Wan’ın yoksul mahallelerinden biri olan Süphan’da 50 yaşındaki Narê’yle karşılaşıyoruz. 9 nüfuslu küçük bir çadırın içinde yaşam mücadelesi veriyor. Durumunu sorduğumuzda ''Hûn baş bin, em jî baş in“ diye başlıyor sohbete ve bizi çaya davet ediyor. Çadır naylonlardan oluşturulmuş. Çadırın zemininde izolasyon yok. Sadece ince bir halı serilmiş. Elektrikli sobayla içerisi ısıtılmaya çalışılıyor. Bu kış çok soğuk geçmiş. Belediye kendilerine battaniye, döşek, elbise, soba ve gıda paketleri vermiş. Haline şükür ediyor. Çaylarımızı yudumlarken şöyle diyor: “Allah Belediye’yi ve Parti’yi korusun. Onlar olmasaydı biz bu kışı çıkaramazdık.”

Sorun Kürtler olunca...
Wan adeta bir çadır kenti andırıyor. Her çadırda ortalama 10-15 kişi bir arada yaşıyor. Ankara’daki merkezi hükümetin yardımları yok denecek kadar az. Daha doğrusu, ayrım yapılarak, yalnızca kendi yandaşlarına, AKP seçmenlerine yardım dağıtılmakta. Nüfusun yüzde 60’ı ise AKP Hükümeti'nden yardım alamıyor.
Sözkonusu Kürtler olunca, her şey çok yavaş işliyor, çark yavaş dönüyor. Suriye’den gelen mülteciler için iki hafta içinde tam donanımlı konteynır kentleri kurabilen Ankara, Wan’da olabildiğince ağır alıyor işleri. Wan’da 29 konteynır kent oluşturulmuş. Buralara özellikle AKP yandaşları yerleştirilmiş. Günlük sıcak yemek ve diğer yardım malzemeleri dağıtılmakta. Gün geçtikçe buralardan da hoşnutsuzluk yükselmekte. Konteynır kentlerinde kalan depremzedeler yaşanan sorunlardan ve yetkililerin duyarsızlığından yakınıyorlar. Su, kanalizasyon ve çöp problemlerinin olduğunu ifade ediyorlar. Aylardır kanalizasyon suları içinde yaşamlarını sürdürdüklerini, bu yüzden çocukların sıkça hasta olduklarını belirtiyorlar.

Polis kontrollü konteynır kentler

Valiyle konuşmaya çalışmışlar. Kimse kendilerini dinlemek istememiş. Sohbetimizde gazetecilerin de konteynır kentlerine alınmadığını öğreniyoruz. Valilik gazetecilere konteynır kentlere girme ve görüntü alma yasağı koymuş. Böylelikle sorunların kamuoyuyla paylaşılması engellenmek isteniyor. Konteynır kentleri adeta bir hapishaneyi andırıyor. Etrafı dikenli tel örgülerle çevrilmiş ve sürekli polis kontrolü altında.
Büyük depremden bu yana gündemde olan artçı depremler insanları tedirgin ediyor. İnsanların büyük bir çoğunluğu travma yaşıyor. Bu nedenle kadınlar elbiseleriyle uyuyor. Çocuklarsa yalnız uyumaktan korkuyor. Biz de bir hafta içinde 4 depreme tanık olduk.
Wan’da bulunduğumuz süre zarfında birçok insanla karşılaştık, hayat hikayelerini dinledik. Bunlardan biri Gulê’ydi. Gulê aktif bir şekilde çalışmalara katılıyor. Evli misin diye sorduğumda, hayır 17 yıldır sözlüyüm dedi. Şaşırdım. Sözlendikten kısa bir süre sonra sözlüsü tutuklanıp, 34 yıl hapse mahkum edilmiş. 17 yıldır sözlüsünün yolunu gözleyen Gulê, geri kalan süreyi de göze almış durumda.
 
Wan Barış Anaları

Ve Barış Anneleri. Onlar en değerli varlıklarını, gözbebeklerini, evlatlarını yitirdiler bu mücadele içinde. Birçoğunun ağlayacak mezar taşı bile yok. Buna rağmen hepsinin başı dik. Onurlu bir şekilde mücadeleye devam ediyorlar. Onlarla birlikte olma fırsatını bulduğum için oldukça mutlu ve ayrıcalıklı hissediyorum kendimi. Göze çarpan başka bir nokta ise, kadınların yoğun bir şekilde mücadele içerisinde yer almaları. Onlar, eskinin kadınları değil. Yıllar içinde, mücadelede yer alarak aktifleşmişler ve ön saflara geçmişler. Erkeklerin saygıda kusur etmedikleri bir konuma yükselmişler.
Wan’ın içinde bulunduğu durumu bir yöneticiden dinleyelim. Söz Selim Bozyiğit, Wan Belediye Başkan Yardımcısı’nda: "Wan’a geri dönüş Mart'tan bu yana başladı. Şu anda nüfusun yüzde 60’ı Wan’da yaşıyor. Geriye kalanların da Haziran ayına kadar geriye dönmesini bekliyoruz . Buradaki insanların, özellikle ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunları var. Bu sorunları gidermeye çalışıyoruz. Ama maddi kaynaklarımız çok kısıtlı. Merkezi hükümet tarafından herhangi bir yardımda bulunulmuyor. Acilen gıda, giyim, iş makineleri ile maddi yardıma ihtiyacımız var. Yurtdışından yapılan ve yapılacak katkı ve destek ise ayrıca önemli.”
Öyle görünüyor ki insanlar önümüzdeki kışı da çadırlarda geçirmek zorunda kalacak. Zira AKP Hükümeti depremin üzerinden altı ay geçmesine rağmen konut yapma yasağını kaldırmamış henüz. Bununla da özellikle son 20 yılda çevre bölgelerde köyleri başlarına yıkılarak Wan’a göçmek zorunda bırakılan insanları TOKİ’nin konutlarına yerleştirerek kontrol altına almayı amaçlıyorlar. Ama Ankara’nın bu planı gerçekleşmeyecek. Çünkü Kürtler yıkılan evleri ve bahçelerini terketmeyi ve denetim altında yaşamayı istemiyorlar.
Bugün bile, depremden 6 ay sonra, parti üyeliğine göre yardım dağıtılıyor. Kürtler ise merkezi hükümete, onun baskı ve zorbalığına rağmen ayakta kalmayı başardılar. Kürt belediyelerinin ve Kürt halkının yardımlaşması övgüye değer bir davranıştır. Bu nedenle bizler de Avrupa’da elimizden geleni yapmalı, insanlarımıza, değerlerimize sahip çıkmalı ve Wan’ın yeniden inşası için üzerimize düşeni yapmalıyız. Köln’de faaliyette bulunan Pro Humanitate adlı yardım kuruluşu 16 yıldır olanakları ölçüsünde pratik ve somut yardımda bulunmaya çalışıyor. Ekim ve Kasım 2011 depremlerinde 2000 depremzede aileye 35 kiloluk gıda paketleriyle dayanışmada bulunulmuş, kadın ve çocuklar için 800 kışlık mont dağıtılmış ve Almanya’dan götürülen 5000 battaniye, 3700 branda, 1000 mutfak seti ve 5 çadır depremzedelerin hizmetine sunulmuştu.
Bu kez de Nisan ayı başında Wan Belediyesi ile işbirliği içinde 1900 aileye yaklaşık 60 ton gıda maddesi dağıtılarak insanlarımızın ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.

GULÊ ÇINAR-ŞAHİN