Bugünkü koşullarda silahlı savunmadan feragat etmelerinin sözkonusu olamayacağını belirten PJAK Koordinasyon Üyesi Pelda Çiya, „Ancak her ne olursa olsun sorunun son olarak diyalog ve müzakereyle çözüleceği kesindir. Bu yaklaşımın hem ahlaki hem de politik açıdan en uygun yol olduğunu görmemek için insanlıktan nasibini almamış olmak gerekiyor“ dedi.
İran ordusu 16 Temmuz’da PJAK’a bağlı HRK güçlerine yönelik kapsamlı bir saldırı başlattı. Kandil’e girmeye çalışan İran ordusu 14 günlük yoğun çatışmalar sonucunda geri adım atmak zorunda kaldı. Kısa süreli sessizliğin ardından İran ordusu 2 Eylül’de ikinci kez saldırdı. Bu kez sadece 3 gün sürdü. Aracıları dikkate alan PJAK ateşkes ilan etti, İran da fiilen uydu. PJAK Koordinasyon Üyesi Pelda Çiya, bu süreçle ilgili sorularımızı yanıtladı.

16 Temmuz’da İran ordusunun saldırısı başladı, aynı dönemde Türk ordusunun operasyonları sıklaştı. Ortak noktası nedir sizce?

Açıktır ki bu yeni bir konsepttir. Sadece Türk ve İran ordularıyla sınırlı değil. Dünya hegomonik güçlerinin Ortadoğu planları çerçevesinde örgütlediği bu konsept, İran ve Türk devletlerinin konjonktürel çıkarlarına da uygun düşmüş ve Kürt halkına yönelik bir saldırıya dönüştürülmüştür.

İran ile ABD bölgeye yönelik farklı konseptler taşıyan ve birlerini tehdit eden güç. Bu güçler biraraya geldiyse, neden?

Bu soruya doğru cevap vermek hepimiz açısından hayati bir önem taşımaktadır. Özgürlük mücadelesi yürüten bir güç olarak biz de bunu, bize gelişen bu saldırı konseptinin içeriğini çözebildiğimiz oranda ancak buna karşı doğru temelde bir mücadele geliştirip bu saldırıları boşa çıkarabiliriz.
Öncelikle şunu bilmek gerekir. Hareketimize yönelik gelişen bu saldırı konsepti ideolojiktir. Kapitalist modernitenin üç temel ayağı olan ulus devlet, endüstriyalizm ve kapitalist üretimi köklü bir eleştiriye tabi tutan ve kapitalizmi aşmanın perspektiflerini sunan bir paradigma karşısında hegomonik güçlerin çok yönlü hesaplarla saldırı içinde olmaları anlaşılır.
İran ve Türk devletlerinin saldırılarının ABD ve diğer güçler tarafından desteklenmesinin en temel nedeni budur. Bu, sadece askeri saldırı olmakla sınırlı olmayıp özünde ideolojik bir tasfiye girişimidir.

Gerillalarınıza karşı savaşta ABD veya NATO mu yer aldı?

ABD, 30 yıldır Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşıdır. 1985’ten beri NATO güçlerini de katarak PKK’ye karşı Türkiye’yi her anlamda desteklemektedir. Son olarak da partimiz PJAK’a karşı İran devletini destekleyerek, düşmanlığını bir kez daha göstermiştir. Çatışmalar sırasında yaşamını yitiren İran askerlerinden kalan askeri mühimmata NATO bombalarından tutalım da silahlarına, termal ve lazer tanklarına kadar her türlü askeri malzeme bulunmaktadır. Bu malzemeler Türk ordusu üzerinden İran’a ulaştırılmıştır. Ayrıca ABD uçaklarının yaptığı keşif ve istihbarat çalışmaları aynı kanal üzerinden İran’a taşınmıştır. Bunlar yeterince açıklayıcıdır. İran ve Türk devletleri ise hem kendi aralarında hem de ayrı ayrı kendi içlerinde bize karşı özel politikalar yürütmekte...
 
Bunu biraz açar mısınız? Kürtlere karşı ortak politikaları bugün itibariyle nasıldır?
Lozan Antlaşması‘yla birlikte Kürdistan dörde bölününce her sömürgeci devlet kendi içindeki Kürtlere yöneldi. Dayanıştılar, birbirlerini örnek aldılar, yenö yöntemler öğrendiler. Asimilasyon, koruculuk, sızma vesire. Bugün de Kürtlerin özgür bir irade olarak gelişmelerini engellemek için ortaklaşıyorlar. Son İran ve Türk ortaklığı, tarihsel Kürt karşıtlığının güncellenmesidir. Dolayısıyla İran ve Türk devletlerinin asker kayıplarını ya da sınır düzeltme gerekçelerini öne sürmeleri sudan bahanelerdir.

Silah bırakmanız konusunda kimi çevreler tartışıyorlar, bu konu için neler söyleyeceksiniz?

Silahlı mücadele ve direnişi, varlığımızı korumak ve özgürlüğümüzü sağlamak noktasında meşru bir gereklilik görüyoruz. Her halk gibi bizim de kendimizi koruma sorumluluğumuz var. Hareketimiz ve halkımız üzerinde bu kadar uluslararası saldırı varken, arkadaşlarımız idam sehpalarına gönderilirken, kendimizi korumamız en doğal hakkımız ve görevimizdir.

Sorunun çözümü için egemen devletlerin ne yapması gerekir?

Türk ve iran devletleri demokratik siyasal mücadele kanallarının önünü açarlarsa, diyalog gelişir ve özgür bir şekilde örgütlenme olanakları yaratılırsa sorun demokratik yollardan çözülmüş olacaktır. Bizler savaşmak değil, barış içinde yaşamak istiyoruz. Onurlu devrimciler olarak bizim yapacağımız halkımızın özgürlüğü için sonuna kadar direnmektir. Ancak her ne olursa olsun sorunun son olarak diyalog ve müzakereyle çözüleceği kesindir. Bu yaklaşımın hem ahlaki hem de politik açıdan en uygun yol olduğunu görmemek için insanlıktan nasibini almamış olmak gerekiyor.
Ne var ki, Kürtleri irade olarak görmek istemeyen, her zaman güdülecek sürü olarak algılayan ve Kürtlerin askeri-politik bir güç olmasını hazmedemeyen egemen devlet zihniyeti, bu çağrı ve taleplerimize, ‘sizler ancak köle olabilirsiniz ve ancak verdiklerimize rıza göstererek yaşamınızı sürdürebilirsiniz’ şeklinde yaklaşıyor. Bugün gerçekleştirilen saldırıların bir anlamı da budur.
 
Sömürgecilerin ittifakına Kandil saldırısı bağlamında tekrar dönersek...
Özgürlük Hareketi Kuzey Kürdistan’da tarihi bir eşiktedir. Doğu Kürdistan’da totaliter dikta altındaki Kürtler örgütleniyor, direniyor ve zulme karşı savaşıyorlar. Aynı zamanda büyük bir ideolojik güçle yeni bir ruh, bilinç ve kişilik sunuyor.
Bu gerçekliği gören Türk devleti, Demokratik Özerkliği engelleyip kendi çözümünü dayatmak istiyor. İran devleti ise bir yandan Suriye politikaları üzerinden daha etkin olmayı hedeflerken bir yandan da Güney Kürdistan’ı etki altına almayı hedefliyor. Olası bir ABD müdahalesinin de zeminini zayıflatmak istiyor. Bunun için İran ile Türk devletleri elele verdiler ve Kandil’e saldırdılar.
Gerillalarımız bu saldırıları engellediği gibi sömürgeci devletlerin bu hesaplarını da alt üst etmiştir. Kandil’e saldıranlar Kandil’de hesaplarını yeniden yapmak zorunda kalmışlardır.

Size büyük bir darbe vurduklarını söylüyorlar. Siz neler söyleyeceksiniz?
Hayır, gerçekleri çarpıtma ve kamuoyundan gizleme amacıyla ortaya atılan iddialardır. Büyük bir ideolojik inanç ve moral güçle mücadele eden arkadaşlarımız, ellerinde çok sınırlı düzeyde teknik bulunmasına ve İran ordusu karşısında sayısal olarak çok az olmalarına rağmen gelişen her saldırıyı kırmayı bilmişlerdir. Burada Sımko arkadaşın öncülüğünde gelişen direniş oldukça görkemlidir. Sımko arkadaş şahsında yeni dönem militanı ve komutanının örnek temsili sergilenmiştir. Zaten bunun için hareketimiz Sımko arkadaşı Kandil zaferinin sembolü olarak ilan etti.
Darbe yememiz bir yana arkadaşlarımız İran ordusunun bir adım dahi ileri atmasına izin vermemiş ve mevzilerini de korumasını bilmişlerdir.
Niye savaştığını bilen, düşmanın zulüm ve zorbalıklarını derinliğine hisseden ve direnişin yaratacağı zaferi gören bir gerilla gücünün doğru bir strateji ve taktikle, yüksek bir coşku ve moral düzeyiyle neleri başarabileceklerini bir kez daha göstermişlerdir.
Tarihte buna benzer örnekler çok azdır. Hatta birkaç örnek dışında yaşanmadığı da belirtilebilir. 300 Spartalının Persler karşısındaki savunma savaşı, Vietnamlıların ABD karşısındaki şanlı direnişi gibi birkaç örnek dışında yoktur. Tarihin en yiğit direnişlerinden birisi de gerillalarımız tarafından İran işgalciliğine karşı gösterilen direniş oldu. Asla abartmıyorum. Binlerce obus topu, katyuşa, havan, tank, termal, lazer tekniğine karşı sadece vefakar Kürdistan dağlarına ve bu dağların zirvelerine kazılmış birkaç mevziyle direnmek ve binlerce askerle yapılan saldırıları kırarak mevzilerini korumasını bilmek ancak böylesi bir onurlandırmayla izah edilebilir.

2 Eylül’de başlayıp 3 gün süren savaştan sonra ateşkes ilan ettiniz. Neden böyle bir ateşkes ilan ettiniz, temel dayanağınız neydi?

Gerillamız bu savaşla yenilmeyeceğini ispatlamıştır. İran devleti de daha önceki Kürt örgütleri gibi bir-iki operasyonla tasfiye edilemeyeceğimizi gördü. Aynı şekilde İran halkı da hareketimiz öncülüğünde gelişen direniş etrafında örgütlenen Kürt halk gerçeğini tanımaya başladı.

İran sistemini demokratik yollarla ve tüm halkların çıkarına olacak şekilde dönüştürebilecek olan tek örgütüz. İran kültürü insanlıkla çatışan değil, insanlığı besleyen bir kültür haline gelebilmelidir. Bunun biricik yolu demokratikleşme ve halkların iradesinin, renginin, dilinin ve kültürünün kendisini özgürce ifade etmesidir. Ateşkes kararımızın bu temelde ele alınmasını istiyoruz. Aksi taktirde özgürlük direnişinden vazgeçmeyeceğiz. Ancak kendisini koruyanlar ve savunanlar varlığını sürdürebilirler.


HALİT ERMİŞ - BEHDİNAN




Güney bombalandı


Diyarbakır’daki 2’inci Hava Kuvvet Komutanlığı 8’inci Ana Jet Üssü’nden havalanan savaş uçakları, dün bir kez daha Güney Kürdistan’ı bombaladı.  Türk savaş uçakları saat 11.00 sıralarında Sidekan’a bağlı Xakurkê, Kela Şin, Ruwar, Rûbiya, Xox, Male Mela ve Lolan bölgelerini bombaladı. Xakurkê’ye bağlı Kûzîne köylüleri, bombardıman bölgesinde sürü ve çobanların bulunduğunu ancak, henüz bilgi almadıklarını bildirdi.