
Strasbourg’ta devam eden süresiz dönüşümsüz açlık grevi, bugün 50. gününde. Doktorların, 40. günden sonrasının hayati tehlike eşiğinde olduğunu vurgulamaları düşünüldüğünde, 50. günlerin nasıl bir anlama sahip olduğu, içinde nasıl bir risk barındırdığını sanırım anlatmaya gerek yok. Bu eylemi ‘dışarıdan’ izleyen insanlar belki buna, bunun ardında gizli olan büyük inanca çok anlam da vermeyebilir. Fakat 50 günden beri bedenlerini açlığa yatıran insanları dinledikçe, onlarla sohbet ettikçe daha iyi anlaşılıyor böyle bir eylemin bu düzeye ulaşmış olmasının nasıl bir iradeye bağlı olduğu. Ya da eylemcilerden Mecbure Özer’in sözleriyle; “Bu süreçte bu kilisenin var olan koşullarında ancak insan hayallerinin peşinden giderse, hayallerine inanarak yaşarsa 48 gün aç kalabilir. Ama bizim hayallerimiz var; iradeli bir Kürt olmak, onurlu yaşamak.”
Süresiz dönüşümsüz açlık grevinin 48. gününün akşamında, eylemcilerden Gönül Kaya, Mecbure Özer ve Öner Uludağ ile sohbet ettik.
48 gündür burada eylemle birlikte ayrıca bir yaşamı da paylaşıyorsunuz. İlk günlere dönersek eğer, neler söyleyeceksiniz?
Öner Uludağ: Bu eylemin öncesinde uzun süredir Önderlik üzerinde uygulanan bir tecrit vardı. Bu bağlamda eylemin öncesinde gençlik ve kadın hareketleri tarafından, buna karşı başlatılan kampanyalar da vardı; ‘Hebûna me Serokatiya me ye, dem dema parastina Serokatiyê ye’, yine ‘Êdî bes e! An Azadî An Azadî’ hamlesi vardı. Bu çerçevede bir eylem başlatılacaktı. Ben birey olarak Önderlik karşısında sorumluluk duyuyordum, bu eylemin yapılacağı konusunda haberim olduğunda da, bunun içinde yer almak benim için şart oldu.
Mecbure Özer: Bence bu eylemde yer alan bütün arkadaşlarda başlangıçta da bir empati hissediliyordu. Herkes bir şeylere inanarak ya da önümüze koyduğumuz hedeflere inanarak geldiği için birbiriyle paylaşma, kaynaşma, diyalog kurma, komünal yaşamı geliştirmede zorlanmadık. Çünkü sonuçta buradaki herkesin amacı nettir.
Gönül Kaya: Bir de buradaki herkes, bedel vermiş. Ya birey olarak vermişler ya da yakın çevreleri devletin uygulamaları karşısından bedel vermek zorunda kalmış. Mücadelenin içinde acıyı, sevinci, birçok şeyi yaşamış insanlardır. Mesela Öner arkadaşın annesi, barış grubu üyesi olarak cezaevinde. İki ağabeyi gerilla olarak dağda. Mecbure arkadaş da kadın hakları savunucusu olarak Kürdistan’da birçok şeyi görmüş. Burada da onun mücadelesini yürütüyor. Diğer bütün arkadaşlar açısından da bu böyle. Kürdistan’ın yaşadığı acıyı, yine Önderliğimizin yaşadığı durumları ve bu politikaların uzantısını burada hala yaşayan insanlarız. Hani Kürdistan’dan kopmuş gelmiş, burada kendi hayatını kurmuş insanlar değiliz. Çok ciddi bir eylem bu, çünkü bedenini yatırıyorsun, bütün düşüncelerinle buradasın; o ruh zaten başından itibaren vardı, bütün arkadaşların gözlerinin içinde vardı. Bu eylemin ağır bir sorumluluğu olduğunu hepimiz biliyorduk. O kararlılık ile başladı ve hedefler konusunda bir ortaklık vardı. O yüzden ‘Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’. Bu inisiyatif, aslında inandığın doğruların göstergesidir. Bir şeye inanıyorsan, inandığını göstermen de lazım. Bu inisiyatif, o inancın da bir göstergesi, onun da bilincindeydik. Her birimizin farklı farklı özellikleri var ama en önemli nokta, amacımız. Biz ülkemizi, Önderliğimizi, halkımızı seven insanlarız çünkü onların parçasıyız. Böyle bir ruhta olmayan biri zaten bu inisiyatifte yer alamaz da. Ya zorlanırdı ya da birbirimize baktığımızda zayıf bir yönümüz olduğunu hissederdik. Zira başlangıç sonucu da belirler.
Bir de şunu biliyorduk: Bu eylem, sadece 15 kişinin yapacağı bir eylem değil. Avrupa’daki, Kürdistan’daki birçok insanın ortak duygularını da ifade edecekti. Dolayısıyla bu bilinç başından itibaren vardı ve böylesi bir sorumluluk ile yaklaşıldı ve devam ediyor. Eylemin kesin başarısına da inanıyoruz. Taleplerimizi net ortaya koyduk. Bunun da her tarafta dili olacağız.
Bir de biz komünal yaşama inanan insanlarız. Bireyciliğe, bencilliğe inanan insanlar değiliz biz. Bunun da göstergesi, kendi aramızda bunu yaratabilmek. Bu eylem aynı zamanda Avrupa’daki dayatılan bencil yaşama karşı da bir modeldir, amaç aynı olduğu zaman farklılıkları ortak bir şekilde birlikte yaşayabilirsin.
Peki buradaki günlük yaşamımız nasıl geçiyor?
Öner Uludağ: Zaten bir kiliseye ait bir binanın bodrum katındayız. Geldiğimiz ilk günden beri sürekli ziyaretlere açık. Yurtsever halkımızın yoğun bir desteği var. Gündüzleri genelde gelen halkla, bizim amacı kendine amaç belirlemiş insanlarla beraber geçiriyoruz. Yine toplantılar yapıyoruz. Ayrıca dış çevreden gelen yabancı dostlar, milletvekilleri ile görüşüyoruz. Bazı Kürt siyasetçiler, aydınlar, yazarlar da geldi. Akşamları ise daha çok komünal bir tarzda geçiyor. Film izlenecekse birlikte izliyoruz, anılar paylaşılıyor. Mesela Fuat arkadaş kendi anılarını anlatıyordu, Gönül arkadaş da öyle. Yani gündüzleri gelen kitle ile daha da genişleyen, akşamları da 15 arkadaşın birlikte film izleyerek, sohbet ederek, anılarını paylaşarak gelişen bir komünal yaşam var burada.
Bir de bir eylem içerisinde yer alan insanların duruşu, yaşam biçimi, birbirine yaklaşımı, bir eylemin başarısını etkiler. Mesele sadece eylemin hedeflediği somut taleplerin yerine getirilmesi ile başarıya ulaşmış sayılmaz. Bence burada örgütsel bir bütünlüğü yakalama başarısı da elde edildi. Burada şunu hissettim: 15 bedende tek bir yürek atıyor. Aslında 15 beden var ama tek yürek; ritimler aynı, yoğunlaşma aynı, amaç aynı. Bu da eylemi daha değerli kılıyor.
Mecbure Özer: Önderlik yanlış hatırlamıyorsam bir çözümlemesinde şöyle demişti: ‘Ben hayallerimin peşinden gidiyorum.’ Hem buradaki bütün arkadaşların, hem de çoğu Kürdün hayalinde, Önderlik ile özgür Kürdistan’da yaşama, Amed’de buluşma hayali vardır. Aslında Önderliğin özgürlüğü, birçok insanın dile getirmekten çekindiği, tedirgin yaklaştığı bir husus. Ama buradaki 15 arkadaş bir araya gelerek, bütün kamuoyuna, dünyaya ya da bunun karşıtı olan Kürtlere şunu da dedi: Biz kendi bedenimizle de olsa, Önderliğe özgürlüğü dillendireceğiz ve bu olmayacak bir şey de değil. Özerk, demokratik Kürdistan için de bedenlerimizi açlığa yatırdık.
Bu süreçte bu kilisenin var olan koşullarında ancak insan hayallerinin peşinden giderse, hayallerine inanarak yaşarsa 48 gün aç kalabilir. Ama bizim hayallerimiz var; iradeli bir Kürt olmak, onurlu yaşamak.
Bir de eylemin başında, açlık grevi konusunda çok deneyimli olan Fuat Kav arkadaş, sinir gerilmelerin, dargınlıkların, kızmaların olabileceğini söylemişti ama 48 gündür bunu hiçbir arkadaşta görmedim. Gerçekten de birbirine kızma, birbirini kırma gelişmedi burada. Bunu da şuna bağlıyorum: insan inandığı zaman, sinirleri bozulsa da, gerilse de, kendi davranışlarını terbiye edebilir. Çünkü orada bireysel anlamda kendini değil, her zaman komün yaşamını düşünüyor, bu eylemde yer almak için zaten kolektif bir anlamda başvuruyor. Bundan dolayı bu eylemde herkesin kendi iradesini de sınayabildiğini düşünüyorum.
İnsanların sadece bir arada olması, komünal yaşam için yetmiyor. Bunu emekle, paylaşımla beslemek gerekiyor. Siz 48 gündür burada sadece yaşamı paylaşmıyorsunuz, normalin çok üstünde koşullarda yaşıyorsunuz ve bundan dolayı paylaşımların daha yoğun olduğunu düşünüyorum. Belki de en yoğun hali şu an burada yaşanıyor. Bu çok farklı bir bağlılığı da beraberinde getiriyordur.
Bu eylem başarıya ulaştıktan sonra muhtemelen ayrılmak çok zor olacaktır, bunu hiç düşündünüz mü?
Gönül Kaya: Burası aslında gerçekten de bir eğitim alanı; özellikle de sabır, düşünce derinliği, kendini tanıma bakımından. Sadece bir amaç için bir araya gelmek demek, bireyin de kurban edilmesi anlamını taşır. Ama önemli olan, birey ve toplum dengesini koruyabilmektir. Birey, kendisinin topluma ihtiyacı olduğu için toplumu savunur. Ayrılma değil de, başarıdan sonra temel amaç, asıl başarıya kilitlenme olacaktır. Daha büyük bir amaç var. Zaten en büyük amaç, amaçsız kalmamaktır.
Biz zaten nerede olursak olalım, buradan çıkardığımız sonuçları taşırmakla da yükümlü olacağız. Çünkü insan buradan gerçekten çok büyük dersler çıkarıyor. Başkanın, oğlu şehit düşmüş bir anneye söylediği bir şey var. Anne hep ‘benim oğlum katıldı, şehit düştü’ diyor. Başkan ise ‘sen onun için yanıyorsun ama ben hepsi için yanıyorum’ diyor. Yeni insanlar tanıdık ve kendi yüreğinin, beyninin ne kadar büyüyebildiğini gördük. Sadece burada eylemde olan arkadaşlar da değil; dayanışma için komiteden gelen arkadaşlar, Avrupa’nın her tarafından gelmiş yurtseverler. Biz o yüzden ayrılmış da olmayacağız, nereye gidersek gidelim devam edeceğiz. Çünkü birbirimizden öğrendiğimiz çok şey var. O yüzden fiziki ayrılık çok önemli değil, tabii ki etkiler. Ama ayrılırsak, birbirimize görev ve sorumluluk yükleyerek ayrılacağız.
Öner Uludağ: Sadece birkaç kişinin bir araya gelmesi ile komün oluşmadığını söylediniz soruda. Dar bir toplulukta çok farklı şeyler yaşayan, hisseden insanlar da olabilir. Aslında komün ruhunun, komünal bir yaşam tarzının insan sayısıyla hiçbir alakası yok. Sonuçta komünal yaşam tarzı bir ideolojidir. Mesela bugün Avrupa’da da bedel vermiş insanlar zindanlarda tek başlarına tutuluyor. Onun yaşam tarzı o zaman komünalizm olmaz mı? Sonuçta tek başına bir hücrede tutuluyor. Ama komünal bir ideolojiyi tek başına bir yerde hissedebilirsin bir ideolojinin parçası isen. Biz buradan ayrıldıktan sonra hedef, amaç, ideoloji bir olduğunda, hiç buluşmazsak da eninde sonunda özgür bir Kürdistan’da buluşacağız.
Gönül Kaya: Tekrar buluşmak için ayrılıyoruz aslında.
Öner Uludağ: Çünkü herkesin amacı bu. Bu eylem aslında toplumun isteği idi. İçinde kimlerin yer aldığı çok önemli de değil. Kuşkusuz toplumsal yönleri var, ama bireylere hissettireceği şeyler de vardır. Sonuçta 15 insan, bir fizik yapısına sahip, bir birey gerçekliği var ve her birey bazı farklı şeyler de hisseder. Mesela ben şunu hissettim ve bütün eylemcilerin de bunu hissettiğinden eminim: Bu eyleme destek için gelen insanlar açısından bazen duygusal anlar da yaşanıyor. Hiç tanımadığımız insanlar bizi gördüklerinde bize sarılıyor. İnsan o zaman şunu düşünüyor: Ben doğru olanı yaptım, iyi ki varım. Bu da amaçlarına, hedeflerine, halkına daha büyük bir bağlılık yaratıyor. Başarı eylem getirir, eylem de başarı getirir. Bu eylem ile birlikte eylemcilerde de mücadeleye bağlılığın daha da derinleştiğini düşünüyorum. Gelen insanların, anaların, çocukların gözlerinin içine baktığımda, ‘İyi ki ben Kürt halkının bu mücadelesinin içinde yer alıyorum’ diye düşündüm. Hiçbir şey yapmayan, sadece kendini düşünen bir Kürt de olabilirdim ama bunu düşündüğümde, aslında şanslı olduğumu da görüyorum. Böyle bir mücadelenin içine girmekle hayatımın en doğru adımını atmış olduğuma inanıyorum.
Bu eylemden sonra ayrılma gibi bir şey zaten söz konusu olmaz. Her zaman aynı şeyleri hissedeceğiz. Aslında hissetmekle amaç farklı şeylerdir. Mesela günlük yaşamda bazı amaçlar vardır, onlara çok da hissederek ulaşmaya çalışmazsın. Bundan dolayı da bu eylem kendi başına bir başarıdır. Bugün devletlerin nezdinde Önderliğimiz bir adadaki bir hücrede tutuluyorsa, sistematik bir işkenceye, tecride tabi tutuluyorsa ve Kürtler bunu kabul etmeyip, böyle bir eyleme giriyorsa, bu mücadelenin yaratmış olduğu bir başarıdır. Bu eylem farklı boyutlara da gidebilir. Bedeller de verilebilir. Ama onlar da birer başarı. Verilen hiçbir bedelin boşa gitmediğine inanıyorum. Mesela Kürdistan’ın herhangi bir dağında herhangi bir ağacın altınsa şehit düşen bir gerillanın hayallerinin, onun fiziki ölümü ile boşa gittiğine inanmıyorum. O hayalleri, tohum olarak Kürdistan topraklarına gömülüyor ve tekrar filizleniyor. Tıpkı o arkadaşların hayalleri bizde ve sayısız eylemde filizlendiği gibi. O yüzden verilen hiçbir bedel boşa gitmeyecektir. Ki önemli olan, başarıda ısrar etmektir.
Mecbure Özer: Herkesin karakteri, psikolojisi çok farklı olabilir. Ama burada birbirini anlama, hissetme çok derinleşti. Toplumun, sistemin herkese verdiği şeyler var: Kendin için yaşayacaksın! Kapitalist modernite insanlara bunu dayatıyor. Ama buradaki komünal yaşamda şunu da gördük: Sadece kendin için yaşamayacaksın, toplum için de yaşayacaksın. Çünkü toplumla varsın. Mesela 15 kişi içinde tekleşirsen, yalnızlaşırsan, eyleminin, tavrının bir anlamı olmaz. Arkadaşlar bunu hissetti, gördü gerçekten.
Gönül Kaya: (Gülerek) Ama birbirimizde özleyeceğimiz çok şey var tabii. Mesela İmam arkadaşla Öner arkadaşın tavla turnuvası, birbirlerini kızdırması. Mesela akşamları film izledikten sonra İmam arkadaşın, bütün filmleri sonuna kadar izledikten sonra ‘ne biçim film bu’ demesini…
Mecbure Özer: Yine Öner, küçüğümüz olmasından dolayı her zaman bize su getiriyor. Bizi kızdırsa bile hep bekleriz onu. Mesela akşamları film izlemek için teçhizatı kurmasını bekleriz hep…
Öner Uludağ: Su getiriyoruz da, bazı arkadaşlar var… Örneğin 48 gündür Heval Mecbure’nin ağzının tadını tutturamadık (Gülmeler). Bilindiği gibi açlık grevinde tuzlu su içiyoruz. Bazen içine bir iki damla limon sıkıyoruz. Bir türlü tutturamadım. Bazen çok tuzlu oluyor, bazen az. Yaklaşık 48 gündür bu tadı tutturamadık. Bizim bunu tutturabilmemiz için herhalde eylemin biraz daha uzaması gerekebilecek (gülerek). Umut ediyorum Mecbure arkadaş son gün ‘güzel olmuş’ diyecek. Buradan çıkmadan önce bunu diyeceğinden eminim.
Mecbure Özer: Aslında bir kere tek başıma tuzu suya karıştırdığım zaman Öner arkadaşın değerini gördüm. Ölçüyü en fazla ben kaçırdım, yapamadım. (Gülümseyerek) O günden beri de hazırladığı suyu sorun çıkarmadan içiyorum.
Bir de şunu belirtmek istiyorum: Uzun süredir, egemen sistemin kadına yaklaşımından dolayı erkek arkadaşlara karşı bir önyargım da vardı. Biz Kürt kadınları olarak kadının özgürlüğü için de mücadele ediyoruz. Önderlik ya da Kürt mücadelesi, Kürt erkeklerde de bir değişim, bir yaklaşım geliştirdi. Bunu, bu eylemde çok net gördüm. Bu konudaki yaklaşımlarım biraz değişti. Bunun da Önderliğin yaşam felsefesinden kaynaklandığını düşünüyorum. İnsan, Kürt erkeğinde var olan değişimleri görebiliyor. Yine kadın arkadaşların bu eylemi sahiplenişi, bu eylem etrafında kenetlenmesi benim için çok önemli. Ben de kendime dedim ki, iyi ki kadınlar için mücadele ediyorum. Bunun bedeli ölümse bile, bu çok güzel bir ölüm çünkü senin etrafında örgütlenen bir kadın vardır. Bu eylemle birlikte bunu da gördüm.
Öner Uludağ: Bazen Kürt halkının bu acılara neden bu nesle bıraktığını sorgularız ya. Ama şunu söyleyebilirim; ülkesi özgür olmayan insanlarda gördüğüm bazı şeyleri, böyle bir sorunu olmayan insanlarda göremiyorum. Mesela bugün bir Fransız, kendi devletine ne kadar saygı duyuyor, ne kadar seviyor? Bu devlet kuruluncaya kadar on binlerce insan öldü ama bunlar ne kadar hissediliyor? Kapitalist sistemin bu aşamasında, yani sistemin tümüyle siyasi çıkarlar üzerine kurulu olduğu bir dönemde verilen bedeller, bizim özgür ülkemiz için çok sağlam bir temel olacak. 21. yüzyılda ödenen bu bedeller, birçok ülkenin kendi nüfusu içindeki insanların kendi ülkeleri için hissedemediklerini Kürt halkı hissedecektir. Onlarca ülke var ama o ülkeler içinde yaşayan insanlar tamamen bireysel bir yaşam içinde giderken Kürt halkı amaçta, hedefte birleşmiş, özgürlüğü elde ettiğinde de gerçek anlamda özgürlüğü elde etmiş bir halk olacaktır. Buna yürekten inanıyorum. Kendini kandıran bir özgürlük olmayacaktır. Bu anlamda aslında Kürt halkı da en şanslı halklardan biridir diye düşünüyorum. Böyle bir mücadele tanıklık ettiğinden değil, aktif yürütücüsü olduğundan.
Mecbure Özer: Aslında bu 15 arkadaş, kapitalizmin merkezinde hakikati aramak için eylem yapıyor. Halkımız bizi burada yalnız bırakmadı. Herkese teşekkür ediyoruz. Bu eylemi sonuna kadar götüreceğiz.
Gönül Kaya: Eylemin başından beri buraya gelen birçok insan, ağlayarak gelirken güç alarak buradan ayrıldı. Gelen herkes, ne yapabileceğini soruyor. Bir de kendi yaşamını ahlaki boyutta sorgulayan insanlar var, buna inanıyorum. Mesela Alevilerde bir dergaha girdiğinde, bir nefs sorgulaması yaparak içeri girersin. Burası da biraz böyle oldu. Bu açıdan önemli bir toplumsal sorgulama süreci olarak da görmek gerekiyor. Nasıl yaşıyoruz? Nasıl yaşamalı? Biz kimiz? Her giden ‘yüreklerimizi bırakıyoruz, yüreğimiz, düşüncelerimiz hep sizinle’ diyor. Bu da bir toplum gerçeği.
Başından bugüne kadar bu eylemde emeği geçen, bundan sonra da geçmeye devam edecek olan herkese sevgilerimizi, kararlılığımızı, hem bu eylem hem bütün mücadele boyunca da amaçlarımıza ulaşmak için mücadelemizi devam ettirme gücümüzün olduğunu söylemek istiyorum ve 15 arkadaşım adına teşekkür ediyorum.
MERAL ÇİÇEK/STRASBOURG