Gazeteci Karin Leukefeld, bir süreden beri Suriye’de kalan, orada gerek muhalefet gerekse de iktidarın son dönem ki durumunu yakından analiz etme fırsatını bulan bir gazeteci.
Bir dış müdahalenin, bu ülkedeki halklara herhangi bir faydasının olmayacağını söyleyen Leukefeld, gelecekteki Suriye’nin büyük bir demokratik dönüşüm göstermesi gerektiğini dile getiriyor.
Gazeteci Karin Leukefeld ile Suriye’deki Kürtler, muhalefetin durumu ve dış müdahalenin bölge üzerinde yaratacağı tahribatlar konusunda görüştük.

Bir yandan Esad rejimi Kürtlerinde içinde bulunduğu değişik hakların kimlik ve sosyal haklarını vereceğini söylese de çok fazla bir ilerleme bu konuda görülmüyor. Gerek Türkiye gerekse de Batı müdahaleyi konuşuyor ancak öyle anlaşılıyor ki, Kürtlerin haklarına saygı gösterme onların kendilerini ifade edebileceği bir örgütlülüğe kavuşması yönünde çok da istekli değil... Sizce Libya’da olduğu gibi Suriye’deki muhalif kesimlerle ilişki halinde bir dış müdahalede Kürtlerin statüsünde olumlu ya da olumsuz bir değişiklik olabilir mi?
Şuriye’ye bir dış müdahalenin hiçbir etnik gruba faydası olmaz. Askeri müdahale ancak ülkeye savaş ve kaos getirir. Çünkü Suriye ordusu herhangi bir müdahaleye karşı, tüm gücüyle savaşmaya, dünyayı karşısına almaya hazır bir ordudur. Ayrıca Suriye nüfusunun büyük çoğunluğu ise bir dış müdahaleye karşıdır. Her bir dış müdahale savaş demektir. Savaş hali de Suriyeliler için bir ekonomik yoksulluk olduğu gibi, özgürlüklerden mahrumiyet anlamını da ifade etmektedir. Suriye için bir dış müdahaleyi selamlayacak olan tek kesim, şu anda aylardır silahlarla Suriye devletine karşı meydanlarda silahlı gösteriler yapanlardır. Daha da önemlisi bu gruplar tavırları ile Suriye’de hak ve özgürlük mücadelesi veren muhalifler gruplara da karşıtlık oluşturmaktadır. Halbuki muhalifler baştan beri silahların kimler tarafından kullanıldığının önemli olmadığını, silahların sokaklardan kaldırılması gerektiğini duyurmuşlardı.

‘Kürtler hukuki girişimde bulundular’

Suriye’deki Kürtlerin hukuki statüsünde ise son zamanlarda önemli ölçüde değişimlerin olduğu gözlendi. Şimdiye kadar başta Hassake kentinde olmak üzere diğer kentlerdeki vatansız Kürtler pasaport almışlardır. Kürtler şimdi arazi hak talep etmek için hukuki girişimlerde bulunabilirler. Kürtler şu anda kendi dillerinde konuşabilirler. Daha fazlası için örnek daha fazla kültürel özgürlükler, Kürtçe televizyon kanalları, okullarda anadilde eğitim hakları ve buna benzeri konulardaki hak talepleri Suriyelilerin birçoğu tarafından kabul görecektir. Tüm bunlar için Kürtlerin bir an önce girişimlerde bulunmaları gerekir.
Suriye’de birçok Kürt partisi bulunmaktadır, bu partiler geçtiğimiz Mayıs ayında görüşmelerde bulunmak üzere Esad tarafından davet edildi. Bu partilerin bazıları resmen yasadışı olmalarına rağmen davet edildiler. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ise Kürtler için daha fazla hak ve özgürlükler için diyalogun şart olduğunu ve Kuzey Irak örneğinde bir özerk statünün Suriye için imkansız olmadığını dile getirmişti. Ancak Kürtler açısından diyalog ortamının olması şarttır.

Rejimin vaddettiği haklar, anayasal bir garanti olmadan kalıcı olabilir mi? Yoksa bütün bunlar taktik manevralar mıdır? 
Bu adımlar taktik ya da manevra mıdır onu en geç hakkınız  talep ettiğinizde anlarsınız. Suriye artık eski Suriye olamaz. Ülkenin örnek kabilinde modern bir ülke olması gerekir. Suriye’deki Kürtler için nasıl bir kazanım? Büyük olasılıkla Suriye’deki Kürt nüfusunun hepsi aynı hedefler peşinde değildir. Suriye’deki diğer muhalif kesimler başarısız kalırlarsa eğer, o zaman Kürtlerin başarısı bir kazanım sayılır mı? Burada Kürtler için bir özerklik konusu üzerine bir müzakere olursa eğer o zaman orda doğacak sonuç kuşkusuz anayasada yerini alacaktır. Bu konuda yeni anayasayla düzenlemeler yapılacaktır. Anayasanın düzeltilmesini Suriyeliler de istiyor hatta bazı kesimler yeni bir anayasa istiyor. Bu taleplerin gerçekleşmesi, coğrafyada diyalogun gelişmesi ve genişlemesi ile mümkün olur.

Bir süreden beridir Suriye’desiniz ve haberleriniz bir çok gazete veriyor. Çok sayıda Batılı ve Türkiyeli haber ajans ve televizyonları ülkede ‘büyük vahşet’ uygulandığını söylüyor. Neredeyse hergün onlarca kişinin ölümünden söz ediyor. Sizce haberlerde bir abartı var mı? Abartı varsa bunun amacı kamuoyunu yeni bir işgale hazırlamak olabilir mi?
Kendim şahsen sadece bir defa başkent Şam’daki muhaliflerin bir yürüyüşlerine katılma fırsatı buldum. Bu yürüyüşte kimileri gözaltına alındı. Eylemciler karışık bir şekilde hareket etti. Yürüyüşün yapıldığı yer ise sessiz ve sakin bir semtti. Çevrede geçen insanlar da yürüyüşü gayet normal karşıladı, kimse yürüyüşe katılmıyordu ama kimse kimseye saldırmıyordu da. Yürüyüşteki insanların çoğu gençlerden oluşuyordu. Bildiğim kadarıyla da bu gençler halen aktif biçimde faaliyetlerini sürdürüyor. O günkü yürüyüşte gözaltına alınan insanların hepsi serbest bırakıldı. Hatta bir vakada da hakim, güvenlik görevlilerine gençlerin neden gözaltına alındığını sorarak tepkisini gösterdi. Tüm bunların yanı sıra bir arkadaştan aldığım bilgiye göre Suriye’deki eylemler genelde Cuma namazından sonra düzenleniyor. Genelde bu eylemlilikler çok az bir kitle ile ve çok kısa süre gerçekleştiriliyor. Kimi zaman bu kısa ve spontan eylemlerden pek fazla insanın haberleri olmuyor. Hatta kimi eylemlerde insanların öldüğünün haberleri elimize ulaşıyor. Oradaki olaylara ilişkin hiçbir şeffaf araştırmalarda bulunulmuyor. Orada kimlerin, kimler tarafından öldürüldüğü açıklamaları da yapılmıyor.

‘Hergün her iki taraftan insanlar ölüyor’

Uluslararası kamuoyunda yer alan haberler veya ortaya atılan görüntüler her durumda sadece ve sadece Suriye devletine karşı negatif bir içerik taşıyor. Bazı tanıklarla tanışma olanağı buldum. Bunlar bana, bazı gençlerin bina çatılarından polislere ve askelere taş attıklarını söylediler. Kimileri de, askerlerin eylemciler gençlerin ailelerine ‘çocuklarınızı eylemlerdek uzak tutunuz’ dediklerini söylediler. Çünkü Suriye’de hemen hemen hergün her iki taraftan da insanlar ölüyor ve askerler hemen hemen her kasabalarda konuşlanmış durumda. Askerlerin varlığı protestoları azaltmış durumda. İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalarda bugüne kadar iki taraftan da toplam 1800 kişi öldü. Bunların 1100’ün sivil, 700’ün ise polis ve askerlerden oluştuğu açıklanmıştı.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ise toplam ölü sayısının 3 bin olduğunu söylüyor. Suriye’deki muhalefet ise bağımsız bir araştırma komisyonunu oluşturulması gerektiğini söylüyor. Bu soruşturmanın cevabı muhalefeti inandırır mı bu da şüpheli bir durumdur. 

Son zamanlarda Suriye dışında muhaliflere bağlı bir çok komiteler kuruldu. Bunun sonuncusu ise geçtiğimiz günlerde İstanbul’da kurulan Suriye Ulusal Meclisi oldu. Türkiye ve Batı himayesinde gelişen böylesi oluşumlar, demokratik bir gelişmeyi sağlar mı ya da başarılı olur mu?
Hayır, başta İstanbul’da kurulan Suriye Ulusal Meclisi olmakla birlikte bu organların hiçbiri, Suriye’deki çok çeşitli muhalif hareketlerini temsil edemez. Belki de Suriye dışındaki muhalefet Batı ile Türkiye ile arasındakı ilişkiden ötürü başarılı olabileceğini düşünüyor, ama bu konuda Suriye’deki muhalifler hem fikirde değiller. Şundan adım kadar eminim ki, Suriye’deki muhalif hareketleri kesinlikle ve kesinlikle her nereden gelirse gelsin bir dış müdaheleye karşılar. ABD, AB ve onun himayesinde bulunan Türkiye için bir müdahele çözüm olarak görülebilir, ama bunu Suriyelilerin çoğunluğu reddetmektedir. Çünkü bunların müdahelerine halkın karnı toktur. Evet halk bir değişiklik istiyor, halk gelişmek istiyor. Ama halk değişimi kendisi geliştirmek, bu yaşamı kendisi kurmak istiyor. Dış müdahaleden yana olanları Irak’ta gördük. Bunlar, ABD, AB ve kendi çıkarlarını korumak için dış müdahaleden yanalar. ABD ve AB belki de unutmuş olabilir ama ‘Halkların kendi kaderini tayin  hakkı’ günümüz içinde halen geçerlidir.

Oradaki izlenimlerinizde ülke içinde ve dışında değişik etnik gruplar, farklı dini yapılar, ya da azınlıklar arasında ne gibi sorunlar var? Demokratik bir dönüşüme Suriye kapılarını açmazsa Suriye’nin gelecekteki durumu ne olur?
Suriye muhalefeti şimdilik ne ülke içinde ne de ülke dışında birleşmiş değil. Bunun sebebi ise tabii ki farklı ideolojik yapılardan kaynaklanmaktadır. Örnek Suriye’de komünistler vardır, Pan Arab milliyetçileri, Baasçılar, liberaller ve bunun gibi değişik gruplar vardır. Bunların arasındaki ana çelişki rejime karşı bir dış müdahalenin yapılıp yapılmamasıdır. Bir diğer çelişki ise rejimine karşı bir silahlı mücadele mi yoksa demokratik, barışçıl yollarla mücadelenin sürdürülmesi ve diyalog ortamına bu şekilde bir giriş yapılması mı? Bu konular üzerine çelişkiler yaşanmaktadır. Ayrıca, Suriye’nin gelecekteki politik sistemi hakkında da çelişkiler söz konusudur. Kürtler gelecekteki Suriye’nin artık bir Arap Cumhuriyeti olmamasını istiyor. Çünkü böylesi bir sistemde yine dışlanacaklarını biliyorlar.
Şu soruyu da sormak gerekiyor. Gelecekte din, Suriye’de nasıl bir rol oynayacak? Suriye laik bir ülkedir. Suriyelilerin çoğu ülkenin laik kalmasını istiyor. Ama muhalefetin dini kesimleri ise konuya çok farklı yaklaşıyor. Bütün bu farklı kesimler, uluslararası insan hakları ve benzeri anlaşmaların gelecekteki Suriye için uygun görülüp görülmediği konusunda bile uzlaşmış değildir.

Batı veya Batı’nın teşviki ve kontrolü altında Türkiye’nin bir askeri müdahalede, bulunması Arap dünyasındaki demokratik hareketleri ve Ortadoğu’daki ülkelerin kendi arasındaki ilişkileri nasıl etkiler?
Şimdiden bile Arap ülkelerindeki demokratik ayaklanmalar çok zayıfladı. Libya’daki savaş ortada. Yemen’deki ayaklanmalarda Batılılar Cumhurbaşkanı Saleh’i istifaya zorlayacaklarına onu ayakta tutmaya çalışıyor. O’na ekonomik ve politik desteğini esirgemiyor. Bahreyn’deki demokratik hareket içinde yer alanlar ülke içinde Suudi askerleri tarafından katledildi. Bütün bunlar demokratik halk hareketlerini zayıflatıyor, onları savunmasız bırakıyor. Batı politikasının asıl amacı, Arap dünyasındaki ham madde kaynaklarına ulaşmak ve İsrail’in varlığını korumaktır. Bugüne kadar Batı’nın bu politikası yüzünden bölge ülkeleri yıllardır işgallerle iç içe istikrarsızlık yaşadı. Herhangi bir askeri dış müdahale Libya’da olduğu gibi, Suriye’de de tüm demokratik hareketleri yok edecektir. Böylesi bir durum muhtemelen bölgeyi alevlendirecektir. Çünkü Suriye eski Irak’tan ve şimdiki Libya’dan çok daha farklı bir ülkedir. Suriye ordusu gelişmiş ve savaşa hazır bir ordudur.

Batı’nın Ortadoğu’ya yaklaşımı trenle sömürgeci taşıma gibi bir şeydir. ABD, bölgeyi bir benzin istasyonuna benzetiyor. Dünya üzerindeki gücünü korumak, bölgedeki ham madde kaynaklarını elinde tutmak ve askeri varlığını korumak için Suudi Arabistan ve İsrail’in yardımına ihtiyacı var. Özellikle Fransa ve İngiltere, ABD gibi davranıyor. Bu arada Türkiye, onlar için birebir Avrupa üyesi değil onlar için sadece bunlar Avrupa kültürünün bir parçasıdır. 


Karin Leukefeld kimdir?


Gazeteci Karin Leukefeld 1954 doğumlu, antropoloji, siyasi ve İslam bilimleri fakültesi mezunu. 1997’den bu yana serbest gazeteci olarak farklı gazetelere çalışıyor. Leukefeld’in şimdiye kadar çalıştığı gazeteler, Neues Deutschland (Berlin) Junge Welt (Berlin), Rheinischer Merkur (Bonn), Neue Ruhr/Rheinzeitung (Essen), Wochenzeitung (Zürih)... Leukefeld, ayrıca WDR, NRD, RBB, MDR, HR, Almanya Funk, Dom (Köln) radyolarında çalıştı.

MUSTAFA İLHAN