İsveç’in Lund Üniversitesi’nde araştırmacı olarak görev yapan Dr. Barzoo Eliassi, yıllardır Avrupa’da yaşayan Kürtler üzerine araştırmalar yapıyor.
İsveç’teki Kürt gençleri üzerine tamamladığı doktora çalışması Türkçeye çevrilmiş olup gelecek ay Avesta Yayınları’ndan İstanbul’da çıkması bekleniyor. Dr. Eliassi ile Avrupa’daki Kürt gençlerinin kimliği ve problemleri üzerine konuştuk.

Öncelikle Kürt gençleri üzerine çalışmaktaki amacınız neydi?

En büyük amacım, Kürt gençlerinin İran, Irak, Türkiye ve Suriye’de dahil olma ve dışlanma gibi sosyal süreçler bakımından kimlik ve aidiyetlerini nasıl oluşturduklarını araştırıp, bunu İsveç’teki durumları ile karşılaştırmaktı. Zaten 2000’li yılların başından beri diasporadaki Kürt gençlerinin politikleşme süreçlerini yakından takip ediyordum. Kürt gençlerinin zamanla İsveç toplumunda asimile olup, genç yaşta kendi kimliklerinden vazgeçtikleri düşüncesinde olan birçok akademisyenin aksine araştırmam sonucunda birçok genç kadın ve erkeğin, Kürt kimliğine ve siyasi mücadelesine sıkı sıkı bağlı olduklarını ve Ortadoğu’da Kürt ulusal haklarını destekleyen eylemlerde aktif bir rol oynadıkları sonucuna vardım. Parti politikalarına saplanıp kalmış ebeveynlerinin aksine, Kürt gençlerinin Kürtlerin birliğine dair inançları çok daha sağlam.

Peki böylesi bulgulara ulaşmak için kaç kişi ile görüştünüz? Size gelen tepkiler ne yöndeydi?
17 ve 27 yaş arasında değişen toplam 50 kadın ve erkek ile görüşmeler gerçekleştirdim. Araştırmam da yer alan bazı katılımcılar, yaptığım çalışmayı, seslerini duyurmak için iyi bir fırsat olduğunu düşündü. Büyük bir çoğunluğu ise, Ortadoğu’da ve İsveç’te kötü lanse edilen Kürt imajını değiştirmek için özellikle bu çalışma içerisinde yer almak istedi. Katılımcıların birçoğu bu araştırma aracılığı ile Kürt ailelerin büyük bir çoğunluğunda kadına şiddet ve baskının yaygın olduğu, Kürtlerin yetersizliklerinden ötürü başarılı olamayacakları şeklindeki önyargıları kırmak istedi.

Araştırmanızda ne gibi sonuçlara vardınız, biraz anlatır mısınız?
Görüştüğüm gençler, İsveç’te Kürtlerin ulusal haklarını ve kimliklerini reddeden ve Kürtleri ayrılıkçı bulan Türk, Arap ve Acem kökenli gençlerin halen bulunduğunu ifade etti. Örneğin yine aynı şekilde, Türk devleti tarafından Kürtlerin yıllardır maruz kaldıkları zulüm ve haksızlıklardan İsveç’teki bazı Türk gençleri tamamen habersiz. Öte yandan, Kürt gençleri İsveç demokrasisinin halen Kürtlerin ulusal hak ve özgürlüklerini vermekte ayak direyen Türkiye, İran ve Suriye gibi ülkelere meydan okumak ve yahut bu ülkelerin politikalarını engellemek için kudretli ve dirençli siyasi bir güce sahip olduğuna inanıyor.
Kürt gençleri ayrıca, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’den, İsveç gibi yabancı bir ülkenin okullarında Kürtçe öğrenmek için geliyor. Çünkü İsveç, Kürtlere kendi anadillerinde eğitim görme olanaklarını sunuyor. İsveç devleti, bunun yanı sıra Kürtlerin kültürel haklarını tanıyıp Kürt edebiyatı üzerine yayınları desteklediği gibi, Kürtler üzerine farklı dillerde yazılmış kitapların bulunduğu büyük bir kütüphane kurdu. Ulusal kimlik gibi meselenin çok doğal bir hak olduğu günümüzde, Kürtlerin halen devletsiz olma meselesini Kürt gençleri büyük bir sorun olarak tanımlıyor. Yani onlara göre, Kürtler, Türk vatandaşı olsalar da vatandaşlıkları Kürt değil Türk’tür. Diğer bir deyişle, Kürt gençlerine göre Kürtlere egemen bir grup tarafından egemen bir kimlik zorla empoze ediliyor. Beni en çok şaşırtan sonuçlardan biri de İsveç demokrasisi, çokkültürlülük çerçevesinde farklılıkların tanıyıp eşitliği savunuyor olmasına rağmen, Kürt-Türk-Arap-Acem göçmenler arasındaki ilişkiden etkilenmiş gibi görünmüyor.
Gerçekten de, aralarındaki ilişki oldukça politikleşmiş gerilimli temellere dayanıyor. ‘Nerelisin’ sorusuna da Kürt gençlerinin büyük bir çoğunluğu ‘Kürdistan’ diye cevap vererek, Kürt kimlik ve aidiyetini jeopolitik bir zeminde dile getirdi. İsveç demokrasisi ve İsveç’teki insan hakları söylemleri sayesinde Kürt gençleri, Kürtler ve diğer egemen gruplar arasında haksız ilişkiye meydan okuyup, Türk, Arap ve Acemlerin keyfi egemenlik anlayışlarını su yüzüne çıkarmak için değerli deneyimler kazandılar. Eğer Kürt diasporası başarılı olmamış olsaydı, Türk devleti, Ortadoğu ve diasporadaki Kürtlerin politik hareketlenmesini engelleme ve siyasi etki gücünü azaltma girişimleri için bu denli enerji ve para harcamazdı. Ben diasporayı, Kürtlerin kendi siyasi ve kültürel taleplerini dillendirip direniş ve kimlik oluşumlarını gerçekleştirdiği bir alan olarak görüyorum. Ancak, diaspora öte yandan Türkiye, İran, Irak ve Suriye devlet yapılarında köklenmiş siyasi husumet ve çatışmaları da içinde barındırıp yeniden üretebiliyor. Kürt bölgelerinde devam eden çatışmalar bağlamında, diasporanın aynı zamanda demokratik ve barışcıl çözümler için bir alan teşkil ettiğine de inanıyorum. Diaspora, devletsiz ulusların uydu yayınları ve internet gibi kanallar aracılığı ile kendi hayali devletlerini uzaktan da olsa inşa ettikleri güvenli bir barınak bence. Kürtlerin bu bağlamda da başı çeken bir ulus olduğu söylenebilir.

İleride nasıl çalışmalar ve araştırmalar içerisinde yer almayı planlıyorsunuz?

Şimdilerde Lund Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nde Palgrave Macmillan Yayınevi için bir kitap çalışması içerisindeyim. Kitap, Kürt diasporası ve İsveç’teki Kürt gençlerini ele almakla birlikte, diğer Avrupa ülkelerindeki Kürt diasporası yapılandırmasına da karşılaştırmalı bir perspektif sunacak. Bu çalışma, içselleşmiş baskı, devletsizlik, kosmopolitik ve milliyetçilik sonrası gibi süreçler çerçevesinde Türkiye, İran ve Suriye’den gelen Kürtleri kapsamlı bir şekilde ele alacak.


ÖZLEM GALİP




Toivanen’in gözlemi

Finlandiya’da Turku Üniversitesi’nden Mari Toivanen de, göçmen Kürt gençleri üzerine araştırmalarda bulunuyor.


Finlandiya’daki Kürt gençleri üzerine daha önce bir çalışma yapılmadığını belirten Toivanen, Kürtçenin Finlandiya’da konuşulan dil grup sıralamasında 6. sırada yer aldığını ifade etti.

Kürt gençlerinin büyük bir çoğunluğunun 1990’lı yıllarda Finlandiya’ya çeşitli sebeplerle daha çocuk yaşlarda göç ettiğini, ancak sonrasında bu çocukların Fin toplumu içerisinde büyüdüğünü belirten Toivanen, böyle bir konu üzerine çalışma yapılmasının çok gerekli olduğunu vurguladı.
Toivanen, İran, Irak ve Kuzey Kürdistan’da doğup Finlandiya’da büyüyen Kürtlerin kimlik ve aidiyet sorununa nasıl baktıklarını ortaya çıkarmak için 20 Kürt genci ile görüşmüş. Araştırma görevlisi çalışmasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: „Genç Kürtlerde farklı bakış açısını oluşturan etmenler arasında farklı dil, din, politik fikirlerin yanı sıra bu gençlerin Kürdistan’da ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde bulunan Kürtlerle ne şekilde bir ilişki içerisinde oldukları yer alıyor. Kürt gençlerinde Kürt dili ve kimliği arasındaki ilişkinin çok güçlü olduğu görülüyor. Kürt gençlerinin kendilerini tam olarak nereye ait hissettikleri meselesinin karmaşık bir mesele olduğunu belirtten Toivanen, gençlerdeki aidiyet hissiyatının tek bir yerden ziyade birden fazla yerle ilişkili olduğunun altını çiziyor. Toivanen, „Kürt gençleri birden fazla mekanı, yeri ve şehri kendi evleri olarak görüyorlar. Yani sadece bir yere dair memleket duygusu içerisine girmiyorlar. Bu gençlerin Avrupa’ya gelmeleriyle ortaya çıkan farklı kimlikler arasındaki uyumu, farklı bir çok dilsel, dini, politik ve milli sınırları doğal bir şekilde aşarak sağlamalarını çok şaşırtıcı buluyorum.“
Toivanen, doktora çalışmasından sonra azınlıkların kimlik ve aidiyet meseleleri üzerine bir araştırma yapmak istediğini belirtirken, hızla küreselleşen dünyada insanların eskiye oranla çok daha fazla göç ettiğini ancak yeni teknolojiler sayesinde insanlar arasındaki mesafenin de gittikçe azaldığını dile getirdi.