
13. yılında 15 Şubat ve tecrit -5-
Süreç içerisinde yaşanan gerilimlerinin ardından ise 31 Mayıs 2010 tarihini işaret eden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürtlerin yaşadığı durumu bir soykırım olarak nitelendirerek, ikinci uyarısını yaptı: „Bu süreci daha fazla devam ettirmemin ne anlamı, ne faydası, ne de şartları vardır. Bir muhatap bulamadığımdan dolayı da 31 Mayıs’tan sonra çekiliyorum.“ Bunun bir savaş çağrısı olmadığını özel olarak vurgulayarak, sorumluluğun artık KCK’de olacağını söyleyen Öcalan’ın uyarısının ardından 13 Ağustos’tan başlamak üzere 20 Eylül tarihine kadar geçerli olmak kaydıyla ateşkes ilan edildi.
KCK, ateşkesin kalıcılaşması için ise 4 maddelik „barış planı“nı açıkladı. Öcalan’ın devlet heyetiyle yaptığı görüşmeler devam ederken, 16 Eylül 2010 günü Hakkari’nin Geçitli (Peyanis) Köyü’nde bir minibüsün geçişi esnasında patlama meydana geldi, 9 kişi yaşamını yitirdi. Patlamanın, heyet ile Öcalan arasında yapılan görüşmeye denk gelmesi dikkat çekti. Öcalan, patlama için şu açıklamayı yaptı: „Yapılan bu son patlamayla buradaki görüşmeler dinamitlendi, bombalandı. Bu görüşmeler oldukça verimli geçiyordu, umutluydum.“
Çözüm için somut öneriler
Öcalan, üçüncü uyarısında 31 Ekim 2010 tarihine dikkat çekerek, 31 Ekim’de devlet tarafından çatışmasızlık kararına karşılık verilmediği takdirde aradan çekileceğini söyledi. Öcalan, dördüncü uyarısını ise Mart 2011’de yaptı. AKP Hükümetinin Öcalan’ın yaptığı uyarılara karşı kayıtsız kaldığı dönemde, devlet heyetiyle görüşmelerini sürdüren Öcalan, heyetin yetkisi hakkında kafasında oluşan soru işaretlerini ortaya koyarak, AKP Hükümeti tarafından sorunun çözümüne yönelik pratik adımların atılmaması ve sürece kayıtsız kalınması durumunda süreçten çekileceğini duyurdu. Öcalan, Mart ayında İmralı‘da heyet ile yaptığı görüşmelerin ulaştığı boyutu şöyle açıkladı:
„Burada bir diyalog devam ediyor. Kimi pratik öneriler aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Bu pratik öneriler çerçevesinde yaz başına kadar gelişmeleri takip etmek gerekiyor. Diyalog ve müzakere yöntemine şans veriyoruz. Eğer bu diyalog ve müzakere yöntemiyle sonuç alınmazsa 2011 yılının ikinci yarısından itibaren topyekûn direniş ve özgürlüğü sağlama sürecine girilecektir.“
‘Bir yeşil ışık bekliyorum’
İmralı’da görüşmeler pratik önerilere dönüşürken, Türkiye’nin 12 Haziran genel seçimlere kilitlendiği dönemde KCK de eylemsizlik kararını 15 Haziran tarihine çekti. 15 Haziran 2011 tarihi ise Öcalan’ın verdiği beşinci çekilme uyarısı oldu. Öcalan, bu kararını şöyle duyurdu: „15 Haziran’dan sonra herhangi bir erteleme ya da uzatma durumu söz konusu olmayacaktır. Bu nettir. Ben 12 yıldır burada sürekli demokratik-barışçıl çözüm için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Tehlikelerin önüne geçmeye çalışıyorum. Başbakan’ın 2005’te Diyarbakır’da çözüme dönük konuşmasından sonra başlayan tehlikeli süreç gibi bir süreç başlatılırsa, söylediğim gibi çekileceğim. Halkımız böyle bilsin.“
Öcalan’ın bu açıklaması merkez medya tarafından ısrarla „tehdit ve şantaj“ olarak yorumlandı. Söylediklerinin „tehdit ve şantaj“ olmadığına dikkat çeken Öcalan, AKP Hükümeti ve heyetten sorunun çözümüne yönelik somut adım atmaları için „yeşil ışık“ beklediğini söyledi. 27 Mayıs 2011’de avukatlarıyla görüşmesinde Öcalan, şu ifadeleri kullandı: „Bir yeşil ışık bekliyorum. Sonuç almamız durumunda 15 Ağustos’tan itibaren yeni bir süreç başlayacak.“
AKP’den tutuklu vekillere engel
AKP Hükümeti 2011 Genel seçimlerde yüzde 50’ye varan oy oranıyla iktidarını güçlendirirken, Kürt siyasi hareketi ve demokrasi güçleri tarafından oluşturulan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ise 36 milletvekiliyle büyük bir çıkış yakaladı. Seçimlerin ardından hükümetin ilk icraati ise YSK kararı ile Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürmek, tutuklu vekiller Kemal Aktaş, Selma Irmak, Faysal Sarıyıldız, Gülser Yıldırım, İbrahim Ayhan’ın tahliyesi için bütün teklifleri geri çevirmek oldu. Tüm bu yaşananlara rağmen Başbakan Erdoğan, seçimlerden hemen sonra yaptığı konuşmalarda ise yeni anayasa çalışmalarına değinirken, Kürt sorununda çözüme yönelik söylemlerde bulunmadı. Tutuklu vekillerin durumu Türkiye’yi Kürt sorununda yeni bir krize sürükledi. Öcalan, sürecin bu koşullarda ancak bir kaç ay daha sürebileceğini ifade etti. Meclis’in derhal toplanarak rolünü oynayabilmesi için kendisine çağrı yapması gerektiğini belirten Öcalan, Hatip Dicle’ye ilişkin YSK kararını „AKP’nin de içinde olduğu büyük karanlık bir komplo“ olarak değerlendirdi ve BDP ile bloğun Meclis’i boykot kararına destek verdi. Aynı görüşmede Öcalan, 15 Haziran’dan bir gün önce heyetle bir kez daha birçok konuyu görüştüğünü kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğini söyledi. Öcalan, heyetle yaptığı görüşmelere ilişkin hükümetin de karar vermesi gerektiğine dikkat çekti ve 15 Temmuz’a kadar somut adımlar atmadığı takdirde kriz doğacağını ifade etti.
‘Devrimci halk savaşı devreye girer’
Öcalan, 24 Haziran avukat görüşmesinde şunları söyledi: „Burada yaptığımız görüşmeler önemlidir, ciddidir. Belli bir aşamaya da gelmiştir. Artık konuşma, tartışma aşamasını bitirmiş bulunuyoruz. Benimle görüşenler devlet adına görüştüler. Hükümet Kürt sorununun demokratik anayasal çözümü konusunda pratik adımlar atmazsa kriz doğar. Bugüne kadar yapılan görüşmelerin oyalama amaçlı olduğu ortaya çıkar. 15 Temmuz’a kadar benimle tekrar görüşmeye gelecekler. Bu görüşmede pratik adımları hayata geçiremeyeceklerini beyan ederlerse ondan sonrası devrimci halk savaşı devreye girer.“
‘Bir hafta da hallederiz’
Öcalan, tüm bu gelişmelerin ardından 6 Temmuz’da avukatlarıyla yaptığı görüşmede, daha önce süreçten çekileceğine dair verdiği 15 Temmuz tarihinin anlamını yitirdiğini, heyetle „Barış Konseyi“nin kurulması için mutabakata vardıklarını belirtti. Öcalan, yine 6 Temmuz görüşmesinde, devlete sunduğu „protokollere“ de açıklık getirdi. Öcalan, heyete ve Kandil’e sunduğu protokollerin karşılıklı imza şeklinde değil de çözüme ilişkin üzerinde mutabakata varılan metinler olduğunu kaydetti. Bu süreçte medya bu gelişmeyi sınırlı da olsa verirken, AKP’nin açıklamalar karşısında kayıtsız tavrını sürdürdü. Askeri operasyon sonucu Silvan’da çıkan çatışmada 13 asker ve 2 HPG’linin yaşamını yitirmesinden dersler çıkarma yerine ne iktidar ne de muhalefet ezberi bozmadı. Siyasi atmosferin gerildiği ortamda avukatlarıyla görüşen Öcalan, sorunun sürüncemede bırakılması durumunda demokratik çözümün gelişemeyeceği ve çatışmaların şiddetlenerek devam edebileceği uyarısında bulundu.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), yıllardır hazırlığını Demokratik Özerklik’i ilan ettiğini açıkladı. Öcalan, şiddeti tırmandıran Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarını eleştirerek, mevcut durumda ortamı sakinleştirmek ve yumuşatmak gerektiğini ifade etti. Heyetle Silvan çatışmasının ardından da görüştüğünü dile getiren Öcalan, şu çağrıyı yaptı: „Gereği neyse yapmak istiyorum. Bunun için çok açık Sayın Başbakan’a buradan sesleniyorum: Bana rolümü oynamam için gerekli pratik araçların sunulması gerekir. Daha önce Parlamento’nun bu konuda karar alması gerektiğini belirtmiştim. Gerekirse Meclis acil toplanıp bu konuda görüşüp çağrı yapabilir. Veya Başbakan bir çağrı yapabilir. ‘Biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz’ derse, bir haftada hallederiz.“
Özgür hareket alanı
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın bu çağrısı da yanıtsız kalırken, hükümet yetkililerinin söylemleri giderek sertleşti. Tam da bu süreçte Öcalan, 6. ve son uyarısını devlet ve Kandil’e şöyle seslenerek yaptı: „Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Ben burada pratik önderlik yapamayacağımı, bu şartlarda bunu sürdüremeyeceğimi söylemiştim. Her iki taraf da bana bir şeyler söylüyorlar. Devletin-AKP’nin zaten ne yaptığı ortada. Her iki taraf da beni idare ediyor. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor.“ Adeta adım adım gelen „çekiliyorum“ açıklamasının ardından Öcalan’ın avukatları ile yaptığı görüşmeler „koster bozuk“ veya „hava muhalefeti“ gerekçeleri ile engellendi.
‘Koşullar yaratılsın dahil olurum’
Öcalan, 2008 yılından bu yana devlet heyetiyle 15 kez görüştü. 2008 yılında MİT Müsteşarı Emre Taner döneminde başlayan ve programlı olmayan görüşmeler, 2010 yılı Mayıs ayından itibaren programlı ve profesyonel bir hale getirildi. Görüşmeler kimi zaman tıkanıklığa girdi. Öcalan, kimi zaman heyetin inisiyatifsiz olduğuna, kimi zaman da heyetin anlaşma sağladıkları konuları AKP hükümetine kabul ettiremediğine dikkat çekti. Öcalan son yaptığı açıklamada, heyetle bir kez daha görüşebileceğini ve süreçten çekilme kararını heyete de bildireceğini söyledi. Öcalan, heyetin son kez kendisinden rol almasını istemesi durumda ise barış görüşmesi yapmanın koşullarından olan „sağlık, güvenlik, özgür hareket alanı“ koşullarının yaratılması durumunda yeniden çözüm için sürece dahil olabileceğini kaydetti.
Çözüm için tek taraflı ateşkesler
20 Mart 1993’te ilk tek taraflı ateşkes ilanını yapan PKK aradan geçen 19 yılda toplam 7 kez ateşkes kararı aldı. 1993, 15 Aralık 1995 ve 1 Eylül 1998’de alınan ateşkes kararları Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Kenya’dan Türkiye’ye teslim edilme tarihi olan 15 Şubat 1999’dan önce alındı. 1 Eylül 1999’da İmralı’da yargılanan Öcalan yeniden ateşkes ilan etti ve PKK’nin silahlı güçlerine Türkiye sınırları dışına çıkması çağrısında bulundu. 5 yıl süren bu ateşkes döneminde PKK 1 Haziran 2004’te AKP hükümetinin Kürt sorununa kayıtsız kalması, Öcalan’ın cezaevindeki koşulları ve askeri operasyonlar nedeniyle ateşkesi sona erdirdiğini açıkladı. 1 Ekim 2006’da beşinci ateşkes ilanında bulunan PKK’ye yönelik askeri operasyonların devam etmesi ateşkesi sonuçsuz bıraktı.
KCK, 13 Nisan 2009’da “meşru savunma” temelinde ateşkes kararı aldığını açıkladı. Bu dönemde AKP’nin “Kürt açılımı” ile birlikte Kandil ve Mahmur’dan dördü çocuk olmak üzere 34 kişi Habur sınır kapısından giriş yaptı. DTP’nin kapatılması ve BDP’ye yönelik operasyonun ardından KCK 1 Haziran 2010’da ateşkesi sonlandırdığını açıkladı. Yedinci ateşkes, PKK’nin 13 Ağustos 2010’da aldığı 40 günlük eylemsizlik kararıyla başladı. Ateşkesin daha sonra 2011’deki genel seçime kadar uzatıldığı açıklandı. Ancak KCK Yürütme Konseyi yaptığı açıklamada eylemsizlik sürecinin AKP hükümetinin izlediği „inkar-imha“ politikaları nedeniyle geçerliliğini yitirdiğini duyurdu. BİTTİ
ALPER ATALAY/NAGİHAN AKARSEL - DİHA/ANKARA