„İnsan insanın kurdudur“ diyen filozofun kafasındaki „insan“ın „erkek“ olduğu kesindir. O nedenle bu sözün doğrusu „erkek erkeğin kurdudur“ olmalı. Öyle olduğu için birbirlerini çok iyi tanıyan „erkekler“ birbirlerinden korkarlar. Medya da „erkektir“ ve „erkek“ devletten korkar. Bu akıl yürütme devam ettirilebilir; „erkek siyaset“ diğer „erkek siyasetten“, „erkek sanat“ öteki „erkek sanat“tan korkar.
„Korku“, en „erkek“ kavram olan „cesaretin“ diyalektik ikizidir. „Korku“ olmasa „cesaret“ de olmaz. Bütün erkeklerin „cesur“ olduğu bir yaşamda, kimsenin aklına „cesaret“ diye bir kavram icat etmek gelmezdi. Herkes „cesur“ olsaydı „korku“ da olmazdı. İşin aslına bakılırsa „cesaret“ korkaklığın kaçınılmaz bir sonucudur. Doğa olaylarından, toplumsal fenomenlerden ve cinsler arası ilişkiden duyulan „erkek korkusu“, dönmüş dolaşmış bu „korkuyu“ yenmenin adı olarak „cesaret“ dediğimiz davranış biçimini yaratmıştır. Özünde bizim cinsimiz „korkularıyla“ vardır. Bunları „yenmenin“ adı „cesaret“ olmuş, daha sonra yabancılaşarak bu „cesaret“ „erkekliğin“ tamamlayıcı tanımı haline gelmiştir.
Ve bir kere „erkek cesurdur“ dendikten sonra, „cesurlar“, en az kendileri kadar „cesur“ olduğu söylenenlerden „korkmuştur.“
Ama erkeğin kulağına „sen korkmazsın, erkeksin, cesursun“ efsunlu sözlerini fısıldayanlar kadınlardır; annelerdir. Her anne „erkek“ çocuğunun nasıl „zayıf“ olduğunu, nasıl „korkular“ içinde titrediğini, „cesur“ görünürken bile nasıl sararıp solduğunu bile bile onu „erkek“ haline getirmiştir.
Kadınlar erkekleri tanırlar.
O nedenle, siz bakmayan kalleşçe vurulup öldürülen kadın sayılarına… Bu cinayetlerin hepsi de „korku“nun delirttiği erkeklik halleridir. Kadınlar erkeklerden korkmazlar. „Kas gücünden“, „kuvvetten“, aç açık kalkmaktan, öldürülmekten korkmaları başka bir haldir. Bu insani korkudur. Erkekten korkmak değildir. Kadınlık kendi tarihi içinde „erkeği“ tanımıştır. Onun nesinden korksun. Erkekten korkmadığı için kadın „erkek medyadan“ da, „erkek siyasetten“ de, „erkek devletten“ de, „erkek ordudan“ da, „erkek polisten“ de, „erkek yargıdan“ da korkmaz.
Korkmayınca ne olur? Korkmayınca „medyanın, siyasetin, devletin, ordunun, polisin“ o anda foyası ortaya çıkar: Gerçek bir korkuya kapılır.
Bakın neler oluyor şu günlerde; kadınlar Öcalan’a özgürlük diyerek ayağa kalkıyor. Mitingler düzenliyor. Erkek Vali Amed’de mitingi yasaklıyor; erkek polis Mersin’de kadınların üzerine gaz bombaları atarak saldırıyor.
Yapılmamış mitinge katılacak olan kadınlar devlete ve polise „taş atmıyor.“ Nereden biliyoruz? Çünkü miting yapılmamıştır. O halde „taş atmayan“ kadınların mitingi neden yasaklanıyor?
Ve Mersin’de kadınlar daha toplanırken, polise her hangi bir saldırı olmadığı halde gaz bombaları patlatılıyor. Neden?
Neden bunlar oluyor? Neden olacak; korkudan…
Çünkü kadının „sokağa“ çıkması demek, sokaktaki erkek egemenliğini çiğnemek, rezil etmek, onun iç yüzünü gözler önüne sermek, „kof cesaretin“ rezilliğini, aczini alaya almak demek...
Devlet sistemi „erkek isyanına“ karşı kurulmuş bir sistem.
Kadın karşısında neye uğradığını o nedenle şaşırmakta. Saldırması korkaklığından. Şunların hallerine baksanıza: Meydanda başları tülbentli anneler, nineler, başları açık genç kadınlar, kız çocukları… Karşılarında ellerinde kalkan, tepelerinde kask, sırtlarında çelik yelek, ayaklarında demir ökçeli potin, yüzlerce erkek…Kadınlar slogan, erkekler gaz bombası atıyor…
Manzara her şeyi anlatıyor. Devletin silahlı erkek güçleri kadınlardan korkuyor…
Kürt özgürlük hareketi „kadın cesareti“nin örgütlenmesidir aynı zamanda. Devletin erkek egemenliği korkunun egemenliğidir. „Korktuğu“ için „devlet biçiminde örgütlenen“ erkeğin „korkaklığı“ karşısında „özgür kadının cesareti“ gerçek bir güçtür. Perspektif „kadın öncülüğüne“ doğru bir yürüyüştür.
Baksanıza, bir alay erkeğin arasında bir avuç kadın yazar. Onların arasında bir Nuray Mert. Hasta halinde Amed’e uçuyor. Neden? Bir tiyatro oyununu seyretmek için… Nasıl bir oyun bu? Dört Amedli ve dört Trabzonlu kadının oynadığı tek perdelik bir oyun. Dün Amed’de oynandı. Yarın Trabzon’da sahne alacak… Cesur bir kadın „erkek medyaya“, sekiz cesur kadın „erkek sanata“ başkaldırmış. Yedi kadın „Öcalan’a özgürlük platformu“yla tecride isyan halinde. Dağlardan, ovalardan, şehirlerden, sokaklardan kadın sesleri „egemen erkeklerin“ rüyalarına giriyor.
Çünkü her evde bir kadın var.
Her yerde kadın sesi demek, her yerde barış, refah ve saadet demektir.