandıkları ve BDP’ye bağlı Nisêbîn Belediyesi’nin vermiş olduğu küçük bir miktar para yardımıyla ayakta kalmaya çalışıyor.

‘Nisêbîn’in çamurlu kaldırımına düştü’

Ancak A.C., törelerin de ağır yükü altında. A.C., eşinin ailesi tarafından dışarı çıkmaması yönünde azarlanıyor, hatta zaman zaman tehditler aldığını dile getiriyor. A.C., konuya ilişkin yaşadığı bir olayı anlatıyor: „Ben bir başka kadın ile çarşıya eve erzak almaya çıkmıştım. Helin okuldaydı. Karşıdan karşıya geçerken sağımda bir aracın bize doğru hızlandığını farkettim. Yanımdaki kadınla karşıya geçmek için hızlandık. Araç sürücüsü bunu farkedince daha da hızlandı. Aramızda yarım metre belki yoktu, son anda kendimizi karşı kaldırıma attık. Aracın bize çarpmasına çok az kalmıştı. Etraftaki insanlar bize doğru koştu. Dizimi çok kötü vurmuştum kaldırıma. Onun acısı ile uğraşırken, başımı kaldırdım, araç halen bir kaç metre ileride duruyor. Direksiyonda ise kaynım oturuyordu. Anladım ki beni vurmak istiyor. Ağabeyinden bana bir yazma kaldı. Onu da sandığımda saklarım, her çıktığımda başıma örter, onu yanımda bilirim. Elimde bir yazması kaldı. O da Nisêbîn’in çamurlu kaldırımına düştü. O anda tek düşündüğüm yazma oldu. Ayaklar altında ezilmeden kurtarayım derken, yazmayı aldım. Göğsüme sıkıca bastım ki, kimse onu elimden alamasın.“
Anne A.C., bu olay üzerine Helin’i 5 ay okula göndermediğini belirtiyor. Hatta kimi zaman evden çıkmadığını dile getiriyor. Gece sessizliğinde her gürültü, onları biraz daha korkuya itiyor. Çevrenin ileri gelenlerinin araya girmesiyle A.C., rahat bir nefes alıyor.
„Peki neden başka yere taşınmıyorsun“ şeklindeki sorumuza ise A.C., „Nereye gideyim ki, param yok, tanıdığım kimsem yok. Nisêbîn’de babamlar var, onlara sığınıyor, zaman zaman moral yardımlarını alıyorum. Kimsem yoktur ki nereye gideyim. Okul okumamışım, elimde bir meslek yok. Nereye gideyim ki“ şeklinde cevap veriyor.

‘Çocuklar babasız kaldı’
Çarpıcı ifadelerle sevdasını şu şekilde tarif ediyor A.C., „Kayınlarım her zaman bana hakaret ederlerdi. ‘Başının kapanması gerekiyor’ derler. Başın kapanması demek tekrar evlenmek demektir. Dul olmak o aileye göre günahmış, Allah’a karşı ve geleneklere karşı bir günahmış. Ama ben her zaman da kendime şunu diyorum, o yazma benim yanımdadır.“
Anne ve kız, BDP’nin düzenlediği her etkinliğe katılıyor, katkı sunuyor. Nitekim, Newroz’da Kürt Halk Önderi Öcalan’ın posteriyle etkinlikte yerlerini aldı. Anne- kız bu sahiplenmeyi şu şekilde anlatıyor: „Nisêbîn halkı çok şey yaşadı. Halk direndi, hiçbir zaman geri kalmadı. Nisêbînde birçok kadının eşi yok. Birçok çocuk babasız. Büyük acılar yaşanmış. Nisêbîn’de hangi kapıyı açarsan aç, mutlaka iki-üç şehitleri vardır. Babasını görmemiş çocuklar... Oğlum Ramazan da babasını göremedi. Kürdistan’da kadınlar çok büyük acılar yaşıyor. Artık yeter, kadınlar artık acı çekmesin diyorum.“


NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU - NİSÊBÎN